Onu İlk Kez Gördüğümde

27 0 1
                                        

Onu ilk kez gördüğümde hayatımda hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlamalıydım, anlayamadım. Okulda sıradan bir günün sıradan bir anıydı. O an hayatımı değiştirecekmiş, bilmiyordum. Nasıl bilebilirdim? Sıradan bir ekim sabahı, sıradan bir tarih dersinden sonra sıradan bir teneffüse çıkmıştık Lal ile. Lal, en yakın arkadaşım, her şeyimi bilen, her şeyini bildiğim. Güneşin nazlı olduğu ama rüzgarın üşütmediği bir ekim sabahıydı. Bahçeye çıktık, aheste aheste kantine yürüdük, canımızın bir şey de istediği yok ama bir çay alırız diye düşünüyoruz. Bahçede uzun saçlı, uzun bacaklı, eteği de her zamanki gibi gereğinden kısa olan İlke ile karşılaştık. İlke, ya da diğer adıyla bayan bacak! Bütün okul onu bayan bacak olarak tanıyor. Gıcık şey. Açmış yine saçlarını savura savura yürüyor. Eteği rüzgardan açılınca sanki bu hoşuna gitmemiş gibi bir telaşlar, bir heyecanlar, gören de bir şey oldu sanır. Alt tarafı eteğin açıldı kızım ne bu gülüşler, kahkahalar, sanki çok komik bir şey olmuş gibi. İlke'nin sinirimizi bozmasına izin vermeden hızlıca uzaklaşıyoruz yanından. Etrafını yan sınıfın erkekleri sardı bile. Boş kafalar sürüsü. Ne buluyorlar bu kızda hiç anlamıyorum. Yaptığı tek şey o koca ağzını açıp yüksek perdeden kahkahalar atmak. Allahtan bizim sınıfta değil, yoksa tahammül edilecek yanı yok bu kızın. Kantine doğru yürüdük, çaycı Münevver abla o kocaman gülüşüyle karşıladı bizi. "Günaydın kızlar, çay yeni demlendi, dökeyim mi birer bardak" dedi. Münevver abla çay koyayım mı demez de, dökeyim mi der. Hep güleriz bu lafına. İlk duyduğumuzda "tazeyse dökme çayı koy bir bardak" demiştik de asıl o gülmüştü, bütün kantini kahkahasıyla çın çın inletmişti. "Dök Münevver abla iki çay" diyoruz Lal ile. Tezgahın üstüne ücretini koyup, alıyoruz çayları. Lal, gel banklara oturalım diyerek çayını alıp ilerliyor. Ben de çayımı alıyorum, sıcak karton bardak elimi yakmasın diye ucundan tutarak ağzıma götürüp üflüyorum hafifçe. Üflememle buharlar yükseliyor, burnumun ucunu yakıyor hafifçe. Kafamı karton çay bardağından uzaklaştırıp şöyle bir geri atıyorum. Lal'in nereye doğru gittiğini anlamak için bakınıyorum etrafa. Bu kız da hemen uzaklaşmış, daha demin dibimdeydi! Öyledir Lal, tay gibidir, hızlı hızlı bir yerlere koşar sürekli. Deli kız. Çay da sıcak, hızlı hareket edemiyorum elime dökülmesin diye. Biraz ilerleyip sağdaki ağaçların altındaki banklara bakıyorum, orada yok. Hay allah.  Biraz daha ilerdeki banklara doğru gittiğini düşünüp, elimdeki dökmemeye özen göstererek temkinli ama hızlı adımlarla yürüyorum. İlerdeki bankların orada altı, yedi kişilik bir kalabalık var, bank arkalarında kalmış. Lal herhalde onların arkasındaki bankta diye düşünerek kalabalığa doğru yürüyorum. İşte ne oluyorsa o an oluyor! Bir anda. Hiç beklemezken. Hiç istemezken. Hiç aramazken. Bir anda oldu. Lal'i arayan gözlerim bir an ona takıldı. Kim olduğunu bile bilmediğim, daha önce hiç görmediğim ona. İlk defa orada gördüm onu. Kumral hafif uzun saçlarını, buruşuk salaş okul gömleğini, kimselere kolay kolay vermediği gülümsemesini (tabi ozamanlar bunu bilmiyordum). Bütün sesler sustu sanki, okulun o kalabalığının gürültüsü bir anda duyulmaz oldu. Tepemden kuşlar uçtu, hafif bir rüzgar saçlarımı savurdu ve içimin en derinlerinden gelen bir kıpırtı geldi yüreğimin üstüne oturdu. Adı aşkmış bunun bilmiyordum. Aşk! İnsanı hem uçuran hem yere çakan bir şeymiş. Tabi o an bunu bilmeme imkan yoktu. Ama hissediyordum. Bu bahar günü, bu güzel sonbahar günü başkaydı, farklıydı, daha önce böyle bir gün yaşamamıştım, böyle bir bahar, böyle bir çift göz, böyle bir sızı... Aşk yüreğinin sızlaması mı demekmiş? Hem de hiç yoktan, hem de hiç tanımazken. Nasıl olurdu bu? İçimi üşüten şey rüzgar değil de aşk mıydı yoksa? Daha önce hiç aşık olmamış olan ben, nasıl cevap verecektim bu sorulara! Gözlerimi alamadım, elimde bir çay, diğer elim uçuşan saçlarımı yüzümden çekmekle meşgul. Ben bir şaşkın, orada öylece durup ona baktım. Uzun baktığımdan mıdır nedir, o da baktı. Ah ama o ne bakma! Bakma çocuk diye bağıracağım neredeyse. Bakma, sonu fena bunun diyeceğim. İnsan bilmese de hissediyor. Bilmiyordum ama hissediyordum. Büyük bir fırtınanın geldiğini hissediyordum. Ben Mavi. 17 yaşındayım ve ilk kez aşık oluyorum. O ise bunu bilmiyor. Henüz! 

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: May 12, 2018 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

Benim SerserimStories to obsess over. Discover now