🌟 ⭐ 🌟 ⭐ 🌟
⭐ ⭐ 🌟
🌟 🌟
⭐ 🌟 ⭐ ☄
Karanlık gecenin tek lambası gökyüzünde ışıl ışıldı ve kulağımda sessizlik yerine boşluk dolduran kelimeler vardı. Yanyana öylece oturuyorken ben kelimeleri o ise beni dinliyordu. Tuhaf biriydi.
☄
-Ne dinliyorsun, dedi elindeki mavi kalemtıraşa bakarak.
☄
-Arkasına müziğin ritmini almış fakat o ritme uymayan kelimeleri dinliyorum, dedim bende ona.
☄
Gözleri bana baktı ve gülümsedi. Vadimin kuşları havalandı o gülünce.
☄
Ayağa kalktı ardından ve kalemtıraşı elleriyle birlikte cebine soktu. Sanki tek bir nefes verişini bile kaçırsam benim nefesimden eksilecekmiş gibi izliyordum her anını. Hiç konuşmasak bile onu izlemekte güzeldi. Gözlerime düşüyordu varlığı bundan güzel ödül var mıydı?
☄
-Uzun zaman oldu. Adın bile bıraktığım gibi değil artık.
☄
Kafamı salladım. Haklıydı. Adımı değiştirmiştim.
☄
-Evet. Öyle gerekti.
☄
-Ne demeliyim sana artık?
☄
-Ay. Ay de bana.
☄
-Ay, dedi yumuşak bir tonda. Sanki yeni bir dilin kelimesini öğrenir gibi alışmaya çalışıyordu bu isme. Birkaç kez daha tekrat etti kendi kendine.
☄
-Neden peki? Neden Ay dedin kendine?
☄
Kulağımdaki sesleri susturup üstüme çöken ağır bir hüzünle ona baktım. Ama yüzüme vurmadım içimdeki harabeyi yeniden. O harabeyi görmek isteyen kendi de görebilirdi zaten. O da diğerleri gibi kördü demek. Kendime neden Ay dediğimi biraz düşünse ve biraz beni görmek istese anlardı.
☄
Anlamadı beni. Yine de, sadece ona yakışan cılız ışıklı umut mumumla yola devam ettim.
☄
-Akıl hocam bana öyle dedi. Sen Ay'sın dedi bana. Ben de kabullendim. Ben artık Ay'dım.
☄
Gülümsedi yine ama alay vardı bu sefer gözlerinde. Aslında bu, alaydan çok duygu yoksulluğuydu benim için. Anlamamak, sevmemekten daha kötü. İlk bunu bilmek lazım.
☄
Anlamasını beklemedim ama yine de bu saf ruhum kendimi ona katmak için çaresizce çabalıyordu. Bu demek oluyor ki o istese de istemese de ona anlatacağım.
☄
Fakat bu iyi değil; ben, ona katılmaya çalıştıkça daha çok kaybettim kendimi.
☄
-Dünya, yani siz insanlar, Ay'ın her zaman tek bir yüzünü görürmüş. Diğer tarafı ise her zaman karanlıktaymış.
☄
-Yaa, dedi sadece ilk ve,
-Peki sen o zaman...karanlıkta mısın? diye devam etti.
☄
Göğsümünde yanan mumun alevi hafifçe dalgalandı. Alevinin boyu bir an uzadı. Benim nerede olduğumu anlamıştı!
☄
Kafamı salladım anca. Bir şey diyemedim. Yanıma oturdu yine. Yüzüne yakından bakınca kulağımdaki sesler çok saçma gelmişti. Karşımda nefes alan bir şiir vardı çünkü.
☄
-Dünya öbür yüzünü hiç göremeyecek mi? Ya da sen göstermeyecek misin?
☄
-Dünyayı sevmiyorum. Ne onun bana ne de benim ona yüzüm dönmesin, gerek yok. Ben diğer gezegen ve milyonlarca yıldızın yanında mutluyum. Onlar beni görüyor, biliyor ve duyuyor.
☄
Bende takılı kalan bakışlarına bakamıyordum. Mum, göğsümü yakmak üzereydi. Güçlü üflese bana, rüzgarı esse üstüme yanacak göğsüm. İnce üflese yakacak bu sefer. İzi kalacak.
☄
-Ben nerdeyim? Dünya mıyım, gezegen mi, yıldız mı?
☄
Daha önce kimsenin sormadığı bir soruyla geldi bana bu sefer. Onun hakkındaki düşüncelerimde yanılmaya başlıyordum sanırım ve iyi ki yanılıyordum. Hayatının neresindeyim, diyordu bana. Sahi, neresindesin?
☄
-Sen siyahsın. İçinde bulunduğum karanlıksın. Senin bende bir yerin olamayacak kadar içindeyim senin. Ben, senim. Ama ne yazık ki sen, ben değilsin.
☄
Tekrar yıldızlara baktı. Parmağıyla işaret etti.
☄
-Onlar? Onlar kim?
☄
-Onlar benim umudum. Her söneni avlıyorum. Göğsümeki cılız mumun ışığyla yeniden yakmaya çalışıyorum onları. Belki sana tekrar gelirler diye. Belki bana gelirsin diye.
☄
Güneşin yüzünü gösterdiği vakit gözlerimizi kısarak ona baktık. Zamanın dolduğunu belli edercesine parlıyordu. Telaşla ışıl ışıl yanan Ay'a baktım. Gitmişti. Ona baktım. Yoktu. Kalemtıraş vardı bir zamanlar durduğu yerde.
Uyandım.
Yatağıma düşen ışık gözlerime vuruyordu. Göğsümün acısıyla uyanmıştım bu sarı sabaha.
Gülümsedim. Çocukken okul çantasına attığım mavi kalemtıraşı görmüştüm rüyamda. Nereden bilebilirdim ki o kalemtıraşın kalemimin ucunu açmaya devam ettikçe yazacağımı. Sanırım bir onu atmadın. Sen..bir beni attın.
ESTÁS LEYENDO
Yıldız Avı
Poesíakafamda çok fazla söz vardı. taştı kulaklarımdan. beyaz kağıt siyah mürekkebe bulandı. burası benim imparatorluğum. vize değil kurutulmuş çiçekler isterim. hoşgeldin astronot !
