Bölüm 9

1.4K 152 5

YORUMLARINIZI BENDEN ESİRGEMEYİN...

Sotalis, küçük bir kasabaydı. Rossmore krallığına bağlıydı ve oldukça fakir bir kasabaydı. Rossmore kralları her zaman zenginlere karşı son derece nazik ve iyi kalpli olmuşken ne yazık ki fakir halktan nefret ederlerdi. Ne yazık ki krallık ne kadar güçlü olursa olsun halk fakirdi ve halk fakirleştikçe krallar onlardan daha çok nefret ediyordu.

Aptallar, diye düşündü Galatriel. Onlar kral olmaya uygun değillerdi. Galatriel, yüzyıllar önce daha Camelot kurulurken ilk kral ve kraliçeyi uyarmıştı. Ancak onlar bunu dikkate almamışlardı. Kendi krallıklarının güçlenmesiyle fazlasıyla meşgullerdi.

Galatriel, başını çevirip yanı başında at süren adama baktı. Pelerinin kapüşonunu yüzünü gizleyecek şekilde örtmüştü. Rossmore, politik anlamda Camelot’un dostu olsa bile güvenilmez insanlardı. Galatriel, Ryhs’in tutsak edilmesini göze alamazdı. Öyle bir durumda Aoda kurtulurdu ancak Galatriel, farklı planlar yapmıştı. Aoda savaşmak için ne kadar dışarı çıkarsa o kadar erkeği ele geçiriyordu.

Bu ufak kasabada Galatriel’in istediği bir şey vardı. Sadece bu kasabada bulabileceği bir şey. Atını iyice Rhys’inkine yanaştırdı. “Bugünlük bir handa dinlenelim” dedi. Erkek son konuşmalarından beri ağzını açıp tek kelime etmemişti. “Bir süre burada kalmamız gerekebilir. Bu yüzden çok dikkatli olmalısın, Rhys. Kimse seni tanımamalı”

Hoş bu küçük kasabada onun gibi güçlü bir prensi tanıyabilecek biri olduğunu sanmıyordu ya neyse. Rhys, sadece anladığını belirtircesine hafifçe başını salladı. Galatriel’in peşinden gitmeye devam etti. Bu sessizlik onun için fazlasıyla tuhaftı.

Genç kadın onun aklından neler geçtiğini anlayamıyordu. Belki de genç prens ona vermediği yanıtlardan dolayı güvenini yitirmişti. Ancak bunları önemsemiyordu. Ryhs, ona mecburdu. Galatriel, hiçbir zaman söylememişti ama bu laneti bozmak için dördüncü bir şart daha vardı.

Laneti en başında o laneti yapan cadı bozabilirdi…

İşin özü ne Aoda ne de Rhys önemli olanın laneti bozup bozmamanın bir önemi olmadığını anlamıyordu. Hayır, Galatriel için bunların hiçbirinin önemi yoktu. Eğer gerekirse prensi de iblis kralını da harcamaktan çekinmiyordu. Bundan sonra önemli olan tek şey Galatriel’in yüzyıllar önce hak ettiği şeyi almasıydı.

Bir hana girdiler. Rhys, hancıyla konuşmaya başladı. Açıkçası uzun yıllar boyunca yaşadığı vahadan sonra bu dökülen han onun için tam bir eziyetti. Konforuna düşkün bir kadındı. Zevki seviyordu. Böylesi bir yerde değil birkaç gün bir saat bile durmak onun için işkenceydi.

Asıl ilginç olanı bir prens olan ve her zaman krallığın rehavetine alışkın olan Rhys’in düştükleri hiçbir durum için şikâyetçi olmamasıydı. Belki de düşündüğü kadar çocuk değildi. 
“Karım ve kendim için bir oda istiyorum” dedi Rhys emreden bir sesle. “Üç günlük bir oda.”

Hancı şişman ve somurtkan bir adamdı. “Beyim” dedi. “En iyi odalarım şuanda dolu ve o kadar süre kalabileceğiniz bir odam olduğunu da sanmıyorum. Misafirimiz azdır ama hep uzun-“
Rhys, sabırsız bir şekilde hancıya minik bir kese altın attı. Adamın gözleri kocaman açılarak Rhys’e baktı. Rhys, derin bir nefes aldı. Et, şarap, ahşap, yanan odun kokusu karışmıştı hana. Ter, pislik, küf ve lağım kokusu da öyle. “Üç. Günlük. Bir. Oda” dedi Rhys her kelimede ona yaklaşarak. “Karım ve benim için”
Hancı parayı beğenmiş ve Rhys’in tavrından korkmuş olacak ki başını salladı. “Derhal beyim” dedi hafif titreyen bir sesle. Ardından arkasına döndü. “Colin, seni aşağılık köpek gel ve misafirleri odalarına götür” dedi ardından tekrar “Colin!” diye bağırdı.

Camelot PrensiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!