"Bülbül Olmayı Seçtiysen Bir Ömür Yanacaksın. Gül Olmayı Seçtiysen Bir Ömür Solacaksın."
Bülbül sabaha kadar beklermiş gülün başında. Ötermiş hasretle, güzel nameleri yüreğinden kan damlatarak söylermiş.
"Bir yüzüm ahım zülfü siyahım aç ki yüzünü göreyim."
Gül dinlermiş sabaha kadar bülbülün hasret kokan namelerini, kavuşmak özlemiyle yanar, hasretini kan kırmızıya boyarmış.
Ve nihayet gün ağarırken, tam da kavuşmak vakti tahammülü kalmaz, umudu bitermiş bülbülün. Alır başını gidermiş...
Bülbül tam giderken açarmış gonca. Yanakları al al, vuslat kırmızısı. Bülbül her uyandığında gül açmış, bülbül feryat edip göremediğine yanmış...
O günden beri her sabah vakti bu ızdıraplı aşk tekerrür edip durmuş. Bülbül sevdiğinin gonca halini görebilmek ümidiyle bir ömür ötmüş. Gül ise sevdiğinin en güzel halini görebilmesi ümidiyle bir ömür boyu açmış açmış, solmuş. Her gece ama her gece yeni baştan yaşanmış bu öykü.
"Bülbül olmayı seçtiysen bir ömür yanacaksın. Gül olmayı seçtiysen bir ömür solacaksın."
Aşkı bilenler bilirlermiş ki:
Kavuşsaydı aşıklar,
Bülbül gülün, gül bülbülün olsaydı eğer,
Ne gül kokardı böylesine güzel,
Ne de bülbülün sesi sineleri böylesine yakardı...
