GİRİŞ

248 11 6
                                        


( 04 Eylül 2018 tarihinden itibaren yayımlanmaya başlamıştır. ) Keyifli okumalar...

***

Lavabonun giderinden akıp giden suya hiçbir şey yapmadan dalgınca bakıyordum. Gözüm, akan suda olsa da aklım bambaşka bir yerdeydi. Biraz olsun bu tutuk halimden çıkabilmek için gözlerimi kapatıp kafamı sağa sola salladım ve derin bir nefes alıp verdim.

Bu sersemliğime bir son verebilmek için lavaboya doğru eğildim. İki elimi birleştirerek akan suya tuttum. Avuç içlerime dolan soğuk suyu hızla yüzüme çarptım. Hızımı alamayarak üst üste birkaç defa daha aynı işlemi gerçekleştirdim. Yeterli geldiğine kanaat getirerek çeşmeyi kapattım. Bu beni biraz olsun kendime getirmişti. Sevimli kedi surat baskılı yüz havlumu askılıktan alarak yüzümü kurulayıp tekrar yerine astım ve küçük aynada gördüğüm aksime baktım. Kabul ediyorum aklım, hala sabaha karşı gördüğüm rüyadaydı.

"Neden?" diye aynadaki aksime sorduğum sorunun cevabını elbette ki alamayacağımın farkındaydım.

"Ama bir anlamı olmalı! Yoksa neden hep aynı ..."

Ah!

Bu karmaşık ruh halim ve anlamsız bir şekilde konuşmamın sebebi delirmem değil elbet! Ama bu yaşadığım şeye bir cevap bulamasam o yolda ilerleyeceğim aşikâr. Son bir aydır hemen hemen her gece aynı rüyayı görmem normal miydi?

Bence değil!

Gördüğüm rüya korkutucu değildi. Aksine çok tatlı bir rüyaydı. Ama anlamadığım şey neden hep aynı rüya olduğuydu. Gördüğüm bu rüyayı analiz etmeye çalışarak gerçekliğini kendimce sorguladığım zamanlar olmadı değil hani.

Ama yok!

Hiçbir cevaba ulaşamamıştım. Birkaç saniye öylece durup, derin bir nefes daha alıp verdim. Gözlerimi tekrar aynadaki aksime diktim. Belki bu defa bir ipucu yakalarım diye rüyamı beyin süzgecimden tekrar tekrar geçirmeye çalıştım.

Güneşli bir ilkbahar günüydü ve ben, rengârenk güllerin olduğu bir bahçedeydim. O kadar güzel ve bakımlı bir bahçeydi ki hayran kalmamak elde değildi. Bir yandan gözlerim kapalı bir şekilde, yüzümü göğe doğru kaldırmış güneş ışığının tenimi ısıtmasının keyfini sürüyordum. Diğer yandan da bu güzel güllerin kokusunu burun deliklerimden içeriye davet ederek ciğerlerime adeta bayramı yaşatıyordum.

Sahi rüyadayken koku duyusu işlevini sürdürür müydü? Bunun cevabını bilmiyordum ama bildiğim tek şey uyandığımda bile o güzel güllerin kokularını gerçekmişçesine hatırlamamdı.

Üzerimde rengârenk, uçuş uçuş, ince askılı bir elbise vardı. Sarı ışıltıların serpiştirdiği açık kumral saçlarım, gerçekte olduğundan biraz daha uzundu ve belime kadar iniyordu. Hafiften tatlı bir rüzgâr esiyor ve önden çıkan bir kaç saç telimi yüzüme düşürüyordu. Bu beni rahatsız etmiyor olmalı ki onları yüzümün önünden çekmiyordum. Huzurluydum ve bu küçük cennetin tadını çıkarıyordum.

Bir süre sonra bu büyülü cennetten beni çıkaran şey, duyduğum bir ses oluyordu. Tam arkamda bir yerlerde bir atın kişnemesi ve yaklaşmakta olan toynak sesi duyuluyordu. Şaşkınlıkla hemen arkama dönüyordum.

Sesin sahibini görmüyordum ama bana yaklaşmakta olduğunu anlıyor ve merakla ortaya çıkmasını bekliyordum. Çok geçmeden simsiyah, uzun mu uzun yeleleri olan bir atın, asil adımlarla bana doğru geldiğini görüyorum.

Tıpkı... Tıpkı... Kara bir inci gibiydi.

Üzerinde bir adam vardı ve oda tıpkı üzerindeki atı ile uyumlu olacak kadar siyahlar içerisindeydi. Arkasına aldığı güneş yüzünden yüzünü seçemiyordum ama uzun ve heybetli bir vücuda sahip olduğunu görebiliyordum. Elimi, gözüme siper edip atın üstündekini daha net görmeye çalışıyordum ama bu çabam pek işe yaramıyordu.

RENK CÜMBÜŞÜMBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin