" Şu an karşınızda hayallerini gerçekleştirmiş biri olmanın verdiği mutluluk ve gurur ile duruyorum. Elbette kolay olmadı. Yirmi üç yaşındaydım. Okulumu yeni bitirmiş, uygun şartlarda ortalama bir iş arayan, işi bulduktan sonra karşıma çıkan münasip biriyle evlenip bir süre sonra çoluk çocuğa karışarak toplumun bana yüklediği görevleri başarıyla tamamlayınca da emekli olacak, torun severek ölümü bekleyecektim.
Peki, benim istediğim hayat gerçekten bu muydu? Kendime bu soruları sormaya başlayınca art arda hep hayır cevabını alıyordum. Bu durum beni korkutmaya başlamıştı. Mutsuzdum, farkındaydım. Kendime dışarıdan baktığımda mutsuz olmam için bir sebep göremiyordum. Çok şükür sağlığım yerindeydi, ailemle ilgili bir sıkıntım, görünen büyük bir derdim yoktu. Ortalama standartta hayatı yaşayan genç bir kızdım. Kendime içeriden baktığımda ise yapmak istediklerimle yaptıklarım arasındaki uçurumu fark ediyordum. Uçurumun daha fazla büyümesini önlemek için kendime bir söz verdim.
Ben Bahar YILMAZ. Kendime verdiğim sözü tutup kitabımı yazdım. Kitabımı sevip bu ödülü bana layık gördüğünüz için hepinize çok teşekkür ederim. En büyük teşekkürü ise hayatıma anlam katan, bana ilham veren dostlarıma ediyorum."
Ödül töreninden çıkınca doğruca tren garına gittim. Trene binip koltuğuma oturunca kendime gelmiştim. Bir süredir hayatım koşuşturma içindeydi. Kendime zaman ayırıp biraz kafamı dinlemek için özellikle tren yolculuğu yapmak istedim. Kulaklığımı takıp manzaranın keyfini çıkarmak gibisi yoktu.
Trenin hareketiyle birlikte bende hayatımın başlangıcını hatırladım. Beni şu an olduğum noktaya getiren süreci. Bu trenle sanki imza günüme değil de beş yıl önceye gidiyordum.
************************************************
"Kızım bu kaçıncı, sen ne istiyorsun anlamadım ki? Bu işsizlikte iş buluyorsun sonra da beğenmeyip çıkıyorsun. Bu sefer ne oldu Bahar?
"Anne mutsuzum. Bunu anlamak bu kadar zor mu? Sevmediğim, nefretle gittiğim bir ortamda günde on saat bulunmak bile yeterli bir sebep değil mi?"
"Yavrum şimdi sevmezsin ama sonra alışırsın. İş hayatı zor. Ekmek aslanın ağzında. Sabır göster, tecrübe edin, bir yandan yine iş ara sen. Daha iyi şartlarda bulunca bırakırsın burayı."
"Mutsuzum anne, istemiyorum bu işi."
"Yusuf bir şey söyle şu kızına"
"Bırak hanım. Aç mıyız açıkta mıyız? Mutsuzsa gitmesin."
"Sağ ol babacığım."
"Yahu bu ne ses, niye bağırıyorsun gelin, ne oldu?"
"Bahar yine işi bırakmış baba Ona sinirlendim."
"Bu kızın çalışmaya gönlü yok. Evlendirelim gitsin en iyisi. Zaten bu da yeni çıktı kızlarda bir çalışma hevesi. Oturun evinizde."
"Dedeciğim benim çalışmaya gönlüm var, sadece istediğim tarzda bir şeyler arıyorum o kadar. Bulacağıma da inanıyorum. Ayrıca kadınlar çalışmaya yeni başlamadılar ki. Sen anlatmıyor muydun babaannemin tarlalarda ne kadar çok çalıştığını. Kadınlar her dönem her işte çalışıyorlardı şimdi sadece iş tipleri değişti."
"Aman ne haliniz varsa görün. Ben haberleri izlemeye gidiyorum."
"Madem işi bıraktın yarın evi temizlersin. Aylardır camlar silinmedi, perdeler yıkanmadı."
"Ah anne ah beni hiç anlamıyorsun ben odama gidiyorum. "
Merdivenleri çıkarken annem konuşmaya daha doğrusu bağırmaya devam ediyordu. Odama girince kapımı kapatıp canımın sıkkın olduğu zamanlarda yapmaktan en çok keyif aldığım şeyi yaptım: mavi kapaklı defterime içimi dökmek.
