BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
YAZARDAN
Yıllar öncesinde babasının işinden dolayı Almanya'ya taşınan 20 yaşında ki genç kız hâlâ vatan özlemi duyuyordu. Hifa evin en küçük kızıydı. Iki abisi Berzan (25) ve Baran (24) bir de ablası Zeynep (21) vardı. Hayatının büyük bir kısmı annesine evde yardım etmek ile geçiyordu. Büyük bir aile olmaktan ziyade hiç bir gün misafir eksik olmuyordu evlerinde. Dolayısıyla Hifa'nın eli bütün gün bulaşıktan çıkmıyordu ve çoğu zaman soluk almak için oturduğu koltuk da uyukluyordu. Herşeyin başladığı gün yine o koltuk da her şeyden habersiz uyuyordu genç kız.
Annesi: "Hifa hadi kızım kalk yatağına geç boynun tutulacak burda."
Hifa: "Tamam annem beş dakika daha uyuyum lütfen hem ben hemen hazırlanırım bilmiyor musun"
Annesi: "Bu saatte hazırlanıp nereye gidiyorsun kızım Allah iyiliğini versin hadi kalk üşüyeceksin yatağında uyu."
Hifa: "Hıhı tamam"
Annesi: "Hifa kızım sana diyorum, Hifaa hadi ama bak midemde ağrımaya başladı zaten kızacağım şimdi"
Hifa: "Tamam tamam uyandım, sen iyi misin anne bak sürekli miden ağrıyor şu son zamanlarda babamı çağırayımda doktora gidelim."
Annesi: "Yok yok iyiyim, geçer birazdan telaşlanma güzel kızım"
Hifa: "Nasıl telâşlanmayayım Aysel sultan son zamanlarda hep midem ağrıyor diyorsun, doktora da gitmek istemiyorsun korkuyorum bak"
Annesi: "Yok kuzum benim korkmana gerek yok yaşımız ilerledi artık olur böyle şeyler hadi uyu artık yarın çok işimiz var"
Hifa: "Tamam annem iyisin şimdi ama dimi?"
Annesi: "Turp gibiyim merak etme deli kız hadi yatağa"
Hifa: "Tamam annem ama bu konu burda kapanmadı müsait olduğumuz ilk anda doktordan randevu alacağım hadi Allah rahatlık versin"
Annesi: "Sana da güzel kızım benim"
Annesinin yanaklarına sulu öpücükler bırakıp yukarıya, odasına doğru yol aldı. İlk başta yorgunluktan merdivenlerden çıkmak zor gelse de gözüne sonunda başarıp odasına gelebilmişti. Kapının kulpunu indirdikten sonra içeriye girip tam üstünü değiştiricek iken mutfaktan su getirmeyi unuttuğunu fark etti. Kısa bir iç çekip tekrardan mutfağa doğru ilerledi. Tam o sırada istemeden annesi ve babasının konuşmasına kulak misafiri oldu;
Babası: "Hanım, çocuklar uyudu mu?"
Annesi: "Zeynep uyudu Baran daha gelmedi işleri bitmemiş Hifa'yı da az önce odasına gönderdim bey uyuyakalmıştı şuracıkta"
Babası: "İyi iyi"
Annesi: "Hayırdır Hazar ağa neyin vardır senin yüzün düşük"
Babası: "Bugün Haşim ağa ile konuştum"
Annesi: "Mardinde ki Haşim ağa mı?"
Babası: "He, bizi Mardine çağırıyorlar uzun zaman oldu özledik bide hayırlı bir iş konuşmak istiyormuş benimle"
Annesi: "Hayır olsun bey, ne işi konuşacakmış?
Babası: "Bende bilmiyorum ama bekâr oğlu varmış heral hanım"
Annesi: "Amanın bey yoksa Zeynep'im için mi konuşacaklar ama nasıl olacak biz buralarda o tee Mardinlere mi gidecek yok yok ben gönderemem kızımı oralara"
Babası: "Hanım dur hele daha bi yere gittiği yok kızın belli değil daha hiç bişey demediler"
Annesi: "Daha ne diyecekler bey hayırlı iş dedilerse Zeynep'ime göz dikmişler ah ahh", der suratı asılır Aysel hanımın. Her ne kadar kendiside Mardinli olsada kızı Zeynep'i Almanyadan Mardin'e gelin göndermeye içi el vermiyordu.
YOU ARE READING
Aşk Yolu
RomanceUmmadık bir gün, ummadık bir zaman, ummadık iki insan. Bir anda gelen beklenmeyen misafir misali sevda da bu iki insanın yüreğine beklenmeyen bir anda yerleşti. Mardin'in en heybetli, ayağı yere değdimi yeri, göğü inleten ama aynı zaman da yufka yü...
