Günler sonra aradı kadın. Sanki yıllardır sesini duymuyormuş gibi heyecanlıydı adam. İki kez öksürdü, yutkundu ve cevapladı. Aynanın karşında konuşuyordu adam, gözbebeklerinde kadının sureti belirdi. Bir kez daha yutkundu. -Efendim ? -Nasılsın ? -İyiyim. İyiyim diyebildi. Günlerdir içmekten rengi değişmişti oysa ses tonunun. Gözlerinin altında ağladığı gecelerden kalma baloncuklar. Dağınık saçları.. Yine de iyiyim diyebildi. Telaşlı olduğu belli olmasın diye dudaklarını ısırıyordu. "Ben" dedi kadın "seni özledim." Sahiden ihanet ettiği bir adamı özlemiş olabilir miydi kadın bilmiyordu. Bilmesi de gerekmiyordu. Hatta bilmese daha iyiydi. Zaten yeterince yorulmuştu, bütün hayatı boyunca yorulmuştu. kadının avuç içlerini, ağzının kenarını, burun ucunu öptüğü günleri hatırladı adam ve yine belli etmemek adına yutkunup dudaklarını kanatana dek ısırdı. Kanadı. "İyi günler" dedi adam. Sanki hiç kırgın değilmiş gibi. Sanki unutmuş gibi kadının yalanlarını ve ihanetini. Sanki iki yabancı gibi. Yanlışlıkla aranmış gibi... Oysa özlemişti. Sancılıydı, Ağrılıydı. ... Korktu. Bir kez daha düşerse kalkamayabilirdi. Kazanmak ya da kaybetmek olarak görmüyordu elbette adam ayrılığı ama kendini yenilmiş gibi hissediyordu. Tükenmişti belki de bilmiyordu. Bazı adamlar arayamaz. Bazı adamlar söyleyemez özlediğini. Bazı adamlar kanayan dudaklarının arasında saklar söyleyemediklerini. Bazen korkarlar. Unutmazlar. Unutmakta istemezler, tıpkı bilmek istemedikleri gibi bazı şeyleri.. Sahi bir kadın ihanet ettiği adamı özleyebilir miydi ?
