1.BÖLÜM

22 3 1
                                        

-Benimle sorunlarını paylaşmaktan çekinme artık. Lütfen!

-Benim bir sorunum yok sevgilim endişelenme. Her şey yolunda sadece biraz geç uyudum o kadar araştırmamı tamamlamaya çalıştım. O yüzden halsizim sadece.

-Bak solgunsun, konuşmuyorsun, bazı şeylere ani tepki veriyorsun ve bu birkaç gündür olan bir şey, ben artık endişeleniyorum.

-Hayır birtanem. Gayet iyiyim, endişelenme, dedi Nisan avuçlarının arasına sevgilisinin yüzünü alıp burnunu burnuna dokundurduktan sonra.

Kalkıp gittiler oturdukları banktan. Yol ıslaktı, dün gece yağan yağmurdan. Hava kapalıydı ama yağacak gibi durmuyordu. Bulutlar kaçıyordu sanki. Rüzgar yine bir şeyler kovalıyordu. Ağaçlar dün geceki fırtınayı konuşuyorlardı fısıldaşarak. Genç ağaçlardan biri diğerlerine hala yerinde duran yapraklarını ve sağlam kalmış dallarını gösterip fırtınadan nasıl sağ çıkabildiğini anlatıyordu. Ocak çok da sert geçmiyordu burada diğer aylara göre. Ama Nisan emindi ki burada Ocak diğer şehirlere davrandığı gibi nazik davranmıyordu. İnsanlara çok kaba şeyler söylüyor gibiydi yağmur taneciklerine gökyüzünden inmelerini emrederken. Neyseki dün gece herkes uykusundayken kusmuştu tüm insanlığa olan öfkesini doğa.

- Eve gidip biraz uyusam iyi olacak.

- Seni bırakmamı ister misin ya da seninle gelmemi.

-Aslında benimle gelmeni isterim.

-Ama?

-Aması yok. Sadece gelmeni isterim yani. Tabi musaitsen. Yani işin yoksa.

-İşim yok, gidelim.

Eve vardıklarında Görkem bir şeylerin ters gittiğini anladı. Nisan düzen manyağı bir kızdı. Onun evinin bu kadar dağınık olması imkansızdı. Bu eve son girdiğinden bu yana bir hafta geçmişti. Son gelişinde evin her köşesinde düzen hakimdi. Elbette bir haftada bu kadar dağılabilirdi ama Nisan bu dağınıklığa bir hafta değil bir dakika bile tahammül edemezdi. Kapıdan içeri girdiklerinde Nisan anahtarı montunun cebine koydu, montunu çıkardı, bir eliyle montunu tutarken diğer eliyle salonun kapısını ittirdi. Kapı aralanınca dikkatlice içeriye baktıktan sonra kapıyı iyice açıp yine aynı dikkatle içeri girdi. Montunu karşısına çıkan ilk koltuğa rastgele attı. Görkem onun hareketlerini izliyordu. Neyin var diye sormak istiyordu ama alacağı cevabı bildiği için sesini çıkarmıyordu. Nisan yatak odasına geçip kollarını iki yana açarak yatağa kendisini attı ve hiç bir şey demeden gözlerini kapadı.

Gözkapakları birbirini özlemiş gibiydi. Öyle bir kapandılar ki bir daha açılmayacakmış gibi. Görkem'in burada olması ona güven veriyordu. Onun yanındayken dünya yansa ona bir şey olmayacak gibi geliyordu. Görkem usulca Nisan'ın yatak odasına girdi. Gözüne ilk takılan şey yatağın altına sıkıştırılmış çeşitli eşyalar oldu. Nisan'a baktı. Nisan zoraki gözlerini açıp döndü ona.

-Sormayı unuttum! Kusuruma bakma. Yiyecek ya da içecek bir şey ister misin?

-Yok bebeğim. Sen rahatına bak. Bir şey istersem alırım. Sana bir şeyler hazırlamamı ister misin?

-Sadece uyumak istiyorum.

Sesinden anlaşılıyordu uykuyu ne kadar özlediği. Görkem "İyi uykular" deyip odadan çıktı. Salona döndüğünde evin bu hale gelme sebebini düşünmeye başladı. Her yeri inceledi. masanın, koltukların altına sıkıştırılmış yastıklar, eriyen mumlara ev sahipliği yapan ve artık erimeyi bekleyen yeni bir muma yer ayıramayacak olan mumluklar, kapatılmış güneşlikler, çivi yuvalarında ve kapı deliğindeki kağıt parçaları, ters çevrilmiş fotoğraf çerçeveleri, pizza kutuları, tüm bunlar Nisan'ın evinde görülmeyecek bir dağınıklığın başrol oyuncularıydı. Nisan az sonra uykuya dalmak üzereydi. Kendini uykunun o yumuşacık kollarına bırakırken mavi gökyüzünde yüzen bembeyaz bulutlar görmeyi, kuşların cıvıltılarını işitmeyi ve fırından yeni çıkan kekin kokusunu almayı umut ediyordu rüyasında.

Son bulaşık bardağı da yıkayıp tezgaha bıraktıktan sonra dönüp salona baktı Görkem, düzeltmeyi unuttuğu herhangi bir şey var mı diye. Görüntü Nisan'ın eski evini andırıyordu şimdilik. Kapıların anahtar deliklerindeki, çivi yuvalarındaki kağıt parçaları ve kapalı camlar dışında her şey yerli yerindeydi. Perdeleri kapatmazdı, Nisan güneşi severdi. Güneşi evinde misafir etmeyi daha çok severdi. Camları hep açardı. Soğuğu da severdi. Hava ne kadar soğuk olursa olsun gündüz kapatmazdı. Şimdi neden kapalıydı? Salondaki camın önünde dururdu tekli kırmızı koltuğuyla maun renkli sehpası. üzerine bir battaniye alırdı, kimi zaman kahve ve sigarasını içerek dışarıyı seyreder, kimi zaman da yine kahve ve sigarası eşliğinde kitap okurdu. Hatta keyfi yerindeyse sesli okurdu, camının önüne her gün konan güvercinlere, güneş ışıklarını yapraklarından yansıtarak gözünü okşayan ağaçlara, bazen de yağan yağmura kitap okurdu, şiir okurdu. Ama Görkeme hiç okumazdı, ona hep yazardı, sonra saklardı, bazen yakardı, hiç görmesin diye, utanırdı. Görkem o koltukta olup bitenleri hiç bilmezdi. Nereden bilecekti her insanın ruhunun kıvrandığı derin bir kuyusu olduğu gibi Nisan'ın derin kuyusunun da orası olduğunu. Nisan Görkem'e aşık olduğunu o koltukta oturup kuşlara şiir okurken anlamıştı mesela, kendine itiraf edememişti tabi. Kuşlara nasıl anlatacaktı bu aşkı. Onlar aşkı bilir miydi? Annesini kaybettiğini o koltukta aldığı telefonla öğrenmişti mesela. Yanmıştı yüreği. O kuyunun en dibinde saklanmıştı o gün kıvranırken tüm benliği. O koltuk, orada kirletilen bardaklar, okunan kitaplar ve şiirler, orada yanan sigaralar... Görkem bunları hiç bilmiyordu.

Dayanamadı Görkem. Gitti ne varsa düzeltti. Kağıt parçalarını çıkardı, camları açtı. Kırmızı tekli koltuğa oturup düşünmeye başladı. Nisan neden bu sıralar bu kadar garipti?


You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Jan 14, 2018 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

GÜNCEWhere stories live. Discover now