Bölüm 1

30 1 1
                                        

Uzun zamandır bu pencerede unutulmuş bir resim gibiyim. Gri tonlarının hakim olduğu soluk bir resim. Yalnız gözlerde donuk bir beyaz, dudaklarda uçuk bir pembe va bakışlarda sabit bir anlam...Yağmur damla damla süzülüyor camlardan.
Art arda düşen damlaları sayabilir miyim?
Yada beyaz mermerler içinde uyuyan sıra sıra ölüleri. Sayılamayan çokluklar korkutuyor beni. Herşey denetimimden çıkıyor. Yine penceremin önüne geçmiş onunla acılarımı paylaşıyordum. Babam beni dört yıldır yalnız başıma bırakmıştı bu koca cehennemde. Annem ise kendisi yetmiyormuş gibi birisini bulmuş onunla evlenmişti. Geçen sene liseden mezun olur olmaz çalışmam için zorlanıldım. Oysa ben okuyabilirdim ama benim ne istediğim onlar için hiçbirşey ifade etmiyordu. Saate baktığımda sekiz buçuğa geliyordu. Çıkmam gerektiğine karar verdim. Odamın kapısını kapatıp çıktıgımda burnuma ağır bir içki kokusu geldi, kusmamak için kendimi zor tuttum ve evi hemen terk ettim. Annem olacak kadın, anneannemin vefatından sonra köydeki evi satmaya karar vermişti. Bundan dolayı iki gündür yoktu. Yarın sabah geleceğini söylemişti. Bunu fırsat bilen üvey babam olacak Murat âdisi ise her gün içip içip geliyor, yetmiyor  evde de devam ediyordu. Canı sıkılınca da beni dövüyordu. En kötüsü de benim ona gücümün yetmiyor olması idi. Bu düşünceler ile çalıştığım konfeksiyon yerine gelmiştim. İçeri girdiğimizde "Günaydın Duygu." diye neşeli bir şekilde bana seslenenlere bakıp "Neden bende sevinemiyordum? Neden bende gülebilmek için bir nedene sahip olmam gerekirken sadece acılarla boğuluyordum." Mutluluk kavramı benim için yasaklı bir meyve gibiydi. Acılar hergun beni biraz daha
kırıyordu. Mutsuzlukta bedenime her gün buram buram yayılıyordu. Bu düşüncelerden sıyrılıp kendi tezgâhıma geldim. Makine ve o kocaman makas parmaklarımı o kadar şişiriyorduki ellerimi kullanmaya utanır hale gelmiştim. Ellerim ve parmaklarım kendi rengini kaybetmiş mosmorlardı. Yine çalıştım baya. Öğle arasına giriyorduk herkez toparlanıyordu. Bende tezgâhımı topladım montumuda alıp çıkanların peşine takıldım.  Karşımızdaki büfeye girip sıcak çikolata almaya karar verdim. Sıcacık çikolata ellerimi ısıtmaya başlamıştı, bu sonbaharın serinliğinde yanımda olmuş beni ısıtıyordu. Öğle arasının bittiğini anladığında elimdeki karton bardağı çöpe attığımda içeriye, kendi alanıma gittim. Çalışmaya devam ettim yine sessiz, sakin, kimseyle konuşmuyordum. İşimi bitirip maaşımı almak için bende sıraya girdim. Sıra bana geldiğinde paramı aldım. Lanet olsun ki annem olacak o kadın bugün evde değildi. En azından o paranın yarısını bana verirdi ama o adam vermezdi.
Inşallah maaş günümü bilmiyordur diye dua ettim içimden.
  Eve geldiğimde gözlerime inanamadım. Hala nasıl içmişti bu saate kadar. Ona görünmeden odama gidecektim ki sarhoş ve mayışmışcasına konuşmaya başladı.

"Cık cık cık. Çok ayıp Duygu. Babana içki alması için maaşını vermeyecek misin?" Diye sordu. Lanet olsun ki biliyordu bu sinsi adam.

"Patron maaşları bu gün vermedi. Yarın verecekmiş." Dedim bende. İnşallah buna inanırdı.

"Patronun maaşları bu gün verdi Duygu. Haberim var. Şimdi o paraları bana ver."

