Sevgimi hissediyor musun bilmiyorum ama, Karadeniz kesin hissediyor..
-
16 Kasım 2017
Sevgili Berkay,
Tam da doğum günümde yazıyorum bu mektubu sana. Bu, sana bugün yazdığım sekizinci ya da dokuzuncu mektup galiba. Her seferinde nereden başlasam bilemiyorum seni anlatmaya. Seni anlatmaya başlarsam susamayacağımı da biliyorum aslında. Belki de oturup Karadeniz'i dinlersen o anlatır sana. Benim hissettiğim her duygu vardır onda da. Sen Karadeniz'e anlattığım, hatta haykırdığım tek kişisin benim için. Kokun o kadar güzel ki, dünyada eşi benzeri olmayan bir koku gibi.. (Bunları yazarken elim titriyordu. Neredeyse kalemi bile tutamıyordum.. Kağıdın üzerine yavaş yavaş gözlerimden akan yaşlar da süzülüyordu.) Sen benim için o kadar farklısın ki, hiç kaybetmek istemediğim, bitmeyen bir kitap gibisin.. (O sırada sol tarafım bir anda sızlamaya başladı ve sol elimle kalbimin üzerine hafif bir basınç uyguladım. Belki de hiç iyileşmemek vardı kaderimde, senden ölmek..)
(Biraz zaman geçtikten sonra, içeriden bir kapı sesi duydum. Sanırım gelen babamdı. Bana o kadar kin besliyordu ki. İnsan kendi evladına bunu nasıl yapabiliyor anlayamıyordum. Onu takmadan yazmaya devam ettim..) Sen benim tek yaşama sebebimsin. Hayatta birçok şeyi yaşadım Berkay, ama seni yaşayamadım.. Bunu bana sağlamadın sen. Şimdi söyle, bunca acı ve bunca keder buna değer miydi sence? Bence değmezdi.. Beni korumak için yaptığın ve söylediğin şeylerin hiçbiri aslında beni korumak için değildi. Hepsi beni üzmek içindi öyle değil mi? Sen beni üzmekten o kadar çok zevk aldın ki, arada bir yazıp, beni önemsiyormuş gibi davrandın. Beni kandırmak için onca bahane, onca sebep ürettin. Peki ya ben? Benim duygularımın ve düşüncelerimin hiç mi önemi yoktu senin için? Tabii ya, ben senin için sadece bir oyuncaktan ibarettim..
__________________________________________
Mektubu yarım bırakıp, kalemi aniden duvara doğru fırlattım. O an ki hissettiğim öfkenin tarifi bile yoktu.. Sandalyemden kalktım ve masaya vurmaya başladım. Ne kadar vurduğumdan emin değilim. Durup elime baktım ve elimin her yerinin paramparça olduğunu gördüm. Böyle biri için değmezdi ki. Neden beni sevmeyen birine bu kadar bağlanmıştım? Neden insanlar beni hep üzmeye çalışıyordu? Onlara ne yapmıştım ki? Sandalyeyi bir anda yere fırlattım.. O sırada babam odamın kapısını çalmadan odama girdi. Beni, puslu ve büyük penceremin önünde ağlarken görünce, elini boğazıma getirip beni yere fırlattı. Sonrasını zar zor hatırlayabiliyorum.. Kemerini çıkarttığını ve bana vurduğunu hatırlıyorum. Hem de defalarca kez. Hiç durmadan..
Uyandığımda ilk hissettiğim şey soğukluktu. Kafamı kaldırır kaldırmaz, odamın darmadağın ve yazdığım mektupların hepsinin farklı yerlerde, yırtılmış bir biçimde olduklarını gördüm.. Onun beni kemerle dövmesine o kadar alışmıştım ki, sırtımdaki ve kolumdaki izleri önemsemeden ayağa kalkıp, mektuplarımı toplayıp, birleştirmeye çalıştım. Ne kadar alışsam da sırtım ve kolum acıyordu.. Neden bu kadar gaddar bir babam vardı ki?! O anda soğukluğun kapıdan geldiğini hissettim. Elimdeki yarım kalan mektupları, biraz kırılmış olan masamın üzerine koydum ve kapıya doğru yöneldim. Dış kapının açık olduğunu gördüm. Bunu görünce hiç şaşırmamıştım..
Dışarısı o kadar güzel görünüyordu ki. Beyaz kar taneleri, yeşil bitki örtüsünü adeta sarmalıyordu.. Üzerime benden bile ağır olan paltomu giydim. Salona doğru yöneldim ve bir koku almıştım.. Bira, bira kokuyordu.. Etrafa bakmama bile gerek kalmadan masanın üzerindeki bitmiş biraları görebiliyordum. Tabii yerdeki bitmiş biraları da öyle.. Kışlık botlarımı giydim ve atkımı önemsemeden boynuma hızlıca dolayarak evden çıktım. Beni tek anlayan Karadeniz'di.. Dışarıdaki güzel havayı içime çekerek, yavaş yavaş denize doğru iniyordum ki, o esnada birini gördüm...
YOU ARE READING
Kaybolan Ben
RomanceSeni hayal edemeyeceğin kadar çok seviyorum. Sen, kaybolan beni ilk bulan kişisin... (boyxboy)
