//Bölüm-1

303 32 3
                                        

Sararmış yapraklar, güneşin aksine ait oldukları daldan intihar ederek özgürlüklerine kavuşuyorlardı, rüzgara ve sonsuz bir sürüklenişe.. Sanırım  sararmış bir yaprak olmak isterdim. Hiçbir zaman son bulmayacak seferlerle..

Masallar, masallar ve masallar. İnanılmak istenen, çocukları kandırmak için yazılan, gerçekleri adeta bir perdeyle örterek hayaller kurdurmaya yarayan masallar. Kendi ellerimizle kendi masallarımızı yazdık evet! Ama bunu o kadar benimsedik ve inandık ki! Gerçekler, gerçekler bir sis bulutu gibi uzaklaşırken biz sadece elimizde yalanlar, zihnimizde ninnilerle kendimizi avuttuk. Pişman mıyız? Belki de. Ama sanırım yapabileceğimizin en iyisi de buydu. Bir şeyleri gömebilmek. Yok sayabilmek. Bunun içinde bir kez daha alkışlamalıyız kendimizi.
Etrafımızı yalanlarla donattık. İnandırdık insanları yanlışlara. Evet bunu biz yaptık. Ama inanmak veya inanmamak onların elindeydi. İnandılar! İnansınlar. Bu bir sır perdesi ve duvarları bizi çevreliyor. İpler bizim elimizde! Onları halat olarak kullanıp yukarıya tırmanmakta. Tavana sabitleyerek, ayaklarımıza vurduğumuz bir darbeyle nefesimize son vermekte. Ama çabalamak! Kazanamasak bile, çabalamak beynimizin bir zaferidir. O yüzden çaba! Gerekirse yok saymak , göz ardı etmek. Ama çabalamak!

Küçükken annem hep masal anlatırdı bana. Saçımı okşar ve fısıldardı sessizce. "Büyüyünce güzel kızım! Dünya senin için bir pamuk şeker kadar güzel olacak. Saf ve güzel." Duydum dinledim. İnandım, her geçen gün büyüyerek dünyayı bir pamuk şeker kadar çok sevip kucaklayacağım mutlu olacağım günleri saydım. Ama anladım ki dünya ne pamuk şeker ne de saf ve güzel. Hayat bir katil ve bizde onun silahlarını doğrulttuğu cılız bedenleriz. Tetiği çekiyor, ateş ediyor. Ama ölmüyoruz. Kalkıyoruz, yeniden, yeniden ve yeniden. Ama biliyoruz bir gün kalkamayacağız ve o son kurşun bizim sonumuz olacak.

Yüzüme vuran rüzgar kendime gelmemi sağlarken, koyu renk ojeyle boyadığım tırnaklarımı kısacık olan saçlarıma geçirerek karıştırdım. Yeni kaykayım adeta uçuyormuşum gibi hissetmeme neden oluyordu. Sanırım onu sevmiştim. Rüzgar hızımdan dolayı beni devirmek istermişcesine eserken. Omzumdaki kaymak isteyen çantamı düzelterek hızlanabildiğim kadar hızlandım. Sonuçta bir yerden başlamak gerekiyordu. Yeniden kalkmak için düşmek, yerde kalmamak için de direnmek.

Birkaç dakika önce Sera'ya mesaj atarak, ona geleceğimi bildirmiştim. Sera? Birkaç yıldır benimle birlikte olan en yakın arkadaşım. Herşeyimi tereddüt etmeden paylaştığım tek arkadaşım. Ne kadar soğuk olsam da, o yaptıklarıma aldırış etmeden daima yanımda olmuştu. Evlerimiz birbirine çok uzak değildi fakat ben her zaman en dolambaçlı yolu kullandığım için uzun sürüyordu. Çünkü, rüzgar ve temiz hava yaşadığımı defalarca kez daha yüzüme vuruyordu. Katlanmak zorunda olduklarımı hatırlatmak istercesine.

Tanıdık dışı çakıltaşları ile kaplı olan iki katlı evi görerek yavaşladım. Bu ev gerçekten de çok güzel anılarla dolu bizim evimizin aksine. Sonbahara aykırı bir şekilde güneş bugün yakıyordu. Bu benim koyu renk kıyafetler ile korunmamla ilgili de olabilirdi. Yavaşladıkça rüzgar azaldı ve tamamen durduğumda ise, hırçın rüzgar yerini hafif bir esintiye bıraktı.

