Sonuç ekranının açılmasını beklerken sabırsızdı. Aldığı puanlar ve başarı sıralaması o kadar güzeldi ki, Sema şok olmuştu sıralamasını ve puanını gördüğünde. İmkanı yoktu bu kadar güzel puanlar almasının, ama almıştı. Çok kısa bir zamanda yapılan bir çalışmayla istediği bölümü kazanabilecekti.
Ekran açıldığında ise küçük dilini yutacaktı. Olmuştu işte, başarmıştı. İstediği bölümü kazanmıştı. İşte bu yüzdendi bu neşesi, bu sevinç çığlıkları. Üç sene sonra bir yerlere gelebildiğini görmek kendisini gururlandırmıştı.
'Kazandııııııımmmm,' diye evi neşeli kahkahalarıyla inletirken de bütün mahalleyi mutluluğuna kattığından bihaberdi. Liseden mezun olduktan sonra üniversite okumak istememesi ailesini üzmüştü. Üzmüştü üzmesine lakin seslerini çıkarmamıştı ev halkı. Ne karar verirse versin arkasında olduklarını bilsin istiyorlardı annesi, babası ve kız kardeşi.
Sema üç sene sonra okumak istediğini söylediğinde de yine ses çıkarmamıştı ev halkı. Okumasını, bir yerlere gelmesini isteyen annesi sevinmişti bu duruma en çok. Tabii ki babası ve kız kardeşi de sevinmişti, ama annesi herkesden çok sevinen olmuştu. Çünkü biliyordu papatyasının neler çektiğini. Biliyordu Sema'nın o üç sene neden okumak istemediğini.
Lise mezunu olan Sema'yı üç sene sonra gaza getiren ise çok sevdiği bir ablasıydı. Gaza getiren diyorum; çünkü deyim yerindeyse sadece iki ay çalışmasına karşılık lisans bölümü kazanması; 'Hadi lan oradan' deyilecek türdendi. Mahallelerinde tuhafiye dükkanı olan Şengül ablası Sema'yı okuması için çok zorlamıştı. Aslında zorlamak denilmezdi buna, gözünü açtı desek daha doğru olurdu. Sema haftada iki-üç gün Şengül ablasını ziyaret eder, iki laflar evine dönerdi. Üç senedir evde olmak kolay değildi sonuçta.
Çok sıkıldığı söylenemezdi ama nereye kadardı yahu? Komşularıyla toplaşır, dedikodular yapar, onlara kek börek yapar, her akşam kapıda sohbete tutuşurlardı. Yaşı da bir yerden sonra göze batmıştı. Ee okumasaydı da ne yapsaydı? Evlense miydi? 'Yok anacım ben almayayım' dedi Sema. Başvurusunu yaptığında sınava iki aydan az bir zaman kalmıştı. YGS'yi atlatmak, barajı aşmak kolaydı. Hatta barajı aşarım, açıktan güzel bir bölüm okurum niyetiyle başvurusunu yapmıştı.
İlk aşamada olan sınavdan güzel bir not aldı. Bu yüzden bu sefer işleri baya sıkı tutup ikinci aşamada gireceği sınavlara çalıştı. Hem de ne çalışmak... Ramazan ayına denk gelen sınavına hazırlanırken; sahura kadar ders çalıştı, sahur vakti bir şeyler yeyip tekrar sabah yedi-sekize kadar çalıştı. Sekizden sonra uyuyup öğlen kalktı ve iftara kadar yine ders çalıştı. İftardan sonra biraz dinlenip tekrar ve tekrar yine ders çalıştı. Anlayacağınız Sema ikinci aşamadaki sınavları için bir dakikasını boşa harcamadı. Sınav gününe kadar bu düzen devam etti.
Geriye tek bir sorun kalmıştı. Bunu Birol'a nasıl söyleyecekti? İzmir'i yazacağına dair söz vermişti Birol'a. Fakat şimdi yalanı ortaya çıkacaktı ve Birol yalanlarını duyduğu an mahalleyi ayağa kaldırırdı biliyordu. Sınavlara girebilmek için nasıl dil döktüğünü hatırlayınca bütün sevinci kursağında kaldı. Birol onun sevdiğiydi. Sema'yı tek anlayandı. Şimdi nasıl derdi ben üniversiteyi kazandım, hemde başka bir şehirde diye? İzmir olsa neyse ama başka şehre asla izin vermezdi ki Birol. Belki kandırmasaydı Birol'u olumlu cevap alabilirdi, ama Sema emindi Birol kendisini affetmeyecekti. Yalana tahammül etmezdi Birol biliyordu.
Lisede kötü zamanlardan geçmiş, kötü arkadaşlar edinmişti Sema. Çok yanlış ortamlarda bulunmuş, hayatının hatasını yapmıştı. O'nu Birol toparlamış, her düştüğünde Birol kaldırmıştı. Annesinin yüzünü yere eğmiş, affedilmeyecek şeyler yapmıştı. Lise mezuniyetinden beş altı ay sonra iyice boşluğa düşmüştü. Yaptığı hata, hatta günahlar silsilesi peşini bırakmamıştı. Her gece kabus görmekten uyuyamaz, derdini kimseye diyemez olmuştu. Tek tük sigara içen Sema gitmiş günde bir paketi bitiren Sema gelmişti. Tam her şey daha kötüye gidiyor, kendimi nasıl toparlarım diye düşünürken Birol gelmişti. Komşuları Yiğit abinin kan kardeşi Birol. Mahallenin ağır abisi Birol...
