!!!Tetikleyeci İçerik!!!
İntihara meyilli düşünceler, intihara teşebbüs.
❦
Hicran, dün geceden beri yatağında büzülmüş cenin pozisyonunda öylece duruyordu. Eleni'nin çantasındaki örnek poşetlerini görmüştü. Gizlice DNA örneği almıştı. Hicran tüm sevgisiyle onu sevse de bu yetmemişti. Hiçbir zaman sevilmemişti. Kalp bağları zayıf kalmıştı, farklı bir eve çıkmaları bile güçlendirmemişti.
Ellerini bastıra bastıra sızı bulabilecekmiş gibi hırçın bir çaresizlikle kasıklarına gömdü durdu. Boştu. Ah etti hayatına. Analık ona bir türlü nasip olmamıştı. "Bu dünya bir beni ana etmedi." diye söylendi. Oysa Eleni’ye her sarıldığında, onun saçlarını her kokladığında, Allah'tan bir mucize dilemişti; kalp bağının kan bağını yenmesini. Biliyordu buna hakkı yoktu. Gerçek er ya da geç ortaya çıktığında ayrı düşeceklerdi. Ama bunlara rağmen istemişti işte.
Yataktan bir gölge gibi sıyrıldı. Gözleri kan çanağına dönmüştü ama bakışlarında garip, korkutucu bir berraklık vardı. Odanın ortasında duran ağır, ahşap sandalyeye baktı. Duvara gölgesi düşen urgana doğru sürükleyip sandalyenin üzerine çıktı.
Boynuna geçirdiği o kaba düğüm, aslında yirmi yıldır soluğunu kesen yalanların yanında çok daha hafifti. Gözlerini kapattığında gülümsedi. Bu zamana kadar bir başına yaşamış olması mucizeydi.
Gövdesini öne verdi ve ayaklarının altındaki sandalyeyi sert bir darbeyle itti. Sandalyenin ahşap gıcırtısı odada yankılanırken, Hicran boşlukta sallanmaya başladı. Nefesi kesilirken, gözlerinin önü kararmaya yüz tutmuştu ki kapı hışımla açıldı.
Zarife, içeri daldığında gördüğü manzara karşısında hayatında ilk kez ne yapacağını şaşırarak bir çığlık attı. Hızla ileri atılıp Hicran’ın bacaklarına sarıldı, onu yukarı kaldırmaya çalışırken bir yandan da sandalyeyi kaldırdı. Masanın üzerindeki meyve bıçağına uzandı. Sandalyeye çıkıp ipi kestiğinde Hicran, bir enkaz gibi kuzeninin kollarına yığıldı.
İkisi de yerde, nefes nefese kalmıştı. Hicran, morarmış boğazını tutarak öksürürken, Zarife ilk kez o kaskatı maskesini indirmişti. Gözlerinden süzülen yaşlar, Hicran’ın kızıl saçlarına damlıyordu.
"Ne yapıyorsun sen Hicran?" diye inledi Zarife, sesi parçalanmıştı. Hicran’ın öksürükleri öğürmelere dönüşmüş, nefes diye haykıran ciğerleri yanıyordu. "Bunca yıllık günahım yetmedi üzerine bir de canını mı ekleyecektin?" ölümün kıyısında bir türlü sakinleşemedi kızıl saçlı kadın. "Yaşamak için hiçbir nedenim kalmadı." kesik kesik çıktı ağzından sözcükler. Hicran’ın hayata tutunmak için uydurduğu son masaldı Eleni.
"O nasıl laf kızım?" Zarife, Hicran’ın solgun yüzünü avuçları arasına aldı. "Ne diyorsun sen Hicran? Sana kaç defa kendine gel dedim." Hicran hırçınca çekti kendini Zarife'nin elleri arasından. "Eleni ikna olmamış, kendi DNA testini yaptırmış. Her şeyi bugün değilse yarın öğrenecek." Zarife duyduklarıyla kaskatı kesildi. Bakışlarını urgana çevirdi; vicdanı ilk kez bu kadar çıplak, bu kadar çaresizdi.
"Kızım ben özür dilerim. Her şey için. 20 sene önce için, ha bu kızın anası diye senin seçilmene laf etmediğim için. Ben sana çok mahcubum. Furtunalı olmadığın halde seni bu savaşta görünür kıldım, zorladım. Benim gözüm öylesine kör oldu ki, seni göremedim. Ben senin çırpınışlarını göremedim." Hicran gözyaşlarını silip Zarife'den biraz daha uzaklaştı. "Hiç görmedin ki..."
BINABASA MO ANG
Dilhun | HicZep
FanfictionDilhun: İçi kan ağlayan, kederli, üzüntülü kimse. 2026 | UBB
