/1/

9 3 1
                                        

   Gündüzleri tamamen zorlu deneyler ve yetenek geliştirici egzersizlerle uğraşmak zorundayız. Dış dünya hakkında herhangi bir şey bilmeye hakkımız yok. Onların dedikleri hariç yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Sadece onların istediği şeyleri öğrenebiliriz. Gün sonunda ise yapışkan ve iğrenç sıvılarla kaplı  daracık yaşam odalarımıza döneriz. Önceki günlerde hep aynısı yaşandı. Bundan sonraki günler de aynı olacak. Bir ismimiz bile yok. Bizi deneylerine göre adlandırıyorlar. Ben Denek:161. En azından onlar bana öyle sesleniyor. Bir gün kendime başka bir isim bulma düşüncesi hep aklımda. 
     Sebepsizce her zaman farklı bir çocuk olduğumu düşledim. Devrim yaratabilecegime, buradan kurtulabileğime inandım. Toplumda yer edinip , arkadaş bulabileceğime inandım. Zamanla bunun imkansız olduğuna kanaat getirsem de bu düşünce her zaman aklımda dolanıp duruyor. 

Ne garip değil mi? Daha anne karnında genetikleriyle oynadıkları ve insandışı özellikler yükledikleri çocuklardan tiksiniyorlar. Oysa bizi kendileri yarattı. Hiçbirimiz bu hayatı istemedik. Hiçbirimiz ailemiz tarafından para karşılığı deney için satılmak istemedik. Ama hepimiz kaderimizi kabullendik.

"Denek:161, odaklan!"
Eğiticimin keskin ve tüyler ürpertici sesiyle kendimi zorladım. Ne kadar odaklanırsam odaklanayım hiçbir yeteneğim grubumdaki denekler kadar gelişmiş değildi. Eğer birbirimizle konuşma iznimiz olsaydı, eminim benimle dalga geçerlerdi.
Gözlerimi sıkıca kapatıp ellerime odaklandım. Yavaşça ısınan ellerimden ancak bir kibriti tutuşturacak kadar alev çıkınca korkuyla yutkundum. Eğiticim olan iri yarı adam nefret ve tiksinti dolu bakışlarını üstüme dikti. Bana doğru birkaç büyük adım attıktan sonra ani bir hareketle boynumdan tuttuğu gibi havaya kaldırdı.

"Bu kadar beceriksiz olmak seni olduğundan daha tiksinç gösteriyor Denek:161. "
Sesini alçaltıp, tek kaşını kaldırarak tehditkar bir havayla
"Yoksa sen bir hatalı mısın? Ah, hayır öyle olsaydı şimdiye cehennemi boylamış olurdun! Sen sadece yeteneksiz bir deneksin"

Denek kelimesini tiksintiyle tükürür gibi söyledikten sonra beni yere fırlattı. Fiziksel acı hissetmiyordum. Bu özelliğimi daha anne karnında benden almışlardı. İsmini öğrenmemize bile iznimiz olmayan eğiticiyi sevmiyordum. Saygı da duymuyordum. Ondan deli gibi korkuyordum. Yine de sebepsizce beni sevmesini diliyordum. En azından tiksinmemesini. Eğer ağlayabilseydim şu noktada gözyaşlarım süzülüyor olurdu. Yine de yüzümü ifadesiz tutmaya çaba sarf ederek tekrar ayağa kalktım. Göz ucuyla diğer deneklere baktım. Bir kısmı devasa alevler çıkarırken diğerleri orta boyutta alevler çıkarıyordu. Ama kimse benim kadar yeteneksiz değildi. Tekrar denedim. Tekrar, tekrar , tekrar ... Küçük bir kıvılcımdan daha fazlasını yapamıyordum. Yeteneksiz olduğum tek konu alev çıkarmak değildi. Derim, diğer denekler kadar sağlam değildi. Onlar kurşunları hissetmezken , kurşunlar ben de kırmızı lekeler bırakıyordu. Bu lekeler acı vermiyordu ama hareket alanımı kısıtlıyordu. Lazer gözlerimden sadece biri çalışıyordu. Diğeri hata verip durmaktan başka bir işe yaramıyordu. 9 yıl önce 7 yaşımdayken eğitmenim bu yüzden gözümü oymaya çalışmıştı ama gözüm inatla olduğu yerden bir milim kıpırdamamıştı. Hız konusunda ise tam bir faciaydım. Normal bir insandan daha hızlı koşamıyordum. Diğer deneklerin çita hızında olması çok fazla kıskandığım bir konuydu.

Eğiticimiz saatine baktıktan sonra ellerini çırpıp bağırarak

"Bugünlük bu kadar! Odalarınıza geri dönün."

Robotlaşmış bir şekilde odalarımıza dönerken hepimiz bize öğretildiği gibi başımızı yere eğmiştik. Kimse kafasını kaldırmaya cüret etmezdi. Tabi eğer tüm oda kırmızı ışık ve yüksek bir sesle dolup taşmasaydı. Hepimiz şaşkınlıkla kafamızı kaldırırken nöbetçi eğiticeler küfrederek silahlarını çıkardı.

"Denekler kalkan oluşturun!"
Telaşlı bir sesle bağıran başka bir grubun eğiticisi olduğunu tahmin ettiğim adamın emrini kimse dinlemedi bile. Kapının kırılmasıyla içeri dolan tamamen siyah giyimli ve siyah maske takmış birkaç kişi girdi. Oldukça profesyonel bir şekilde çoğu yöneticiyi vurdular. Bir tanesi gizlenerek yanımıza geldi.
"Çocuklar çabuk dışarı çıkın ve uçağa binin! Sizi kurtarmaya geldik"

Bazılarımız tereddütle bakarken bir kısmımız çoktan dışarı çıkmıştı bile. Ben de dışarı çıkanlar arasında yer alırken eğiticilerin sinirden kızarmış yüzleriyle bizi seyrettiklerini gördüm. Engel olamıyorlardı. Güçlü değillerdi. Hiçbir zaman güçlü olmamışlardı. Ömrümde ilk defa gülümserken içimde garip bir değişim hissettim. Dengeler değişmeye başlamıştı.

Denek:161Where stories live. Discover now