Sorun şu ki Rabbim, anlatacak çok şeyim, bir araya getiremediğim kelimelerim var benim. Boğazı düğümlenen kelimelerimi kesecek o makası bulamadım henüz. Saklanıyorlar sanki yıllardır. Kendi anlamlarında boğulmayı seçmişler, bir gece yarısı kapı arkası misafiri iken işittim.
Sorun şu ki Rabbim, bitmek bilmeyen endişelerim ve ölüm boynumda bir kolye gibi asılı duruyor. Gönülleri yorgun insanlar dolduruyor uykularımı.
Kalabalık.. Dünyanın altı da üstü de kalabalık. Nereye gitsem herkes canlı bomba. Zihnim, saldırı öncesi bir şey olacağını sezen bir kuş gibi tedirgin ama rolümü iyi oynuyorum. Kalabalığa karışıp evine giden kızı başarıyla sergiliyorum.
Sorun şu ki Rabbim, buzdağının görünmeyen kısmı günden güne büyüyor. Bilinçaltım yeni yeni meyveler veriyor.
Sonrası yağmur..
Sırılsıklam ediyor her yeri. Boğulan küçük kızı son anda kurtarıyorum. Çocukluğumdan kalma sobanın yanına yatırıyorum, dedem elinde kumanda ile uyuyakalmış yine. Üzerini örtüyorum..
Sorun şu ki Rabbim, ruhum sarsılmaya açık bir toprak. Ne zaman birkaç damla gözyaşı değse sallanıyor. Kararsız bir bulut gibi. O an her şey ağırlaşıyor. Dünya dursa bu kadar olur.
Hissediyorum..
Kuşlar ölüyor gökyüzünde ve annem dua ediyor sabahın ilk ışıklarıyla.
Finalinde yaş bırakmayan o sahne, ruhumda sergileniyor ve dünyaya gözlerimi kapatıyorum ta ki alarm çalıp 'kalk ! yaşıyorsun" diyene kadar..
