Ne kadar hızlı geçiyordu zaman, hangi gecenin sabahına uyandığımın farkında bile değilim, yatağımdan sessizce kalkıp doğruldum, galiba dünün geçmemişleri hala kafamın içinde ugultular yapıyordu, bir bardak su ile sindirmeye çalıştım yine yaşınılmış acıları. Aynanın karşısına geçtim, bir kırgınlık vardı. Yüzümün dört bir köşesini içten içe kaplayan, kendimi göremiyordum sanırsam, bir şarap gibi şişelere kapanmış yıllanmayı bekliyordum galiba içimde. Perdeyi araladım, güneş doğmuş sıcaklığını hissettiriyordu hafiften. Bulutların arkasına saklanmış ay da görünüyordu uzaklarda, sanırsam bende saklanıyordum kendi sevda yaralarımdan. Yanlızlıgın duvarlarıda, dökülen boyaları ile benimleydi. Simitci yine hiç saatini geçiktirmeden, sokakta sesi ile belli etti kendini, kapıya çıktım hemen sarmıştı sıcak simitlerinden iki tane,
- Yine erkencisin, dedi o kocaman gülümsemleri ile
- Senin simitlerinde olmasa bölüşecegim bir hayatımda olmaz dedim
- Düşünme bu kadar hadi afiyet olsun uğrarım sonra. Dedi
Simitci diyerek uzaklaşmaya başladı. Çay yapmaya koyuldum televizyonda yine bir türlü anlaşılmak bilmeyen insanların o sesleri daha çok kafamı karıştırıyorlardı galiba.
ESTÁS LEYENDO
ZAMANIN ESİRLERİ
RomanceDünden bugüne, bugünden yarına, ne kaldıysa ömrümüzden o kadarı ilerliyor.
