"Ve biz kalbimizdekini değil kaderimizdekini yaşarız!"
Bir bakımdan huzurlu bir bakımdan hüzünlü bir sabaha açmıştım gözlerimi. Bugün İstanbul'da son günüm. Saat 13.40'da uçağım kalkacak ve ben Hakkari'ye şark görevi için gidecektim. Saat şu anda saat 7 civarlarıydı. Hemen kalkıp odamda bulunan lavaboya gidip elimi yüzümü güzelce yıkayıp, dişlerimi fırçaladım. Ardından güzelce abdestimi aldım. Havluluktan bir havlu alıp suratımı kurulayıp namazlık elbiselerimi giyip namazımıda güzelce eda ettim. Alemlerin tek yaratıcısı olan Rabbime ellerimi açıp içtenlikle gidiceğim yerden sağ sağlim dönmeyi ve iyi insanlar ile karşılaşmayı diledim. Seccademi katlayıp dolaba koyup, baştan savma bir kombin oluşturup evden çıktım.
Beni 15 yaşlarımdan beri idare eden, beni her gelişimde bir anne şefkati ile karşılayan o sonu, sonsuzu olmayan, masmaviliğe sahile gelmiştim. Her canım sıkıldığında,mutlu olduğumda veya bir ümitsizliğe kapıldığımda önce Rabbime el açar yardım diler, sonra kendimi bu sahile atardım. Sahil oldum olası bana huzur verir, hafif esen rüzgarı ile kendimden geçirirdi. Buraya geldiğimde kendimi dünyanın tüm sorunlarından uzaklaşmış ve dünya ile iletişimimi kesmiş gibi hissederdim. Bu yüzden bazı zamanlar telefonumu sessize alırdım. Oturduğum yerden kalkıp sahil boyu yürüdüm. İnsanlar bana sanki deliymişim gibi bakıyorlardı. Bazen göz yaşı döküp ardından gülümsüyordum. Bu gülümseme öyle gülümsemelerden değil acı bir gülümseme. Tabii onlar beni anlamıyorlardı anlamazlardı da. Sonuçta onlar babasının annesini öldürdüğünü kendi gözleri ile şahit olup koşarak ilk soluğu sahilde almamışlardı veya tıp fakültesini kazanınca mutluluktan havaya uçtukları zamanda ilk durakları burası olmamıştı. Koskocaman bir mazi gelmişti gözlerimin önüne. Tam tamına 11 yıldır beni avutuyor bana huzur veriyordu burası nasıl bırakıp gidicektim ki burayı? Burası artık benim vatanım, evim ,yuvam, annem evet annem olmuştu.....
Beni bu derin düşüncelerden abim uyandırdı.
" Buradasın, ne zaman ortadan kaybolsan hep burada olurdun. Gene yanıltmadın beni mihmihim" deyip çekip sarıldı. Kimsenin kollarında annemin bana sarılması gibi hissetmiyordum. Ama abim biraz daha farklıydı o annemi az çok andırıyordu. Sadece gözleri anneme çekmişti. Ben ise olduğum gibi annemdim. Abim de zaten olduğu gibi dayımdı. Dayım demişken bana çikolata uzatmasıyla onunda burda olduğunun yeni farkına varmıştım. Abimin kollarından sıyrılıp elinden çikolatayı alıp dayıma kocaman sarıldım.
" Hiç değişmedin be kızım 11 yıldır." Diyip gülmüştü. Bende suratlarina muzipçe bakıp arabayı doğru yöneldim. Hemen arka kapıyı açıp oturdum. Sahileme,anneme son kez bakıp kafamı yol tarafında olan cama yasladım.
Bir müddet sonra havalimanına gelmiştik. Şimdi ben İstanbul'u, annemi, abimi,dayımı bırakıp gidicektim. Ama beni orda güzel geçirceğimi inandığım dile kolay iki yıl bekliyordu. Yıllardır göremediğim ve baba tarafından sadece bana destek olan amcamı görecektim.
