Gecenin karanlığa hapsettiği ışıkları görmemek beni mutlu ediyordu. Evet, geceyi ve karanlığı seviyordum. Aldığım kan tadı eşsiz bir haz verirken dudağımda kalan son damlaları da dişlerim yardımıyla damağıma ulaştırmıştım.
***
Lina, beni şu lanet dünyada heyecanlandıran, tadına varabildiğim tek kadın.
Ah, sanırım yine ormanda kendine bir kurban arıyor olmalıydı.
Penceremden gökyüzüne baktığımda ay ışığının mükemmel cazibesi iliklerime kadar hapsoluyordu. Bu tatmin edici güzelliği kendi adımda görebildiğim için kendimle gurur duyuyordum. Kısılmış gözlerle etrafın sessizliğini içime nüfus ettikten sonra penceremi kapattım ve ormanın yolunu tuttum.
***
"Lina, hey! Nerdesin?"
Sesim ağaçların yoğunluğuna aldırış etmeden tüm alanda yankılanıyordu. Gözlerim karanlığın bana bahşettiği ateş kırmızısına merhaba derken tırnaklarım ise benden bağımsız olarak birer pençeye dönüşüyordu... ah tanrım, eğer Lina'yı bulamazsam sinirden ağaç özlerini bile içebilirdim.
Kan tadını arzularken bir yandan da Lina'nın adını dudaklarımda yuvarlıyordum.
"Lina!! Avlanmalıyız rigelim, buraya gelmelisin!"
Sesim bu kez daha çok yankı yaptı ve sesimin yayılmasıyla eş zamanlı olarak âdeta bir gölge bulutunu andıran yarasa sürüsü üzerimden geçti. Başımı kaldırıp sürüye baktığımda çoğunun yaralı olduğunu gördüm. Evet, sanırım yine yarasa avlıyordu. Yarasaların geldiği yere doğru hızla ulaştım ve Lina'yı bir ağaç kütüğünün üzerine oturmuş, kanlı elleri ve dişleriyle pişirmediği yarasanın etlerini ayırdığını gördüm. Yanındaki boş kütüğe oturup boynundan ısırdım.
"Saatlerdir seni arıyorum. Ah cidden, ne zaman uslu bir kız olup avlanmaya benimle geleceksin?"
Lina mosmor olmuş gözlerini vücudumda gezdirdi ve dudaklarımda sabitledi.
"Çünkü senin olmama izin vermiyorsun. Şu kahrolası hayvanın kanına kalıyorum."
Dudağının kenarındaki kanı görünce tatmak için dilimi oraya sabitledim ve hızlı bir hamleyle kanı emdim. Tadı, oldukça lezzetliydi.
"Bak Lina, sana benim çırağım olduğunu söylemiştim. İleri gitme, sınırlarımı zorlama. Eğer şartlarıma uymayacaksan, cezasını çekmeyi de kabullenmek zorundasın. Bu yüzden... uslu bir kız ol ve bana itaat et."
Yerden aldığım yarasa gövdesini iki elimle sıktım ve akan kanın avuçlarıma dolmasını sağladım. Yeteri kadar dolduğunda dudaklarımı avuçlarıma götürüp kanı oldukça soğukkanlı şekilde içtim. İşte şimdi tatmin olmuştum. Ah tanrım, teşekkürler... cidden bu yaratığın kanı tarif edilemez şekilde mükemmel...
***
Lanet güneş ışıkları evimin her yerini aydınlatırken âdeta deliye dönmüştüm. Aptal ben, nasıl olur da siyah perdeleri çekmeyi unuturdum?
Her yeri tamamen kapattığıma emin olduğumda elime ansiklopedimi aldım ve hayvanlar hakkındaki araştırmama devam ettim.
Antilop yüreğindeki kan oranı hayvanlar alemindeki en yüksek orana sahiptir. Ayrıca eti de uzun süre bozulmaz ve soğuk ortamlarda daima taze kalır.
Penguen derisi oldukça vitamin barındırır ve gövdesi yağlı ve kanlıdır.
Üşengeçliğimden ötürü okumaya ara verdim ve tercihimi belgesel izlemekten yana kullandım. Ormanlar kralı olarak nitelendirdikleri aslanın diğer hayvanları soğukkanlılıkla avladığı anları izledim ve birçok bilgi edindim. Ah evet, kesinlikle geceye hazırdım.
***
Lanet güneş etrafa kırmızı-turuncu renk karışımı bir ambiyans bıraktığında siyah perdelerimi iki yana açtım. Vakit geliyordu. Hava kararıyor, ormanda avlanmak için hazır olda bekleyen hayvanların sesi kulaklarıma doluyordu.
Onlara unutulmaz anlar yaşatacak, gecenin en acımasız saatlerinde hepsini midemde ağırlayacaktım.
"Moon, hadi ama kapat şu lanet perdeyi!"
