Lise 3. Sınıftaydım. Onu gördüğüm o an başlamıştı benim icin hayat denilen bu oyun. Daha 17'sinde hınzır bir o kadar da sakin olan ben bi anda tüm benliğimi kaybederek atılmıştım hayata. Tanıdık yüzler herkesleşen ben ve bilinen hayatı yaşarken geçmişti bu 17 yıl. Ondan öncesi yaşanmıştı varlığı bu denli yer eden insandan habersiz. 17 yılı acı içinde yaşarken neredeydi bu kız diye şimdilerde düşünmeden edemiyorum. Okulun ilk haftası. Ben ve yine benim sakarlıklarımla başım beladaydı. Okuldan eve dönerken sırt üstü yere kapaklanmamla 1 haftayı hiç sevmediğim hastane köşelerinde geçirmek zorunda kalmıştım. Ne sakarlık dimi ama. Okulun açılmasının üstünden bir hafta geçmişti. Ikinci hafta istemeye istemeye düştüm yollara. Nerden bilebilirdim ki hayatımın tam ortasına yerleşecek olan insanı okulda bulacağımı. Bilseydim eğer önceden okula daha erken gider biraz daha zaman geçirmis olurdum onunla. Ama olmadı bir hafta daha kaybettim onsuzlukta. Bunun şimdilerde canımı daha fazla acıttığını tüm samimiyetimle söyleyebilirim. 3 yılımı verdiğim tanıdık yüzlerle görüşeceğimden mutluydum aslında. Bütün liseliler gibi bende okulu değil ortamı seviyordum. Bu yüzden okuduğumu bile söyleyebilirim aslında. Velhasıl her zamanki halimle hocanın da olmayışından yararlanarak birden daldım sınıfa herkesin gözü bi anda hoca gelmiş edasıyla kapıya yani bana odaklandı. Yalan değil sevilen bi insandım bunu bi anda bütün arkadaşlarımın üstüme atlamasıyla da anlıyordum. Herkesle bir bir sarılmak zorunda olmak beni yoruyordu fakat seviyordum onları ailemden bile fazla seviyordum ve onlara sarılmak bana huzur veriyordu. Her zaman ki gibi furkanımla her gün yorulmadan yaptığımız hareketi yapmaya başladık. Çok özlemişim onları. Bütün sınıf dibimdeyken gözüm orta sıra 2. masada oturan yeni arkadaşa kaydı. Yeniydi çekingen di şaşkın bakışlarla bizi izliyordu. O an işte o an koyu kahve gözlerini gördüğüm o an âşık oldum çekingen bir o kadarda temiz yüreklime. Bizimkilerin arasından sıyrılmak zor olsa da itile kalkıla başarmıştım bunu. Yavaş adımlarla yanına doğru yürürken bi anda sıranın ucuna takılarak kapaklanmıştım gözlerine vurulduğum kadının ayaklarının ucuna. Salaktım işte bir o kadar da sakar. Gözleri beni kalbimden vurmuştu nasıl ayakta kalabilirdim ki zaten. Usulca ayaklarının dibinden kalkarken bir el uzanmıştı çoktan bana. Yavaşça kafamı kaldırdım gözlerine vuruldugum kadın alt dudağını ısırarak ve gülmemek için kendini zor tutarak elini uzatıyor du bana. Ve ilk dokunuş bütün ruhumu bedenimden çalan kadına ilk dokunuşumdu benim. Eli ellerimdeydi yanıyordum hemde diri diri yanıyordum. İşte ikinci darbe tam yüreğimin ortasına inen ikinci darbe. Yamuk gülümsemesi ben utana utana ayağa kalkarken ikinci darbeyi vurmuştu sevdiğim kadın. O nasıl bir gülüştü lan koyu kahve gözler sol yanaktaki gamze ölüyorum herhalde diye geçirdim içimden. İnanmadığım tanrı yollamıştı herhalde gök perisini bana. Bu aklımla kalbimin bi oyunu muydu yoksa bana? 12 yıl lan 12 yıl boyunca annemin beni terk etmesinden sonra inanmıyordum aşka. Neydi kimdi şimdi kalbimin kilitli kapılarını çalıpta bi anda içeriye dalan bu yabancı duygu. Kalbim ve aklımla savaşırken sevdiğim kadının huzur veren sesiyle döndüm yalan dünyaya. Iyi misin kelimesi dökülürken dudaklarından o an dudaklarının bitipte yanaklarını başladığı kısımda ölmek icin dualar etmeye başlamıştım çoktan. Kafamı sallamakla yetinebilmiştim sadece. Usulca kaldırdı dizlerinin dibinden beni. Lan keşke hep yerde kalsaydım dizinin dibinden ayrılmasaydım diye geçirdim içimden kendime de küfrederek. Sessizce uzaklaştım yanından. Hemen ilk sıra 3. masaya bıraktım kendimi ve oturdum bizimkini izlemeye. Sadece yüzünün sol tarafını görebiliyordum ama olsun du o an bu bile yetiyor du bana. Bütün günü onu izleyerek geçirecektim buna kafamda çoktan karar vermiştim. Ama okulda aranan bir tipseniz ve seviliyorsanız bütün gün sınıfta oturmak imkansız diyebilirim sizin için. Düşündüğüm gibi de olmuştu. Daha zil yeni çalmaya başlamış olmasına rağmen bizimkilerin beni çekiştirmesi sonucu bulmuştum kendimi çoktan bahçede. Topun yeni gelmesine rağmen çoktan hazırdı takımlar. Ve start işte okulun ilk zorlu karşılaşması. 10 dakikalık teneffüslerde bile top oynamaktan vazgeçmeyen bir grup işsiz bizden başkası değildi. Nihayet zil çalmıştı. Sesi duymamla kan ter içinde sınıfa doğru koşmaya başlamam saniyelerimi almamıştı. Zaten alt kattaydı sınıfım bu sene işime yarayacak bi yol daha bulmuştum çoktan. Sınıfın kapısına geldiğimde hızla ellerimi saçlarımın arasına daldırak son kez saçlarımı düzelttim gömleğimi pantolonuma vererek girdim içeriye. Gayet sakin tavırlarla sırama doğru yürüdüm. Heyecanlı olduğumu belli etmemeliydim Onu gördükçe dört nala koşan kalbime ancak yerime geçtiğimde dokunabilmiştim. Fazlasıyla hızla atıyordu nefes alıp vermelerimde çoktan düzensizlik başlamışt. Neyin heyecanıydı bu kalbim neden bu kadar kısa sürede onu gördükçe heyecanlanıyordum anlamaya çalışıyordum. Ama nafile. Olmuyordu neydi beni ona çeken neydi kalbimi bu denli hızla attıran gözlerimiydi beni ona çeken yoksa sol yanağındaki küçük masum gamzemiydi.
Bilmiyordum bilmekte istemiyordum o an. Sadece onu izlemek için sabırsızlanıyordum. Ve nihayet ilk teneffüsteki gibi bir olayı yaşamamak için hastayım yalanına inandırmıştım arkadaşlarımı çoktan ve bütün gün onu izleyebilme fırsatını yakalamıştım birden. Ve dedigim gibi de olmuştu izleyebilmiştim onu hemde bütün gün gözlerimin defalarca kırpmadan yanmasına rağmen cok saniye kaçırmadan izlemiştim onu...
YOU ARE READING
Deniz.
ChickLitDaha on yedisinde aşkı tatmak. Hayatın en güzel yerinde aşk oyununda yenilmek. Kaybetmeye kazanmaktan alışmak. Fazlasıyla ağır değil miydi sence Orkun için tanrım bi kez daha düşün derim...
