-1-

481 49 7
                                        

Ölüm,yaşam,kader daha sayamadığım bir çok şeyin önümde duran bu iki aylık çocuğun kaderini etkilemesi beni kahrediyordu. Ne yapacağımı bilemiyordum. Ormanın derinliklerine dalmıştım. Amacım buralardan olabildiğince uzaklaşmaktı. Ama bu ne kadar hızlı koşarsam koşayım olmayacak gibiydi. Sırtımda bulunan küçük heybeye bir bakış attım. İmparatorluğun hazinesinde bulduğum kalan son teleportasyon kristali işime yarayacak gibi gözüküyordu. Kucağımdaki çocuğa bir bakış atarak kararlı bir şekilde kristali elime aldım. Buralardan hemen uzaklaşmalıydım...

Ben İgor Khan. Kalan Son varisi koruyacağıma ve hayatım boyunca onu yönlendireceğime onurum ve şerefim üzerine and içerim!

***

Kristalin içinden çıkan parlak ve yumuşak beyaz ışık orta yaşlı adam ile küçük çocuğu sarıp sarmalamıştı. Bir kaç nefes süresinde ise sanki orada sanki hiç bir şey olmamış gibi karanlık ve kasvetli ortam hakimiyeti tekrar ele geçirmişti.

Küçük bir dağ köyü. Doğu ormanı..

Ormanın derinliklerinde göz alıcı bir ışık süzmesi adeta yoktan var olmuştu. Kısa bir süre parlamış ve içinden biri büyük diğeri el kadar olan iki tane silüet belirmişti.

İgor elinde bulunan çatlaklarla dolu olan kristale hüzünle son bir bakış attı. Bütün umutları çatlaklar arttıkça giderek sönüp gitmişti. Ama şimdi bunu düşünmenin sırası değildi. Etrafına baktı. Buradaki orman ışınlanmadan önceki ormana hiç benzemiyordu. Bunu görünce rahatlayarak derin bir nefes verdi ve kucağındaki çocuğa döndü.

"Hadi arslan parçası. Daha gidecek çok yolumuz var."

***

Dağ yamacına kurulmuş olan küçük köy sabahın erken vakitleri olsa bile oldukça hareketliydi. Pazar kurulmuş, satıcılar hiç bitmeyen bir enerjiyle mallarını satmak için olabildiğince bağırıp çağrışıyorlardı.

Bütün duygularını iradelerine odaklamış demirciler örsteki demirlere keyifle vuruyorlardı.

Tüm bu hengamenin ortasında köyün girişinde duran iki insanı ise kimse farketmemişti.

İgor çevresine bakarak dolanmaya başladı. Amacı küçük bir han bulmaktı. Dikkat çekmeden yürümeye başladı. Yavaşça yürürken köy meydanı olduğunu tahmin ettiği bir yere geldi. Etrafta herhangi bir han göremediği için köylülerden yardım istemeye karar verdi.

"Hey birader! Buraya yeni geldik bize yardımcı olabilir misin?"

Köylü karşısında duran yapılı adamı görünce hafiften ürktü. Ama adamın sadece yardım istediğini görünce yardımcı olmaya karar verdi.

"Buyrun efendim. Size nasıl yardımcı olabilirim?"

İgor cevap verdi.

"Tahmin ettiğin üzere buranın yabancısıyım. Açıkçası uzun bir yoldan geldim ve dinlenmeye ihtiyacım var. Burada kalacak bir han biliyor musun?"

Köylü, yolcunun sadece bir han aradığını öğrenince ona en kısa yoldan köyün sahip olduğu tek hanın yolunu tarif etti. İgor da bunun üzerine teşekkür edip kısa bir yürüyüşün ardından hanın kapısında belirdi.

"Arslan. Artık yeni bir hayata yelken açıyoruz. Senin ve benim güvenliğim açısından ismini ve soy ismini değiştirmemiz gerekli. Bundan sonra zamanı gelinceye kadar senin ismin Han Khan olsun."

Yaklaşık beş yıl sonra..

"Daha sert vur Han. Yoksa tüm gücün bu mu?

"Yapamıyorum İgor abi. Sabahtan beri çalışıyoruz artık dermanım kalmadı."

