Binlerce metre yüksekte bir uçurumdaydım. Ama kendimi yeraltında hissediyordum. Hava çoktan kararmış yarasalar geceye lider olmuştu. Denizin sesi beni sağır etmişti.. elimin havaya kalktığını belli belirsiz gördüm sanki bedenimi ben kontrol etmiyormuş gibiydim. Elimdeki şeyi sonradan fark ettim kırmızı bir gül. O kadar kırmızıydıki milyonlarca kan hücresi bir araya gelse bu kadar güzel bir kırmızıyı oluşturamazdı.
Elimde bir sızı hissettim, gülün dikeni elime batmıştı.. yere düşen kan damlalarının sesini duyuyordum. Yağmur çiselerken çıkan tatlı bir çınlama gibiydi. Sonra etrafıma baktım üstüm başım simsiyahtı. Parmağımdan akan kanın rengiydi bu.. arkamdaki çalılıklardan bir hışırtı geldi. İçimi bir korku kapladı, o panik ve merakla arkamı döndüm. Karşımda biri vardı yüzünü göremiyordum. Çok fazla ışık vardı. Önce gözlerimi kıstım sonra ellerimi kaldırdım ve ışığı engellemeye çalıştım. Karşımdaki kişinin konuştuğunu daha yeni fark etmiştim. Belli belirsiz cümleler duydum.. bir seslenişti bu... " Safderun!"
YOU ARE READING
PÂYİDAR
Science Fiction"Gitme! Gitme safderun!" diye haykırışı kulaklarımda çınlıyordu. Bağırırken yavaş yavaş kısılan sesinin tini yalvarıyordu ses tellerine , biraz daha dayan. Ağlama! "T-tamam bak ben buradayım! Yanındayım! Ne olur gitme, lütfen beni bırakma!" Evet...
