Akşam yaklaşıyordu. Köylüler aceleyle mallarını toplamaya uğraşıyordu. Hepsinin yüzlerinden vaktinde Büyük Meydan' ı terk etmediklerinde olacaklardan korktukları okunabiliyordu. O sırada orada burada koşturup duran insanların arasında bir yabancı da vardı. Ama kimse onun farkında değildi. Yavaşça ilerliyordu o yabancı.
Son köylüler de evlerine kaçışınca etrafı ölüm sessizliği bürümüştü. Yabancı bir süre daha ilerledikten sonra durdu. Etrafına bakındı ve sağındaki ilk hana girdi. İçerisi çok kalabalıktı. Köyün tüm evsizleri burada toplanmıştı sanki. Yabancı hanın sahibi olduğu belli olan şık giyimli adama doğru ilerledi ve karşısında durdu. Yabancı tüm vücudunu kapatan pelerini araladı. Dışarıya çıkardığı sol elindeki para kesesini masaya bıraktı. Herkes onu ve olacakları merakla izliyordu. Kimseden çıt çıkmıyordu ki yabancı kalın bir sesle konuştu.
- Bir oda istiyorum.
Han sahibi ellerini sertçe masaya vurdu ve ayağa kalktı.
- Paranı da alıp beni takip et.
Adam arkasını döndü ve ilerideki merdivenlere ilerledi. Yabancı onu takip ediyordu. Beraber üst kata çıktılar. Biraz ilerledikten sonra han sahibi bir kapının önünde durdu. Kapıyı açtı. Eliyle odayı göstererek konuştu.
- İşte...
Yabancı parayı hancıya verip içeriye girdi. Hancı kapıyı kapatıp alt kata indi. Odadaki yabancı bir süre o şekilde bekledi. Sonra yavaşça pelerinin şapkasını açtı. Tek bir çizik ya da yara izi olmayan yüzü yorgun görünüyordu. Odadaki tek cama doğru ilerledi. Bir süre boş meydanı ve ayı izledikten sonra perdeyi çekti. Sağında kalan küflü duvarın dibine oturup sırtını duvara yasladı. Bir az önce perdesini çektiği camdan içeriye dolan ışığa baktı. Ay bu gece çok parlak olmalıydı yoksa bu ışığın kaynağı başka bir şey miydi? Yabancı bunu umursamadı. Yumruk olan sağ elini yavaşça açtı. Avucundaki altın renkli yuvarlak ve kapaklı bir saate benziyordu. Baş parmağıyla kapağını açtı. İçinde çok eski bir resim vardı. Bu bir aile resmiydi. Ciddi ve yakışıklı görünümlü bir baba ayaktaydı. Sağındaki sandalyede oturan genç ve güzel bir anne ve kucağında şirin mi şirin bir bebek uyumaktaydı. Yabancı baş parmağını resmin üzerinde gezdirdi. Yüzü şimdi sadece yorgun değil ayrıca özlem çekmekteydi. Geçmişi andığı her halinden belliydi. Gözlerin resimden ayırıp boş olan odaya çevirdi. Hırsla elindeki cismin kapağını kapattı. Elini pelerinin içine çekti. Kollarını göğsünde bağlayıp gözlerini kapattı. Ama uyumadığı sürekli göz kırmasından anlaşılıyordu. Belki de uyuyamıyordu. Kim bilir yarın ne olacaktı? Bu yüzden uykusunu almalı ve iyice dinlenmeliydi. Yarın bugünkü kadar yorulacağını biliyordu. Belki de biraz para kazanmak amacıyla soylular için dövüşebilirdi. Bir süreliğineydi bu elbette. Daha sonra yolculuğuna devam etmeliydi. Bu düşünceler uykuya dalmadan önce düşündüğü son şeylerdi.
○ ○ ○
YOU ARE READING
GENÇ SAVAŞÇI
AdventureAkşam yaklaşıyordu. Köylüler aceleyle mallarını toplamaya uğraşıyordu. Hepsinin yüzlerinden vaktinde Büyük Meydan' ı terk etmediklerinde olacaklardan korktukları okunabiliyordu. O sırada orada burada koşturup duran insanların arasında bir yabancı da...