Çok fazla arkadaşım yoktu, sanırım biraz asosyeldim. En yakın arkadaşım bu defterdi. Genelde mutsuz olduğum zamanlarda gidiyordum yanına, bir nevi kara gün dostumdu. Yakın, samimi kanlı canlı gerçek bir dostum olması bu hayatta en çok istediğim şeylerden biriydi. Bir gün o dostu bulacağıma dair inancımı hiç kaybetmedim.
Yaşadığım duygu yoğunluğunun etkisiyle kendimi yazmaya o kadar kaptırmıştım ki annemin yemeğe çağıran sesiyle irkildim.
"Yemek hazır. Selim işten geldi aç çocuk. Hadi Bahar"
Selim ağabeyim amcamın oğluydu. Annesini doğumda kaybetmiş, babası o daha beş yaşındayken bir iş kazasında inşaattan düşerek can vermişti. Onu annem büyüttü. O annemle babamın oğlu, Zeynep ve benim ağabeyimizdi. Hatırladığım ilk anılarım arasında geceleri Selim ağabeyimin ağlayışları vardır. Eve ve bize alışma süreci onun için çok zordu. İnsan hayatta her şeye istese de istemese de alışıyor. Zamanla o da alıştı. Her gece ağlayan o küçük çocuk büyüdü, çevresinde sevilen saygın bir avukat oldu.
Yemeğe indiğimde benim işten ayrılma kararım konuşulmaya devam ediyordu. Benim odamda geçirdiğim sürede konu unutulmadığı gibi Selim ağabeyime sıfırdan anlatılmaya başlandı. Hiç sesimi çıkarmadım ve kendi hayatımın konuşulduğu o sofrada sadece dinleyici olarak bulundum.
Her gün bir önceki günün kopyasını yaşıyordum. Hayatım bir fotokopi makisi, makinenin çoğalttığı sayfalar ise birbirinin aynısı günlerimdi. Bu derece düz, bu derece olağandı. Farklılık sadece rüyalarımdaydı. Orada sınır yoktu bana. Bazen uçuyor, bazen yurtdışına gidiyor, bazen izlediğim filmdeki karakter oluyordu. Fotokopi makinesini kapatıp rüyalar âlemine hızlı bir dalış yaptım.
Rüyamda çöldeydim, gölge arıyordum. Güneşin tenimi yakışını o kadar gerçekçi hissediyordum ki sıcaktan bayılacağımı düşündüm. Sonra çok derinlerden annemin sesini duydum. Kayboldum burada diyordu. Burası çok karışık diyordu. Etrafta annemi aradım. Annemi çölde kaybetmiştim. Korkuyla etrafıma bakınırken yine onu duydum."Bahaaar" diyordu. "Hadi kızım camları silecektin."
Güneşin yakıcılığını daha derinden hissettiğimde gözlerimi araladım, meğer rüyada değilmişim. "İnanmıyorum anne ya. Ben çölde seni arıyorum. Meğer beni çölde bırakan senmişsin. Niye çıkardın perdeyi? Güneş üzerime doğdu. Yandım kavruldum burada."
"Yıkansın diye çıkardım. Camları sil. Perdeler makinede. Sonra gel kahvaltı yapalım. O zamana kadar perdeler yıkanır ütülersin."
Ben işteyken camlar bu kadar pis miydi? Annem hiç kirlendiğinden şikâyet etmiyordu. Zaten öğrenciyken de hep aynı şey olurdu. Tatil günleri gözümü açtığımda perdelerin camda olmadığını görüp istemsiz şekilde pikeyi üzerime çekerdim. Bir anlık uyku sersemliğiyle bütün komşuların beni seyrettiğini zannederdim.
Yatağımdan çıktım ve beni bekleyen işleri yapmaya koyuldum.
YOU ARE READING
HAYATIN BAHARI (TAMAMLANDI)
RomanceSıradan bir hayat yaşayan Bahar, üniversiteden mezun olduktan sonra üst üste başarısız iş deneyimleri yaşamıştır. Hayatta neyi neden yaptığını 23 yaşına kadar fark edememiş, çocukluk hayali ve aslında en büyük isteği olan yazarlığı bunca zaman herk...