Her adımımda beynim varlığımın gerçekliğini sorgularken. Kafamın yoğunluğu ile bir kaç saniye durarak Kafamı salladım. Bahçe kapısını araladım ve içeriye doğru kaykayımla beraber süzüldüm. Üzerindeki çiçekli bir süsle "Hoşgeldiniz"yazısı olan beyaz kapı açıldı. Sera!! O kadar saf ve narin ki! Bunu saçlarının ince kıvırcık tellerinden, içinizi ısıtacak kadar heyecanla bakan gözlerinden anlayabilirdiniz. Sera yüzündeki şirin gülümsemeyle bana doğru atıldı. Kaykayımdan inerek, Sera'ya doğru ilerledim. Kumral kıvırcık saçlarını yüzüme kazırcasına kucaklaştık. "Hoşgeldin Niiiiiil!!" Hoş tınısı kulaklarıma ulaşarak gülümsememe sebep oldu. "Hoşbuldum Sera!"  Elini kısa saçlarımın içerisine geçirerek karıştırdı. "Ah, gittikçe uzuyorlar." Saçlarımı genellikle kısacık keserdim. Hem onları böyle seviyordum ve her sabah kalkıp onlarla uğraşmak zorunda kalmıyordum. "Evet kısa bir süre sonra,tekrar kesmem gerekecek. Uzadıkça sinirlerim bozuluyor." Sera hafifçe kıkırdadı. "Hadi ama Nil onlar çok güzeller, onlara böyle davranma." Sera her zamanki saçımı sevdiğine dair ettiği iltifatları sıralarken Onun sarı saçlarının güzelliği adeta gözlerimi kamaştırmıştı. Saçlarımı bu seferde elmasmışcasına dikkatli bir şekilde elledi. Eğer saçlarınızı çok seven bir arkadaşınız varsa, bunlara katlanmak zorundaydınız. "Üzgünüm ama onları sevmiyorum!" Omzumu silktim. "Ama ben çok seviyorum! Neyse, seninle bu konu hakkında konuşmayacağım bile. Ne de olsa dinlemeyeceksin. Hadi gel de içeri geçelim."  Söylediklerine dik dik baktıktan sonra hiçbir zaman yüzünden eksik olmayan gülümsemesi benimde istemsizce dudaklarımın kenarını yukarı kıvırdı.

Birkaç adım gerileyerek, yeni siyah ve üzerinde çok hoş bulduğum şekiller olan kaykayımı sıkıca kavrayarak doğruldum. " vay canına!  Bu gerçekten de inanılmaz, uzun zamandır almak istediğin kaykay değil mi o?" Evet, beni tanıyan çoğu kişi bir kaykay canavarı olduğumu biliyordu. Bu kaykayı da herkese hayran hayran anlattığım için, bunu çok istediğimi tabi ki de biliyorlardı. Kaykayımı kucaklayarak Sera'ya doğru adımladım. "Evet, babam Yaklaşan doğum günüm için aldı. Ben tabii ki de beklemedim ve kullanmaya başladım." Onu kullanmayıp evde uyutmak tabi ki de haksızlık olurdu. Sera önde ben arkasında beyaz kapıyı aralayarak içeri girdik. Kafasını hafifçe bana çevirerek göz kırptı. "Hayırlı olsun."  Gülümsedim. Merdivenleri çıkarken bir yandan salonu inceliyor ve güzelliğini sorguluyordum. Tamamen beyazlar içinde dekore edilmiş eve, tekrar hayran bir şekilde baktım. Salkım Teyze aşırı zevkli bir kadındır ağzınız açık bir şekilde saatlerce bu beyazlar içerisindeki evi seyredebilirdiniz. Üstelik çok sevecen ve tatlı bir kadın, Salkım Teyzeyi gerçekten seviyorum.

Sera odasının beyaz kapısını açtı, o önde ben arkasında olmak üzere içeri girdik. Tanıdık oda içimi ferahlatırken hızlıca Sera'nın yatağına ilerledim ve benimmişcesine uzandım. Çok sık birbirimize giderdik bu nedenle odasını ezbere biliyordum. Tablolarla dolu olan duvarı kahverengi ve beyaz tonlarının hakim olduğu odayı asilleştiriyordu. Çalışma masasının üzerindeki tel panoya doladığı beyaz led ışıklar odaya estetik bir hava katıyordu. Sera gerçekten de çok yaratıcı ve hayal dünyası gelişmiş biri. Tahmin edebileceğiniz bir çok şeye dair koleksiyonu var. Kibrit çöpleri, solmuş güller, ve renkli sular. Bunların hepsi için ayrı bir yeri ve çekmecesi vardı. Ben mi? Ben sadece kitaplarıyla bütün gün odasına kapanan o kızlardandım.

Sera yanıma atlayarak uzandı. "Anlat bakalım Asel Nil Ahıskalı ne yapmayı düşünüyorsun?" yatağa yayılmadan önce köşeye bıraktığım, koyu mor çantama uzandım. Fermuarı aralayarak siyah mektubu çıkarttım. Uzun yıllardır hiç ellemediğim siyah mektubun kırmızı mühürü hâla yerli yerinde ve tehlikeli bir hava yayarak  mektubun üzerindeydi. Sıkıntılı bir sesle "Sera.. sanırım artık öğrenmem gerek. Bu mektup canımı fena halde sıkmaya başladı. Sanki yıllar, aylar, günler, geçtikçe omzumdaki yük artıyor. Bundan kurtulmak istiyorum sence bunu yapmalımıyım?" Derin bir nefes aldı. " Nil, bunu hissediyorsan yapmalısın. Bende artık zamanının geldiğine inanıyorum. Aç ve öğren ama unutmaki beklenmedik her an kötü ya da iyi bir şekilde bir şeyleri değiştirebilir." Kafamı salladım.

Peki ben Asel Nil Ahıskalı,  belki de hayatımı değiştirecek bu siyah mektubu gerçekten açmak istiyormuydum? İnanmak istemesemde biliyordum. Dünya hiçbir zaman bana güzel şeyler müjdeleyecek kadar masum olmamıştı. Ve bundan sonra da olmayacaktı.

Scud (Sürükleniş)Des histoires addictives. Découvrez maintenant