MULTİ : HAYAT
Hayat işte kimilerine gülücükler saçarken kimilerini ölüm ile yaşam arasındaki o ince çizgide bırakıyor. Hayat bana hep ikincisi gibi davrandı. Ne zaman ayağa kalkmaya çalışsam bir çerme daha taktı. Yaşadığını bilmeden yaşar mı hiç insan..
Yaşarmış işte dokuz yıldır benim yaşadığım gibi. Yaşam ne bilmeden yaşanırmış, ölümü tada tada. Ben gerçekten yaşayan bilme umudumu dokuz sene önce kaybettim. Daha yaşamaya yeni başlamışken ölümü tattırdı bana bu hayat. Korunmasızken tutunduğum dallarımı kırdı.
Ateşe dokunmadan yandım, kül oldum ben. Her bir zerrem fırtınaya karşı koyamayıp savruldu nereye gittiğini bilmeden. Hayata ne kadar karşı koyarsam o kadar savruldum.. Hayat yine savuruyordu beni karşı koymaya çalıştıkça canımın en içini yaka yaka..
Kim bilebilir ki tam bitip tamamen kül olduğunu düşünürken tekrar ateşe doğru savrulduğunu. Tekrar yanmaya hazır değilken hayatın oyun oynayıp herşeyi başa saracağını. Kül olmuş biri tekrar yanabilir miydi yoksa ateşi mi söndürürdü. Bir kez yanmışken bir daha yanmayı göze alabilir miydi insanoğlu..
Yetimhaneden çıkalı bir saat olmuştu. Yağmur sanki yeryüzünde ki tüm kötülükleri temizlemek ister gibi akarken girdiğim sokakta benden başka kimse yoktu. Tek duyduğum ses bulutların gözyaşlarının sesiydi. Saçlarımın ucundan damlayan yağmur damlalarına kulak asmadan yürümeye devam ettim.
Soğuk havayı da yağmuru da severdim ama artık montumdan geçerek tüm vücutumda etkisini bırakıyordu. Ani ve hızlı gelen bir çarpmanın etkisiyle kendimi yağmur nedeniyle oluşan küçük su birikintisinin içinde buldum. Çarpmanın etkisiyle sımsıkı kapattığım gözlerimi yavaşça araladım. Açmamla kahve renginin koyusu olan gözlerle karşılaşmam bir oldu.
Hiç bir tepki vermeden yüzünü inceledim.
Yağmurdan ıslanmış saçları alnına düşmüştü. Belirgin yüz hatları ve biçimli dudaklarıyla tamamen birbirini tamamlayan bir eser gibiydi. Kimse göründüğü gibi değildir diye uyarıda bulundu iç sesim.
Henüz üzerimden kalkmamışken birinin bize doğru koşarak gelmesiyle birden ayağa kalkıp koşmaya başladı. Düştüğüm yerden hızla kalkıp korkuyla o çocuğun arkasından gelene baktım. Siyah deri mont, altına siyah pantalon ve siyah ayakkabı giymişti. Bir yanım siyah asilliktir dese de bir yanım buna tamamen farklı bir tezde bulunarak siyah kötülüktür diyordu.
Yere düşen bir beden sesiyle düşüncelerimden aniden ayrılıp sesin geldiği yöne baktım. Gördüğüm şey karşısında dudaklarımdan esir olmak istemeyen bir çığlık kaçıverdi. Deri montlu çocuk diğerinin üzerine çıkmış ard arda yumruklar atarken çığlığımı duymasıyla gözlerini gözlerime dikti.
Yeşilin en güzel tonu olan gözlerinin etrafında ki siyah halka ayrı bir güzellik katmıştı gözlerine, daha ne kadar güzel olabileceğini düşünmeden. Kumral teni ve kahvenin açık tonu olan saçları yağmurdan ıslansada birbirini bu kadar mükemmel tamamlaması insanları kendisine hayran bıraktırabilecek bir görüntüydü.
Gözlerimde olan gözlerini çekmezken yüzünde bir mimik aradım ama yoktu. Yüzüne aldığı darbeyle gözlerini gözlerinden çekerken ard arda sıraladı yumruklarını. Nedense kavga görünce korkup kaçan ben gitmek istemiyordum. Herşeyin olduğu gibi bununda bir sebebi vardı.
Hayatın kimi neden karşına çıkaracağını bilemezsin. Kimi cezadır, kimiyse armağan.. Kimi ateşinde cayır cayır yakarken, kimi mutluluktan göklere çıkarır.. Ama hiç bir kimseyi sebepsizce çıkarmaz karşına...
Yumruklamayı bırakıp ayağa kalktı. Hiç bir şey olmamış gibi uzun ve biçimli parmaklarını yağmurdan ıslanmış saçlarının arasından geçirdi. Hızlı adımlarla yanıma gelirken arkasında oluşan hareketliliğe kaydı gözlerim.
YOU ARE READING
SESSİZ ÇIĞLIK
ChickLit"Bir çok kez ateşin içinde yanıp kül olduğumu düşünürken nereden bilebilirdim ki hayatın beni Ateş'in tam ortasına attığını.." Daha küçücük yaşta hayat tarafından tüm dalları kırılmasına rağmen tek bir umutla yaşayabilir mi insan? Göğsünün içindek...
