Koray : Kardeşim benim !
Serhat : Tamam oğlum geçti
Koray : Sakin ol !
Seda : Aşkım biz buradayız !
Koray : Sakin ol !!
Serhat : Duyuyor musun bizi oğlum ? Hey !
Arkadaşlarının bu cümleleri arasında sanki kulaklarında değil de kafasının içinde bir ses yankılanıyordu.
"GEÇMEYECEK ! BİTMEYECEK ! BEN BURADAYIM ! KİMSE SENİ KURTARAMAZ !"
Bu sesi duymak ona korku veriyordu. 'Lütfen' diyordu içinden, 'Lütfen git.' O bu cümleleri kurduğunda kara tahtaya sürtülen tırnak sesi gibi bir sesle kahkaha çınlıyordu kafasında. Ne zaman boyun eğse ne zaman çaresizlik içeren cümleler kursa kafasındaki ses daha çok gülüyordu, daha çok mutlu oluyordu. Karşı çıktığı zaman kafasının içinde deli gibi bağırıyor, küfürler ediyor, itaat etmesi gerektiğini söylüyordu. Ne yapması gerektiğini gerçekten bilmiyordu. Kendine Eudora diyordu ve tanrı olduğunu söylüyordu. Ve tüm bunların hepsi, 2 yıl önce üniversitenin ilk yılında başlamıştı.
Bölüm 1
İşte bu be işte bu! Bu sefer oldu, sonunda başardım. Anne ! Anneeeee ! Kazandım anne bu sefer kazandım. Artık bende üniversiteli oldum. Tamam mükemmel bir bölüm değil ama kazandım anne. Kırklareli Üniversitesi işletme bölümünü kazandım anne. Koray da orayı kazanmış beraber gideceğiz. Hem ev tutarız onunla yurtta kalacağımıza, çocukluktan beri beraberiz nede olsa sıkıntı yaşamayız.'
Tam evde sağa sola 'yaşasın, oley be!' diye koşarken kapı çaldı ve Koray geldi. Belki de bu güne kadar ki en sağlam sarılmalarını yaptılar.
'Semra teyze aynı üniversite, Levent amca aynı üniversite' diye ikisine de sarılmıştı Koray. Alp'in babası 'helal olsun' diye tebrik ediyordu. Annesi mutluluktan ağlamak üzereydi. 'İnşallah her şey sizin için çok güzel olur. Her şey umut ettiğiniz gibi olur hayatınızda' diyorlardı.
Yaklaşık üç hafta sonra Koray ile beraber ev tutmaya gittiler. Bütün gün gezdiler dolaştılar ve yaşlı bir teyzeden eski eşyaları olan duvarları sararmış, kirli ve rutubetli olan bir ev tuttular. O kadar heyecanlıydılar ki evin iyi veya kötü olmasını hiç önemsemediler. Ucuz olsa yeter düşüncesiyle böyle bir yeri 500 TL ye tuttular. O gece 'etrafta ne var me yok bakarız' diyip evde kalmaya karar verdiler. Evde kötü bir koku vardı ve bu koku evde durdukça daha çok hissediliyordu. Kokunun evin eski ve yaklaşık üç aydır kapalı olmasına bağladılar. O kadar mutlulardı ki hiçbir şey onların moralini bozamıyordu. Sabah memleketlerine dönüp anne ve babalarına anlattı ikisi de evi, üniversiteyi, çevreyi. Üniversite açılmadan bir hafta önce gittiler yeni tuttukları evlerine ve üniversite hayatları böylece başlamış oldu.
Ev eski eşyalı olduğu için biraz kurcalamaya başladılar. Salonda vitrin vardı. Kapaklarını kurcalamaya başladı Alp. Faturalar, iki üç tane kalem, yazıları nemden birbirine geçmiş kağıtlar ve biri büyük biri küçük olan Kuran-ı Kerim buldu. Korayı çağırdı:
- Bunları odaya asmayalım mı?
İkisi de ayrı ayrı poşetlere koydular ve odalarına astılar.
- Üniversiteye gelmeden önce instagramdan biriyle konuşuyordum Koray. Yarın sabah kahvaltıya gelecek bir arkadaşıyla birlikte. Hadi iyisin kanka
- Ne ara buldun kız oğlum
Gülüşmeye başladılar. Gece evin bütün camlarını açtılar. Ev gerçekten fazla kötü kokuyordu. Sabah uyandıklarında koku akşama göre azalmıştı.
-Simitçi görmüştüm alt yolda oraya gidiyorum sıcak simit almaya, kızlar gelirse öküzlük yapmadan konuş.
-Oğlum isimlerini bile bilmiyorum dur ben gideyim.
diyene kadar çıkmıştı Alp.
Eve dönerken telefonu çaldı. 'Apartmanın önündeyiz, hangi kat ?' diye sorulurken 'Gördüm gördüm, geliyorum." diyerek kapattı telefonu Alp. Kapıda küçük bir tanışmayla apartmanda birinci kata çıktılar ve eve girdiler. Koray'a 'Bu İrem, Bu Sude' diye kızları tanıştırdı Alp ve çay, menemen ve simitten oluşan kahvaltıya geçtiler. Birbirlerine çabuk ısındılar. İrem'i kesin gördüğünden Sude'yi Koray'a yapmaya çalıştı Alp. Bütün gün ve gece dışarıda bir şeyler yapmaya ikna etti kızları. Gece cafe de sohbet yemek derken iyice ısındılar birbirlerine ve hep beraber tekrar eve döndüler.Hemen Alp İrem'e 'seninle konuşacağım' diyerek odasına götürdü. Bütün gün ne kadar güzel geçtiğini ve ne kadar güzel olduğunu söylerken, gece bir şeyler yaşayabileceğini düşünerek gözüne ilişen kuranı hiç çaktırmadan aldı ve 'iki dakikaya geliyorum' diyerek aldığı yere götürüp koydu. Tahmin ettiği gibi olmuştu da zaten, Koray ve Sude salonda değil odaya geçmişlerdi. Odaya hemen geri döndü. İrem sapsarı olan saçları ile oynuyordu. Yanına nefes alışverişleri hissedilecek şekilde yakın oturdu.
- Seni çok güzel buluyorum ve senden hoşlanıyorum.
- Aşık değilim fakat bende senden hoşlanıyorum.
- Beraber uyusak sorun olur mu ?
İrem kendini geri çekse de ısrar üzerine kabul etti. Alp üstüne rahat bir şeyler vermek için dolabına yöneldi ve kendi pijamalarını verdi. 'Arkanı dön, gözünü kapat ya da dışarı çık' demesini beklerken bir anda üstünü çıkardı. Karşısında bir anda mavi ve siyah renkleri olan sütyeni ile kalakalmıştı. Alp buna bile hayranlıkla bakarken bir anda siyah yüksek bel olan pantolonunu da çıkarıverdi.Hayranlıkla izlenirken 'hayırdır gözün daldı' diye laf attı İrem.
- Hava sence de fazla sıcak değil mi pijamayla yatmak için ?
derken üstünü çıkartmıştı bile Alp. Altında şort, üstümde bir şey yoktu ve İrem sadece iç çamaşırlarıylaydı. Yatağa öyle girdiler ve tabi ki beklenen olmuştu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Ben Tanrıyım
ParanormalBu sesi duymak ona korku veriyordu. 'Lütfen' diyordu içinden, 'Lütfen git.' O bu cümleleri kurduğunda kara tahtaya sürtülen tırnak sesi gibi bir sesle kahkaha çınlıyordu kafasında. Ne zaman boyun eğse ne zaman çaresizlik içeren cümleler kursa kafası...