Adam, karşısında duran vücudu terlerle sırılsıklam olmuş olan küçük çocuğa acıyarak baktı.

"İyisin ama yeterli değilsin Han. Her zaman en iyisini yapmaya gayret etmez isen hep bıçak sırtında yaşarsın. Öğütlerimi dinle ve kendine ders çıkart!"

Abisinin sert sözlerini duyunca tekrar yere yatıp şınav pozisyonuna giren Han, ancak iki üç tane şınav çekebilmişti. Daha sonra pes edercesine yere yığılıp kalmıştı.

Bu durumu gören İgor yerdeki çocuğu kaslı kollarıyla omzuna almıştı.

"Pekâlâ pekala. Bugün şimdi biraz dinlenebilirsin fakat yarın bu eğitim programını 2 katına çıkaracağım."

Abisinin sırtında sallanarak giden Han ise çoktan uyku moduna girdiği için ancak belli belirsiz mırıldanmıştı..

"Han."

"Uyan iş zamanı."

"Kalksana lan!"

Minik Han bir anda korkuyla yataktan fırladı. Bulanık ve uyku mahmuru kızarmış gözlerini elleriyle temizledikten sonra ise abisinin neden kızdığını anlayabildi. Eve para kazandırmak amacıyla her zamanki gibi ormana gideceklerdi.

"Abi bugün gelmesem."

İgor'un tepesi atmaya başlamıştı. Ama çocuğa fazla da yüklenmek istemedi.

"Eğer bugün de gelirsen sana bir kaç önemli şeyden bahsedeceğim. Ayrıca daha fazla işe gelmene gerek kalmayacak."

Bunun üzerine Han mutlu bir şekilde abisi İgor'un yanında yürümeye başladı.

Öğlen vaktinin getirdiği yoğun sıcağın altında sekiz kişilik bir grup ormanın derinliklerinde elindeki baltalarla ağaçlara var güçleriyle vuruyorlardı.

Tak!

Tak!

Çatırt!!

"Dikkat edin düşüyor!"

Herkes ağacın yıkım gücünden korunmak için geri çekilmişken Han bunları hiç görmemiş gibiydi. Dalgın bir şekilde elindeki çubukla toprağı eşeliyor ve eve gitmeyi iple çekiyordu.

"Han! Hemen uzaklaş oradan!"

Orada çalışanlardan birisi olan Mustafa var gücüyle bağırdı. Bunun üzerine Han sanki uykudan uyanmış gibi aniden başını kaldırdı. Ağacın üzerine doğru düştüğünü görünce ise var gücüyle geri çekilmeye çalıştı. Ama ne yaparsa yapsın bu çabaları boşa gidecek gibi gözüküyordu.

O sırada uzaklarda ağacı dev bir baltayla parçalara ayıran İgor, Mustafa'nın bağırışını duydu. Elindeki balta elinden düşerken yetişmek amacıyla beş küsür yıl önce kısıtladığı yetişimi bir anda patlarcasına ortaya çıktı.

"Genç efendi!"

Henüz ağaç yere bile düşmemişken çatırdama sesleri etrafı doldurdu. Etraftaki toz havaya kalktığından dolayı göz gözü görmüyordu. Fakat bir kaç saniye geçmeden görüşler netlik kazanmış, her şey göz önüne serilmişti.

İgor koca yumruğunu ağacın içinden çektiğinde merak ve korku dolu gözler onun üzerine dönmüştü. Ama asıl şaşkınlık yaşayan kişi ise biraz arkasında duran terlerle sırılsıklam olmuş Handı.

İgor bu sahneden rahatsız olmuş olacak ki, Han'ın kolunu kaptığı gibi onlarca metre öteye sıçramıştı.

"Burada daha fazla işimiz kalmadı."

Herkesin gözleri önünde yaşanan bu garip ve fantastik olay, önlerindeki iki şahsın bir anda onlarca metre ileriye fırlamış ve ufuk çizgisine doğru gittikçe uzaklaşmasıyla da bambaşka bir boyut almıştı.

Han'ın bir anda yaşanan bu olaylar silsilesinde kafası allak bullak olmuş, ne diyeceğini bilememişti.

"Han. Sana daha önceden ima ettiğim bir kaç önemli şeyden bahsetme zamanı geldi."

Archamakandar Where stories live. Discover now