Bu güzel havayı ciğerlerine çekerek koşuyordu Adela. Üzerindeki beyaz uzun uçuş elbisesiyle adeta bir melek gibiydi. Şaka yapıyorum zaten bir melekti. Yere kadar uzanan gece siyahı kanatları üzerindekiyle tezatlık oluşturuyordu, ruhuyla olduğu gibi. Onun ruhu arada kalmış gibiydi ona göre. Ona sorarsanız size gri derdi siyaha yakın gri.. Henüz 20 yaşında siyah saçlı yeşil gözlü beyaz tenli ve yaşamayı seven biriydi. Birde hayatının aşkı vardı tabii. Onu özlediğini hissettiğinde durdu ve ellerini havaya kaldırarak olduğu bölgeye yağmur yağdırdı genç kız. Aralarında bi anlaşmaydı bu birbirlerini özlediklerinde yaptıkları.
Onu o kadar özlemişti ki ama göremeyecek olması içini dağlıyordu. Sevdiği çocuk şimdi ondan uzaklardaydı, krallıklarını kurtarmak için gittiği savaşta Adela onun ne yaptığını bilmiyordu. Ama ona birşey olursa o hissederdi çünkü birbirlerine bağlıydılar. Bir gün ikisi de yukarı doğru yükseldikleri zaman Isaac Adela'yı öpmüştü. Ve onların Sifrun'larında eğer birini öpersen ona kendini adarsın ve bağlanırsın demekti.
Eve gittiği zaman yine hep olduğu gibi ailesi kavga ediyordu -küçük kardeşi bile-. "Adela'nın oraya gitmesine izin vermiyorum ve siz hala bu konuyu bana açıyorsunuz. Bitti diyorum gitmeyecek!" Bunu diyen babasıydı ve gerçekten küçük kızının ondan ayrılmasını istemiyordu. Orta yaşlarda olmasına rağmen hala yakışıklı olan babasının yanına gidip dizine başını koydu Adela. Hiç kimseyi üzmeye hakkı yoktu belki ama istediği tek şey Dünya'ya gidip orada yaşam sürmekti. Ama giderse herşeyi herkesi unutacağını biliyordu ve buna rağmen hala istiyordu. Çünkü onları asla unutmayacağını ve bir gün de olsa hatırlayacağını biliyordu. Nasıl unutabilirdi ki onları. Ailesini Isaac'i. Asla diyordu kendi kendine onları asla unutmayacaksın diye tekrarlıyordu içinden. Babası küçük kızının saçlarını okşarken biliyordu ne kadar üzgün olduğunu ama bir dakika bile o yattığı yerden kalkıp gitmesini istemiyordu işte. Annesi Adela'yı kaldırıp beraber Adela'nın odasına gittiler.
"Biliyorum kızım gitmek istiyorsun ve ben senin bu isteğini yerine getireceğim" demişti biricik annesi ve sarılmıştı ona. Hayatında belki de bu kadar sevinmemişti ve sevinçten ağlamak bu olsa gerekti o da annesini havaya kaldırıp zıpladı.
"Hey hey. Dur bakalım küçük hanım benim kanatlarım yok hatırlatırım. Beni yere bırak hemen!" Annesinin isteğini gülerek yerine getiren Adela annesine bir öpücük bıraktı. O bir insandı. Babası da bir sıralar dünyaya gidip annesini bulmuştu hayatının aşkını gökte ararken yerde bulmuştu işin aslı. Annesi gibi kanatsız olmak yeni bir yerde yaşam kurmak nasıldı merak ediyordu. Küçüklüğünden beri uyuması için annesi masallarında hep dünyadaki yaşamını anlatırdı Adela'ya. Bu merakı onu oraya gitmeye teşvik ediyordu. Neler olduğunu, orada nasıl bir yaşam olduğunu, neler yapabileceğini merak ediyordu. Ama Isaac'i son kez görmeden asla gitmezdi, gidemezdi. Dünya da elbet karşılaşacaklardı elbet birbirlerini hatırlayacaklardı ve bunu boyunlarına astıkları kolyede ki baş harfleri soy adlarının baş harfleri ve doğum tarihleri yazan kolyeyle yapabileceklerine inanıyorlardı.. Umuyorlardı ki dünya da karşılaştıklarında birbirlerini hala buradaki gibi sevebilirler, hissedebilirler. Kanatlarına veda etmek zor olacaktı onlar için..
BINABASA MO ANG
SİFRUN
FantasyKendi krallıklarında hüküm sürecek yaşlara geldikleri zaman ikisinin de aklında aşağı dünya'ya inip yeni bir yer yeni bir hayat keşfetmek vardı. Ama giderlerse Yüksek Kurulun kararıyla hiçbirşey hatırlamayacaklardı. Hem aşklarından hem aileler...
