👣 1. Bölüm "Evden ayrılış"

21.4K 1.2K 1.2K
                                        




Babamın evden ayrılışının üzerinden tam on ay sekiz gün geçti. O gittiğinden beri üç mevsim bitti ve bu dördüncü. Sonbaharın acı soğuklar estirdiği günlerde dışarı çıkmak pek de keyifli değil. Fakat evde kalmak neredeyse imkansız hâle geldi. Üvey annem ve üvey kız kardeşlerimle birlikte geçen bu on ay cehennem azabına eş değer. Artık zıvanadan da çıkmış durumdalar. Bitmek bilmeyen istekleri, azarları ve beni bir çöp gibi görmeleri artık katlanılamaz hale geldi. Düşündükçe patlayacak gibi oluyorum o yüzden var olan herhangi bir sese aşırı duyarlıyım.

"İki yüz yirmi dört, iki yüz yirmi beş, iki yüz yirmi altı..."

Ve bitti!

Kanalizasyona inen kalın tuvalet borusunun köşesine çarpan damlaların çıkarttığı ses, ritmik bir şekilde şakaklarımın zonklamasına neden oluyordu. Yaklaşık on sekiz dakika önce biri klozeti kullanmış, musluğunu da tam sıkıştırmamış olmalıydı. Aksi halde bu sıvı akışının başka açıklaması olamazdı. Üst kattan inen lavabonun kalın borusu odamdan geçtiği için dünyanın en şanssız insanı sayılabilirdim. Ama hayır, beni zavallı yapacak daha pek çok şey vardı. Bu damla sesleri olsa olsa, dikkatimi dağıtacak bir melodi olurdu.

Geçen bahar yıkanmasına rağmen muhtemelen üzerine dökülen frambuaz turtasının kalıntısı tam olarak çıkmadığı için, dürülerek odamın bir köşesine fırlatılan halıdan gelen koku da burnumun direğini sızlatıyordu. Her şeye rağmen, duyu organlarımı harakete geçirdikleri için ne kokulu halıya, ne de borudan gelen damla seslerine sinirlenmiyordum. Garip bir şekilde bana ilham veriyorlardı!

Birkaç kişinin ancak sığacağı kadar küçük ve yakınımda olan şeyleri seçebilecek kadar loş olan odamda hiç olmadığım kadar rahattım aslında. Burnum ve kulaklarım sırf bu rahatlık için biraz taviz verebilirlerdi.

Kışın gelmesine daha birkaç hafta olmasına rağmen Rotterdam şimdiden acı soğuğa teslim olmuş, dışarıya önemli işlerin dışında çıkmamızı engellemişti. Benim gibi bir için ise bu tam bir cehennemdi. Her fırsatta dışarı çıkmak ve başımı dinlendirmek istiyordum. İçerisi artık çekilecek gibi değildi.

Yüzüstü yatarken, yatağımın karın boşluğuma batan yaylarından fazladan etkilenmemek için karnımı içime çekerek daha az yaslanmaya çalıştım. Küf, pas ve frambuaz kokusu arasında yeterince güzel olan iki paragraf yazdığım için ise oldukça mutluydum. Sayfayı kaldırarak yüzüme tuttum ve sessizce okudum.

İhtimal, muhtemel, muhayyel.

İşte hayatım bu üç kelimeden ibaret. Ya her şey birer ihtimal, ya da hayâl ; gerçek olan hiçbir şey yok. Gün boyu koşuşturduğum için sarf ettiğim onca eforun dışında hiçbir şey gerçek değil.

Bu dünyada yaşamak için tek düze bir akıldan ziyade, düzlükleri tersine çevirecek bir aşkın olmasını diliyorum.

Son noktayı koymamla üvey annemin çığlığının kopması bir olmuştu.

"Hannah! Buraya gel ve şu çöpleri konteynere taşı!" İşte yine başlıyorduk. Oysaki "Defol odana gözüm görmesin seni," demesinin üzerinden yarım saat bile geçmemişti. Unutmuş olamazdı.

"Sana diyorum Hannah! Duymuyor musun?" Duyuyorum elbette. Keşke duymaz olsaydım! Taslak dosyasını kaldırıp yüzüme tuttum. Oflayarak bekledim. Belki vazgeçer. Belki bir an için beni artık görmek istemediğini hatırlar. Belki belki. Tabii ki böyle bir şey olmadı ve sesi daha çok yükseldi.

DUHULStories to obsess over. Discover now