Merhaba 2017 Eylül ayında gördüğüm bir rüyadan esinlenerek bu hikayeyi yazmaya başladım. Paylaştığım tüm hikaye kendi rüyalarımdan esinlenerek yazdığım bir hikayedir. Uzun bir süre ara verdim ama hikayemi tamamlamak istiyorum bu yolda bana yorumlarınız ile Işık tutarsanız çok mutlu olurum. Sevgiler...
1
Aslında o gün de geçmiş günlerden farksız bir gündü. Her sabahki gibi uyanmış, şekersiz kahve ve tost ile kahvaltısını yapmış, internet üzerinden iş ilanlarına bakmış, pek de konuşkan olmayan erkek kardeşi ile evde otururken yeni bir kitap okumaya başlamıştı. Bu kitabı halk kütüphanesinin muhtemelen pek az ziyaret edilen bir yerinde en alt rafta bulmuştu. Ödünç almak için kütüphane görevlisinin yanına gittiğinde onun da bu kitabı ilk kez gördüğünü fark etti.
Eve geldiğinde ilk önce yazarı Google'da arattı fakat kayda değer bir bilgiye rastlamadı. Yazarın yalnız bir kitabı basılmıştı ve bundan yaklaşık yarım asır önceydi. Kitabı basan yayım evi de şu an çoktan kapanmıştı, yani günümüzde bu kitabı satın almak neredeyse imkansızdı ama bir şekilde bu kitaba ulaşmıştı işte.
Belgin uzun zamandan beri yaratılış teorileri, mitoloji, dinler tarihi ve kısacası mistik görünen her şeyle ilgilenirdi. Hayatının monotonluğunu hafifleten şeyler öğrenip hayal kurmak her zaman hoşuna giderdi. Bu kitap da dünya tarihinde bilinen tüm melekleri anlatır nitelikteydi. Belgin gün bitip de karanlık çökene kadar ilgiyle kitabı okudu. Bilgiye aç beyni böylesine kadim varlıkları tanıyınca büyük bir heyecan duyuyordu, derken annesinin sesi ile okumaya ara vermek zorunda kaldı: ''Belgin, yağmur yağıyor camları kapatır mısın kızım?"dedi.
Bu sözler üzerine Belgin kitap ayracını kaldığı yere bırakıp evin arka balkonuna gitti. Çok şiddetli yağmur yağmasına rağmen balkona bir damla yağmur girmiyordu. Belgin bir süre durup yağmuru izlemeye karar verdi. Hava tertemizdi ve burnuna saf toprak kokusu geliyordu. Belgin bu yağmurun değişik bir enerjisi olduğunu düşündü. Sanki damla damla yağan bir ilham okyanusuydu, dünyaya güzel bir şeyler düşüyor gibiydi. Belgin önce ellerini, sonra kollarını yağmura uzattı, üzerine düşen yağmur damlalarında umutsuzluğunu hafifleten bir şeyler vardı. Bir süre böylece kalıp Dünya'ya bulutlardan yağdığını, okyanuslara karıştığını hayal etti. Su olmak belki bu şehirde sıkışmış bir ruh olmaktan daha anlamlı olurdu.
Belgin yağmuru izlerken bir anda aklına annesinin çocukken ona söylediği bir şey geldi:
'' Her yağmur yağdığında melekler yeryüzüne iner'' demişti.
Belgin düşündü, belki de gerçekti, hem gerçek olmasa bile biraz daha heyecan verici şeylere inanmaktan ne zarar gelirdi ki.Okuduğu kitabın da etkisiyle melekleri hayal etmeye başladı. Acaba neye benziyorlardı? İnsan gibi mi görünüyorlardı? Kanatları var mıydı? İradeleri var mıydı? Gerçekten de bir melekle tanışabilmeyi çok istedi. Mucizelere inanmak istiyordu. Uzun sayılabilecek bir süre boyunca yağmurun bedenini ıslatmasına izin verdi.
Yağmurun ve gecenin gizlediği birtakım sürprizler de vardı. İnsanlık tarihinden daha eski evrenle aynı yaşta gizemli bir yaratık. Uzun zamandan beri ilk kez adının anıldığını duymuş ve ona kimin seslendiğini görmek için Belgin'i ziyarete gelmişti. Onun tam karşısında, melek kanatları sayesinde havada ve tamamen görünmez olmuş bir vaziyette genç insanı izliyordu. İnanılmaz derecede tecrübesiz ve küçük gözüken bu insanın onun ve kardeşlerinin isimlerini nereden öğrendiğini merak etti. Muhtemelen internet denen yerden ya da bir kitaptan öğrenmişti.
Belgin gözlerini gökyüzüne çevirdi. ''Bu hayatta mucizelerin olduğunu bilmeye çok ihtiyacım var, eğer beni duyan biri varsa lütfen varlığınızı bana gösterin'' dedi.
İleride bugünü düşündüğünde hiçbir zaman yaptığı şeyden pişman olmayacaktı
YOU ARE READING
ARZ CAZİBESİ
FantasyBir insan kadınının görüp görebileceği en yakışıklı erkekti. Kadim bir güzelliği vardı. Sadece tek bir kez bakmak bile insanı şair yapmaya yeterdi. Bal rengi bakışları insanı dilsize çeviriyordu. Yüzüne bakıldığında yaşını tahmin etmek mümkün değild...
