Tanıtım

193 23 20
                                        

Ağlıyordum...

Neden ve ne için kaçırıldığımı bilmeden umutsuzca ağlamaktan başka birşey yapamıyordum. Kaç dakika veya kaç saattir kapalı tutulduğumu bilmediğim bir odada bana yabancı gelen duvarlar, fazlasıyla klasik olan eşyalar buraya ait olmadığımı fısıldıyordu avaz avaz! Benimle dertleri neydi, bana ne yapacaklardı bilmiyordum ama tehlikeli insanlar olduklarını hissedebiliyordum. Gözlerimi sıkıca yumdum, tüm bu yaşadıklarımın bir tür hayal yada kabus olduğunu düşünmek istiyordum fakat gözlerimi tekrar araladığımda gerçeklerin canımı yakmasıyla bir kez daha sarsıldım.

Gerçekti!

Usulca uzandığım yataktan kalkıp kapıya doğru ilerledim. Bir yol bulmalı ve bir an önce buradan çıkmalıydım, yoksa gözleriyle üşümeme sebep olan adamın yapacaklarından korkuyordum. Hiç şüphesiz beni plansız kaçırmamıştı ve yine emindim ki hakkımda hiçte iyi şeyler düşünmüyordu.

Kapıyı açmaya çalışırken kilitli olduğunu fark etmemle sıtma tutmuş hasta gibi histeri krizine girmiştim. Oldukça kısa bir sürede kendimi toparladım, kapıdan çıkmayacağımı anlayıp bu defa cama doğru yöneldim. Gördüklerimle gözlerimin yuvalarından çıkacakmışcasına  açılmasına engel olamazken sertçe yutkundum.

Çok yüksekti!

Gözlerimi etrafta gezdirirken hayran olunası manzarayla büyülendim.

Burası Mardin'di.

Oldukça büyük puslu taşların bir araya gelmesiyle oluşturulan konaklardan bunu anlamıştım. Bir an çığlık atıp yardım istemeyi düşündüm ama bu konağa yakın hiç bir ev olmadığını fark ettim, denesem de bu konaktaki insanlar hariç sesimi kimseye duyuramazdım.

Omuzlarım Yenilmişlikle çöktü. Buradan kaçamayacağımın farkındalığıyla cam kenarındaki geniş, el işi yer minderlerinin süslediği krişe oturdum.

İçimdeki terdirginlik çığ gibi büyürken aklıma ailem geldi.

Kaçırıldığımı farketmişler miydi?

Beni arıyorlar mıydı?

Hiç sanmıyordum! O kadar savruk ve umursuz bir ailem vardı ki, yokluğumu bir kaç gün sonra bile fark edebilirlerdi. Boğazıma dizilen hıçkırıklarım artık canımı yakıyordu. Ailemin bu zamana kadar bana yaşattıklarına, sessiz kalıp karşı çıkmayışlarıma, birgün beni seveceklerine olan inancıma için için ağladım!

Bugüne değin yaşadıklarımı nasıl unutabilirdim ki?

Berkcan!

Peki o beni arıyormuydu?

Gerçekten beni seviyorsa bulacağına olan inancım tamdı ama bir yandan da bulmasını istemiyordum! Ona söyleyemeğim gerçeklerin acısı kalbimin buruyor dayanılmaz bir ağrı veriyordu.

Meçhul bir çıkmazın içinde sürüklenirken bu dört duvar arasına kapatılma nedenimi düşündüm, bu belirsizlik beni kahrediyordu. Ne kadar ağladığım konusunda en ufak fikrim bile yoktu ama bir süre sonra kilit açılma sesiyle hızla ayağa kalktım.

Gözyaşlarımı hırsla silerken kendime güçlü olmam gerektiğini telkin ediyordum. Kapı ağır ağır açıldı ve tekrar acımasız mavi gözlerle karşı karşıya kaldım. Uyuşuk adımlarla yanıma doğru yaklaşırken kesinlikle duruşundan taviz vermiyordu. Duruşu, bakışı, biçimli ama çatık kaşları ürkütücü ve aynı zaman da inanılmaz duygusuzdu. Beni daha önceden tanımadığı halde sanki benden nefret ediyormuş gibi bir hali vardı.

Güçlükle yutkundum. "Benden ne istiyorsun? Bırak gideyim." Sesim fısıltı şeklinde, engel olamadan yalvarır gibi çıkmıştı. Tam önümde durdu ve başını sağ omzuna doğru yatırdı. Yüzünde ilk defa bir duygu esamesi görür gibi oldum. Yanılmıyorsam eğlenir gibi belki biraz da öfkeli!

"Hiç bir yere gidemezsin!"dedi aksi bir sesle. Bir süre gözlerini yüzümde gezdirdi ve ağır hareketlerle sağ kolunu usulca arkasına doğru götürdü. Saniyeler sonra alnımın ortasına dayattığı metalin verdiği serin hisle nefesim kesilmiş, korkuyu iliklerime kadar hissetmiştim.

"Ne..ne yapıyorsun?"

Kahretsin! Şuan ki yaşadığım korkuyla, aciz görünmek istediğim adama yalvarabilirdim. Hissiz bir tavır, yalan bir gülümsemeyle önce dudakları kıvrıldı, daha sonra dişlerini alt dudaklarına geçirip olağan üstü bir sakinlikle alnıma dayadığı silahı usulca yanağıma oradan dudaklarıma indirdi.

"Sana iki şart sunacağım.."dedi katı sakinliği devam ederken. Sadece başımı sallamakla yetindim, her an düşüp bayılabilirdim. Namlunun ucunu dudaklarımın üstünde gezdirip çenemin altına dayadı.

"Ya benimle evleneceksin!" Bir anda aramızdaki mesafeyi en aza indirdi, artık burunlarımız bir birine temas ediyordu. "Yada şimdi şuracıkta, beynini uçuracağım!"

Yeni ve ilk defa yazdığım bir kitap! Herkesten desteğini veya iyi yada kötü yorumlarını bekliyorum 😊

20.06.2018

sen gelmeden önceStories to obsess over. Discover now