"Hayır. Sen çalışmadın benim yerime, senin ellerin mosmor olmadı. Benimkiler bu halde ama." Diyerek ellerimi gösterdim ve devam ettim."Şimdi ne yüzle benden benim hakkım olan paraları istersin?" Demem ile Murat adisi üzerime gelmeye başladı ve yüzümde patlayan bir tokatla son bulmadı. Kemerini çözmeye çalıştı. Korkum hâd safhada yerini almış gelecek darbeyi bekliyordum ve beklenen darbe o kemerle sırtımda gerçekleşti. Sırtıma defalarca inen kemer darbeleriyle inledim. Son kez yüzümü korumaya çalıştığım mosmor ellerime kemerle vurunca eşi benzeri olmayan tarifsiz bir acı yaşadım. Bununla birlikte birde çığlık ben bile sesimin bu kadar çok çıkmasına şaşırdım. Ve gözlerimden oluklardan akan yağmur suları gibi durmaksızın akan yaşlar. Sonu gelmeyen yaşlar...
   Kendimi yerden zar zor kaldırarak topallaya topallaya yürüyerek odama geçtim. Yatağıma ilerledim ve uzandım sırtım soğuk yatağa değerken oluşan acı beni benden alıyordu. Ben dayak yemiştim ama bu sefer ki çok fazlaydı eski morluklarımın üzerine kemerle vura vura sırtımın bir kenarını kanadığını fark ettim. Bunun yapışmadan çıkması lazımdı. Hemen üzerimi değiştirmek için kolumu kaldırıyordum ki kolumda ağrıyordu bütün vücudum bütünüyle kırık gibi. Yinede uğraştım ve o kazağı çıkardım. Kazağı yaramın üzerine sürterek o kanı temizlemeye çalıştım. Olduğu kadar. Dolabımdan bir tişört çıkartıp onu giydim.
Tekrar yatağıma dönüp yastığımın altından babamın resmini çıkardım kalbimin üzerine o resmî bastırdım ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.  O sırada Murat'ın telefon konuşma sesi buraya geliyordu.

"Tamam. Kabul onu sana vericem ama o kadarı çok az 500.000 istiyorum. Yoksa vermem." Dedi. Oha neyi 500.000 'e veriyordu ki bu sarhoş dangalak. Devam etti
konuşmasına.

" Evet burda. Sizde kabul ettiğinize göre gelip alabilirsiniz." Dedi yine. Umurumda değildi. Artık ne o ne annem olacak zavallı. Bilmiyordu evlendiği adamın gerçek yüzünü. Aslında buradan kaçabilirdim. Beni bu sarhoş adam mı bulacak. Annem desen üzülmez sevinirdi belki. Ama önce benim iyice bir toparlanmam lazımdı bu ağrılar ile ayağa bile zor kalkıyordum. Biraz uyuyabilirdim. Ama korkuyordum. Gözümü açtığımda yine dayak yememi sağlayacak bir bahane ile karşılaşıp bugün için ikinci dayağımı yemekten. Gözünden akan her yaşın sebebi onlardı. Cidden işteki yoğunluğumun üzerine yediğim dayak beni iyice yormuştu. Son kez babamın resimine baktım. Elâlarımı ondan almıştım saç rengimide. Burnumda dikti anneminki gibi. Anneme benzeyen tek özelliğimi galiba. Babamı öpüp gözümü kapadım. Zaten yorgun düşmüştüm. Gözlerim iyice ağırlaşarak kapandı.

     Omzunun dürtülmesiyle uyandım. Karşımda üvey babam olacak lanet Murat vardı. Ama eski hali gibi değildi. Bir değişmişti.

"Heyy sana diyorum. Kalk hazırlan salona gel."

"Ne diyorsun sen . Şimdide işkencelerine orada mı devam edeceksin yani"

"Eğer bizden ve bu halinden bıktıysan salona gel." Deyip odadan çıktı. Hazırlan demişti. Aynanın karşısına geçip kendime baktım. Gözlerim yorgunluktan kan çanağına dönmüş, dudaklarım kurumuş, çatlamış, rengini kaybedip beyaza dönmüş, zaten beyaz olan cildim daha çok beyazlamış bir vampir gibiydim. Saçlarımın hiç bu kadar özensiz durduğunu hatırlamazdım. Yumuşacık saçlarım o kadar dağınıktı kırılmış ve pis gibi gözüküyordu. Banyoya geçip ince ellerimi sonra da yüzümü yıkadım. Ağzımı çalkalayıp, dişlerimi fırçaladım. Saçımı da açıp bir kaç kez tarakla taradım hemen düzelmişlerdi. Banyodan çıkıp odama geldim. Dolabından kazağını çıkarıp üzerime geçirdim ve odadan çıktım. Salona geldiğimde bir bayan ve bir adam vardı. Bunlarda kimler?
  Beni kapıda görünce hepsi bana baktılar.

"Cidden çok güzel bir kızmışsin." Dedi kadın

"Teşekkür ederim ama siz kimsiniz ?" Dedim. Kadının yanındaki adam üvey babam Murat'a "Haberi yok mu?" Diye sordu. Murat hayır anlamında başını salladı.

"Neyden haberim var mı yine ne iş peşindesin sen ?" Dedim Murat'a. Oda bana mutlu bir şekilde cevap verdi.

"Bu hanımefendi ve bey senin yeni anne ve baban. Senin yeni ailen."

         
Asuela'ya başladığın tarihi yaz ve nasıl olduğu yakında bir yorum yap. Emeğim içinde oy vermeyi unutma.  Okuyanlar için teşekkür ederim❤🖤

Has llegado al final de las partes publicadas.

⏰ Última actualización: Dec 21, 2017 ⏰

¡Añade esta historia a tu biblioteca para recibir notificaciones sobre nuevas partes!

ASUELADonde viven las historias. Descúbrelo ahora