Gerçekten çok özlemiştim. Oraya indiğimde ilk onu görecek olmam beni dahada mutlu ediyordu. Neyse saatim gelince abime ve dayıma sıkıca sarılıp istanbula son kez baktım. Şuan ne hissettiğimi anlamıyordum. Uçağıma doğru giderken birsürü kontrolden geçtim. Sonunda uçağa ulaşabilmiştim. Uçakta bulunan koltuklardan cam kenarindakini almıştım. Yanıma kimse oturmasın diyede koridor tarafına bakan koltuğuda satın almıştım. Çantamı koridor tarafındaki koltuğa atarcasına koyup cam kenarına geçtim. Çantamdan MP3 çalarımı kulağıma takıp okumak için sabırsızlandığım kitabı aldım okumaya başladım. Bir müddet sonra hostes geldi her zamanki tipik şeyleri söyledi. Bende dedikleri herşeyi yaptım. Ve uçak kalkışa geçti.
Uçak inince toplanıp uçaktan indim. Uçak pistinin ordan çıkıp havalimanın çıkışına gelip amcamı beklemeye başladım. Bir zaman sonra siyah güzel bir araba önümde durdu. İçinden ilk önce şoför indi. Hemen gidip arka kapıyı açtı. Yıllardır görmeyi beklediğim hasretini çektiğim amcamı gördüm. Üzerinde forması vardı. İlk önce selam durup hemen sarıldım. Sözün bittiği tek yer bu andı işte....
Amcamla bayağa sohbet ettik. Yanında gelen yeşil gözlü bir yüzbaşı vardı. Beni görünce bir hayli sinirlenmiş ve kaşlarını çatmıştı. Belki normalde de öyledir diyerek aldırmadım. Amcamın çalıştığı askeriyeye geldik. Amcam "Mihrimah kızım benim biraz işim var. 5 dakikaya gelirim. Biraz oyalan sen"diyip gitmişti. Bende telefonumu çıkartıp mobil veriyi açtım. Açmam ile birlikte bir sürü bildirim arka arkaya yağmıştı. Instagram'dan 50 bildirim Twitter'dan 45 bildirim ve watsaptan tam tamına 759 bildirim vardı. İlk işim watsappa girdim. Benim orta okuldan beri en yakın arkadaşlarım ile bir grubumuz vardı. Tabiki 750 tanesi o gruptandı. Diğerleri abimden felandı işte. Gruba girdim her zaman yaptığım gibi son yazan mesajı okudum. Ben geri dönüş yapınca anında bir sürü mesaj atmışlardı. Durmadan soru soruyorlardı. Onları cevapsız bırakmak istemezdim ama telefonumun şarjı ne yazık ki bitmiş suratıma kapanmıştı. Derin bir offf çektim. Eve gidince anca cevaplaya bilirdim. Karşımda oturan yüzbaşı dışarı doğru bakıyordu. Adam her an savaşmaya hazır gibiydi. Bir eli silahının hemen yanında duruyor diğer eli ise pencerenin yanında bulunan boşluktaydı. Çok sert bir mizacı vardı. Yeşil olan gözleri yeşilin en koyu tonundaydı. 1.81 boylarında oldukça yakışıklıydı. Parmağına baktım yüzük yoktu demekki evli veya sözlü değildi. Kesin bunu bekleyen bir yareni vardır. Bu kadar yakışıklı bir insanı kız milleti rahat bırakmazdı sonuçta. "Beni süzdüysen önüne döne bilirsin artık" diyince göz devirip kafamı cama doğru çevirdim. Ben cevap vermeyince bir soru yöneltti. " Adınız ne ve niçin buradasınız?"
"Mihrimah Çelikkol." Deyip ikinci soruyu es geçtim. Tek kaşını kaldırmış ve tekrardan sordu "niçin buradasınız" dedi. Hafif gülümseyerek " VATAN İÇİN..."
Merhaba arkadaşlar. Bu benim ilk kitabım. Bu yüzden çok heyecanlıyım. Lütfen votelerinizi ve yorumlarınızı eksik etmeyin 😍😍
