"Ah! Dikkat et Özge ayağıma bastın!"
" Çok özür dilerim, hiçbir şey göremiyorum ki."
" Kızlar biraz sesinizi alçak tutma zahmetine katlanabilir misiniz?"
" Tamam, tamam. Devam edelim haydi."
Saat gece yarısını çoktan geçmişti ve üç kız gizlice girdikleri bu eski, yıkık dökük malikânenin çıkış kapısını bulmaya çalışıyorlardı. " Bu saçma iddiaya girecek kadar mı sarhoştuk?" diye düşündü Esra. Yalnızca birkaç saat önce, Esra'nın 23. doğum günü partisinde zil zurna sarhoş olmuş, birbirlerine korku hikâyeleri anlatırlarken konu kasabanın lanetli olduğu söylenilen malikânesine gelmişti.
" Asla korkmam." demişti Esra. " Korkulacak ne var ki? Eskimiş taş ve beton yığınından mı korkacağım?"
Tabi ki can dostları Özge ve İrem'de atılmışlardı.
" Saçmalamayın çocuklar, korkacak hiçbir şey yok orada."
" Hemen hemen her gün önünden geçiyoruz, orada bir şey olsaydı illa birimiz görürdük."
Yağız atılıp bu saçma iddiayı atmıştı ortaya,
" Pekâlâ, gece yarısı oraya girin ve içeride birkaç fotoğraf çekip bize getirin. Karşılığında ne isterseniz kabul."
Yağız kasabanın en gözde ailelerinden birinin tek varisiydi. Babası kasabanın temel geçim kaynaklarından olan madenlerden birçoğunun sahibiydi ve Yağız'ı yüklü miktarda miras bekliyordu. Sanki bu mirasın onu beklemesine çok ihtiyacı varmış gibi! Kendi evinde tek başına yaşıyordu ve 2 tane arabası vardı.
İrem alkolün vermiş olduğu saçma cesaretle " Tamamdır." dedi, " Spor arabanı alırız ama?"
Yağız gülerek karşılık verdi,
" Siz bir oraya girin de, evimi üstünüze bile yaparım."
Ve işte malikânenin içinde deli gibi çıkışı arıyorlardı. Fotoğraflar çekilmişti ama ne hikmetse üçünün de telefonun şarjı bitmişti. Şimdi karanlıkta önlerini zor görüyorlardı ve alkolün etkisi de geçiyordu, üçünü de ufak bir korku sarmıştı.
Malikane labirent gibiydi sanki; Hangi kapıdan geçseler, hangi köşeyi dönseler hep aynı odaya geliyor gibiydiler. Tabi camdan içeri sızan azıcık ay ışığında odaların hepsi birbirine benzemiyorsa eğer. Bir de arada sırada kulaklarına çalınan fısıltılar vardı. Üçü de bu fısıltıları duymamış gibi davranıyor, birbirlerine tek kelime etmiyorlardı. Sanki birkaç oda ötede kalabalık bir grup fısıltılarla konuşuyor ve bir anda susuyordu. Az sonra tekrar konuşmaya başlıyorlardı. Esra dayanamayarak İrem ve Özge'ye döndü,
" Ayrılıp mı arasak?"
" Sence birlikte kaybolmamız tek tek kaybolmamızdan daha iyi değil mi?" diye sordu İrem.
" Bilemiyorum, zaten sürekli aynı noktaya çıkıyoruz." diye cevapladı Esra.
Özge az ileride camdan dışarı bakıyordu.
" Buradan aşağı atlayabiliriz. Çok yüksek değil." dedi.
Üçü de camın kenarından aşağı doğru baktılar. Yaklaşık dört metreydi.
" Atlayalım." dedi İrem pencere pervazına tırmanarak.
Esra, "Dikkat et." diye fısıldadı. Yüksekten deli gibi korkuyordu ve kızlar atlamadan atlamayacaktı.
İrem aşağı atladı ve dört ayak üzerinde kurumuş bakımsız otların üzerine düştü. Kafasını kaldırıp yukarı bakarak,
" Haydi gelin bir şey yok, yüksek değil." dedi.
Arkasından Özge atlamış ve yere kapaklanmıştı. Bir yandan dizini ovuştururken bir yandan gülüyordu. İrem Esra'ya "atlasana haydi" diye eliyle işaret ederken Esra arkasına dönüp odanın içine baktı. Gördüğü şey neredeyse tepe üstü yere çakılmasına sebep olacaktı.
İrem ve Özge hala odanın içindeydiler ve yüzlerinde bir tuhaflık vardı. Ciltleri mermer gibi bembeyazdı ve ay ışığında parlıyordu, oldukça zayıf ve çelimsiz görünüyorlardı. Ve ikisinin de alnında tuhaf bir işaret vardı. İç içe geçmiş 3 tane daire.
