KUT

86 11 54
                                        

5 Ocak 1916...

Eskiden Osmanlı Devleti'nin şimdi ise şerefsiz İngilizlerin elinde olan Kut şehrinden yazıyorum. Ben Hasan. Eskiden bana Deli Hasan derlerdi. Çünkü savaşta gözümü bir şey görmez, düşmanıma acımadan saldırırdım. Delirirdim yani. Şimdi ise ne deliliğim kaldı ne de cesur yüreğim...

Beş aydır İngilizlerin elinde tutulmama rağmen hala yaşıyorum. Çoğu dostum esir alındıktan kısa süre sonra şehit oldular. Neden yaşadığımı berenarı bilsem bile hala tam olarak kavrayamıyorum. Tahminimce benim iyi bir savaşçı olduğumu düşündükleri için fidye karşılında Osmanlı'ya geri satmayı planlıyorlar. Başta dediğim gibi artık bendeki savaşçı ruh beş ay önce yanıp kül olmuş, çöllere savrulmuştu

Sakat ve zincire vurulmuş bir şekilde kanatları kesilip tavukların arasına atılmış kartal gibiydim. Tavukların arasında eziyet görüyor, onlara karşı elimden hiçbir şey gelmiyordu. Keşke ben de şehit olabilseydim. Şu an ölümden daha beter haldeyim. Bu yazıyı yazabiliyorsam buna da şükür. Belki de Rabb'im sadece gazi olmamı uygun görmüştür ve bu bir imtihandır. Ona da bin şükür.

Daha yeni evlendiğim eşim hala bir umut bekliyor diye düşünüyorum. Ben ise düşünmesini istemiyorum. Ben onu düşünebilirim lakin o beni düşünürse acı çekecek, biliyorum. Onun bana verdiği muskayı boynumdan çıkarıp ara sıra bakıyorum.

Kömürle karartılmış siyah bir iple boynuma astığım muskanın içinde, onun ve Allah'ın yanımda olduğunu anlatan bazı sözler var. Bunlar buradaki işkenceler sırasında hepsi bana güç veriyor. Çoğu şeyimi kaybettiğim halde bu muska benim için her şeyden değerlidir. Öyle kolay umudunu kaybedenlerden değilimdir. Umut öyle kolay kaybedilecek şey değildir.

Bu mektup tarzı yazıyı kafesimin kuytu bir köşesinde, ceketimden yırttığım deriyi düzleştirerek yaptığım bir kâğıda yazıyorum. Kâfi miktarda mürekkebi bulunan bir dolma kalemim de bana eşlik ediyor. Kağıdı genellikle bağdaş kurduğum iki bacağımın arasına sıkıştırıyorum ve sanki düşünceli düşünceli yeri izliyormuş gibi sağ kolumu bacağımın arasına sokarak yazmaya başlıyorum. Eğer böyle bir durumla bir gün karşılaşırsanız (ki inşallah karşılaşmazsınız.) hiç dikkat çekmeden işinizi halledebilirsiniz.

Muskam, bana hep ilham kaynağı olmuştur. Ona bakınca hüzünlenir geçmişe giderim. "Sen bunları boş ver, bize nasıl bu hale geldiğiniz anlat." ya da "Madem o kadar şey yaşadın, bütün her şeyi nasıl bu kadar normal şekilde yazıyorsun?" benzeri şeyleri duyar gibiyim. Zaten eziyetler içinde geçen hayatımı üzülerek ya da öfkelenerek geçirseydim bu hayattan ne anlardım ki?

Şimdi bunları bir kenara ayırıp artık bu duruma nasıl geldiğimi küçük bir hikâyeyle özet geçeyim.

Dediğim gibi muskam benim ilham kaynağım olmuştur. Yalnızlık duygumu azaltan bu muhteşem muska, çoğu zaman karımla ilk tanıştığımız zamanları hatırlatır. Ne ıstıraplarla istemiştim onu babasından. Gizlice çeşme başında buluşur konuşurduk. Bir ara ağabeyine yakalanıp dayak yemiştim. Onun bana attığı şamar düşündükçe hala yanağım sızlar. Ama biz pes etmeyip bu sefer tarladaki kiraz ağacının altında sohbet ederdik. Yaz rüzgârının serinlettiği o güzel günlerde ben ağaca tırmanır, dallarından topladığım en güzel meyveleri aşkıma sunardım. Biz iki sevgilinin yaptığı bu sohbetler daha çok arkadaşçaydı. Her ne kadar ailesi buna inanmasa da...

Bir gün onu istemeye gittiğimde babası beni odaya kilitleyip dinlene dinlene dövmüştü. Şimdi merak edeceksiniz. "Bu yaşlı adam seni döverken sen ne yapıyorsun, bu anlattığın güç kuvvet nereye gidiyor?" Ne yapabilirim ki? Bizim kitabımızda bir bayanlara bir de yaşlılara el kalkmaz. Mecbur olarak katlanıyorduk.

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Jul 09, 2018 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

KUT | Askıya AlındıStories to obsess over. Discover now