Telefon kapandığında saate baktım, ne ara 10.00 olmuştu? Zaman çok çabuk geçiyordu ve bu benim için hiç iyi bir şey değildi, zamanın çabuk akması demek benim işlerime kısıtlama gelmesi demektinve ben bundan hoşlanmazdım. Orman yolunun sonuna geldiğimde loş ışığı pencerelerinden dışarıya sızan evin önünde durdum, etrafıma göz gezdirdikten sonra vakit kaybetmeden sırt çantamı ve telefonumu alarak aşağıya indim. Ayak sesleri gelirken arabayı kilitleyip eve doğru koşmaya başladım, ayak seslerini aynı ritimde köpek havlamaları da takip ederken ben anahtarı deliğe yerleştirmekle meşguldüm. Silah patlaması sesi duyulduğunda nefes alışverişlerim hızlanmıştı, burası için normal bir geceydi ama ben silahlardan hoşlanmazdım. Kapıyı açabildiğimde vakit kaybetmeden içeriye girdim, kapıyı arkamdan kapatarak kilitledim. Açık olan pencereyi kapatarak perdeyi
üzerine çektim, botlarımı çıkararak gazetenin üzerine fırlattım. Salona doğru yürürken kulak sağır edici bir sessizlik vardı, üzerleri beyaz çarşaflarla örtülmüş tablolar bir çember oluşturacak şekilde konmuştu ve ortalarında ahşaptan bir iskemle vardı. Salondan çıkarak onun odasına doğru yöneldim, kapısı kapalıydı. Kapıyı iki kere tıklattım ama içeriden bir ses gelmedi, kulbu aşağıya doğru çekerek içeriye girdim, gitmişti. Sıkıntıyla bir nefes verdim, çalışma masasına oturduktan sonra gözüme çarpan beyaz zarfa uzandım, zarfı kibarca açarken içimde engel olamadığım bir burukluk oluşmuştu.
"Bu satırları yazabilmek dünyanın en hafifletici ya da en ağır eylemi benim için, karmakarışık hissediyorum ya da hissetmiyorum. Hiçbir şey hissetmiyorum ama bencilce davranmıyorum. Konuşmuyorum ama dokunuyorum, sevmiyorum ama öpüyorum, umursamıyorum ama ağlıyorum, bunlar insana bir süre sonra ağır geliyor. Vicdan değil de bendeki, sadece farkında olmak. Bu hayat yaşamak için fazla zor, bunu okuyan kişinin annem olmamasını diliyorum, zaten büyük ihtimalle sen okuyorsundur Arsen çünkü seni
bekliyordum. Fazla da bir şey demeye gerek yok, beni siz bana muhtaçlıklarınızla öldürdünüz, üzülebilirsiniz, bir şekilde geçer. Annem okumasın, mümkünse yak gitsin Arsen ama sen kesin bir Oğuz Atay kitabının arasında saklarsın, gerçi en son Özdemir Asaf okuyordun ama olsun. Kendine bir iyilik yapmak istersen insanları boşver, ya da onların seni delirtmesini bekle, ben ilk seçeneği tercih ettim ama ikinci seçenek kulağa senin gibi biri için kötü gelmiyor."
Mektup elimden kayarken yavaşça sandalyeden kalktım, titreyen ellerimi gözyaşlarım ile ıslattığım maskaralı
gözlerime götürdüm, sanırsam canım yanmıştı. Bu his bir o kadar tanıdık gelirken bir o kadar da uzak geliyordu, belki de ben öyle istiyordum, bilmiyorum. Yürüdüm, sendelediğimde duvarlara tutundum, ayağıma botlarımı geçirmeden dışarı attım kendimi, köpek havlamarı durmuştu, zifiri karanlıktı. Ölüm sessizliği vardı, gece onun için susmuştu şimdi, ağlattığı adamın ölümü için susmuştu. Ayağıma batan taşları umursamadım, sadece yürüdüm. Evden uzaklaşmıştım, toprak yola girdiğimde birini görür gibi oldum, yanına doğru yürüdüm, eğildim, oydu...
Bıraktığım gibi değildi, her zaman kızarık olan gözlerini göz kapakları örtmüştü. Yüzünü ellerimin arasına aldım, zifiri karanlık bile olsa her ayrıntısını inceledim, demek sevmek böyle bir şeydi, o her şeyden habersizken ölmek. İstemeyerek de olsa arka cebimden telefonumu çıkarttım, hiç düşünmeden onun numarasını tuşladım, telefon ilk çalışta açıldığında içimden buruk çıkan sesime lanetler okuyarak konuşmaya çalıştım.
"Gelmen lazım, yine sana muhtacım..."
YOU ARE READING
Mavi Gibi
ChickLit22 yaşındaki bir kadın, hayatını bağladığı adamı gökyüzünden izlemeye başlamıştır.