Esra'ya bakarak yavaşça ellerini uzatırlarken Esra çığlık atarak kendini aşağı bıraktı. Özge ve İrem onu tutup kaldırdılar.
" Ne oldu?" diye sordu Özge telaşla.
" Rengin soldu resmen iyi misin?" dedi İrem. İkisi de çok endişeli görünüyorlardı ama Esra cevap veremeyecek kadar sarsılmıştı. Başını kaldırıp pencereye doğru baktı. Hiçbir şey yoktu.
" İyiyim," dedi Esra. " Sanırım ışıktandı, tuhaf bir şey gördüğümü sandım."
Birlikte yarı koşar yarı yürür halde malikânenin bahçesinden çıktılar. Cadde boyunca yürürken kimse konuşmadı. Birkaç metre ileride Yağız, Arda ve Emre bir cafenin önünde onları bekliyorlardı. Cafe kapanmıştı, camdan kızların yansıması görünüyordu. Emre kızların yüzündeki gerginliği görünce kahkahalarla gülmeye başladı. Güçlükle nefes alarak,
" Eğlenmiş gibi bir ifadeniz var." dedi. Diğerleri de gülüyordu ve Esra'nın iyice sinirleri bozulmaya başlamıştı.
" Telefonlarımızın şarjı bitti, eve gidince fotoğrafları atarız." dedi yüzlerine bakmadan ve kızlara dönüp gidelim dercesine kafasını salladı.
Onbeş dakika sonra evdeydiler. Esra odasına geçip uzanmak istiyordu ama öyle korkmuştu ki tuvalete bile yalnız gidebileceğini sanmıyordu. Duvardaki saate baktı, neredeyse 3e geliyordu. Özge ve İrem ona çekinerek bakıyorlardı. Esra'nın anlatmadığı bir şey olduğundan şüpheleniyorlar ve bu şeyin ne kadar korkutucu olabileceğini düşünmemeye çalışıyorlardı.
İrem,
" Bu akşam yalnız yatamayacağım sanırım." dedi. " Televizyonun karşısına uzanıp birlikte uyuyalım mı?" Özge çılgınca başını sallayarak onayladı.
Esra,
" Canıma minnet, ben yastığımı alıp geliyorum." dedi ve odasına girdi. Camının açık olduğunu fark etti ve gidip kapattı. Telefonunun şarj aletini, pijamalarını ve yastığını alıp odadan çıkıyordu ki arkasından bir fısıltı geldi:
" Her şey bu gece değişecek!"
Hayatında hiç böyle bir ses duymamıştı. Ensesindeki tüyleri diken diken eden, bir insana ait olamayacak kadar tiz ve güzel bir sesti. Yavaşça arkasını döndü. Kimse yoktu, hatta açık pencere dışında olağandışı hiçbir şey yoktu. Şaşkınlıkla gidip pencereyi kapattı ve koşarak odadan çıktı.
Özge ve İrem salondaki L koltuğu açmış kocaman yatak yapmışlardı. Esra pijamalarını giyerken İrem,
" Esra orada ne gördün?" diye sordu yavaşça. Özge de dönüp Esra'ya baktı.
" Hiçbir şey. Sadece ışık oyunuydu." dedi Esra zorla gülümseyerek.
" Yaklaşık 2 yıldır aynı evi paylaşıyoruz. Birbirimizi yeterince iyi tanıdık. Lütfen aklımıza hakaret etmeyi bırak ve bize gerçeği söyle." dedi Özge.
Esra sinirlenmeye başlamıştı.
" Sizi gördüm, oldu mu?" dedi sertçe.
Özge ve İrem şaşkınlıkla baktılar ona. Sonra İrem yavaşça sırıttı,
" E çünkü biz de oradaydık Esra." dedi.
" Hayır anlamıyorsun. Siz ikiniz aşağıdayken, ben atlamadan önce... Arkamı dönüp baktım. Sizi gördüm. Ama siz değildiniz sanki. Bilmiyorum... Farklıydınız."
Özge ayağa kalkıp ışığı söndürdü.
" Hadi yatalım. Saçma sapan fikirler edinmemize gerek yok. Sarhoştuk, karanlıktı ve korkmuştuk. Sabah bu halimize güleceğiz." dedi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
YASAK KAPI
FantastikHayatında gördüğü en muhteşem yaratıktı. Güzelliğini anlatmak için dünya üzerinde konuşulan herhangi bir dilin yeteceğini sanmıyordu. Yaratık gittikçe yaklaşıyordu. İçinde panik dışında başka bir his vardı; ne olduğunu bilmiyordu ama midesi bulanmay...
