"Oğlum sabah sabah bu ne gürültü olur !?" Diye uyandım bu lanet olası güne. Şu anki durumda buna şükür ediyordum. Çünkü hayata bakış açım değişmiş, sağdan farklı, soldan daha da farklı bakıyordum sanki. Ediz, balkonda bir sandalyeye oturmuş, sigara içiyordu. Ben ise yatağımda uzanmış uzun düşüncelere dalıyordum. "Doğa kalkmadın mı lan? Oğlum bu Miraç hoca bizi diri diri gömecek yakında görürsün. Bak kime diyorum tınlayan yok! Hadi güzelim kalk bak 2 saatte zor hazırlanıyorsun" diye bana sesleniyordu. Hemen kalktım zorla sıcacık yatağımdan. "Sonunda kalktın minik ayım" dedi. Bana hep "minik ayım" derdi. Bunun anlamını sorsam "Zamanı var birtanem." Diye geçiştirirdi. Saç kurutma makinesi ile saçlarımı kuruttum. Sonra çantamı hazırladığım gibi evden çıktık. Dersin başlama daha 15 dakika vardı. Bizde kantine inip kurt gibi acıkan karınlarımızı doyurup sınıfımıza girdik. O 40 dakika Ediz'le işkence gibi geldi. Ediz, benim Dünya'da tanıdığım en müthiş insanım. Onun derdimi dermanım olur. Geceleri uyurken o kadar tatlı oluyor ki bakmaya kıyamıyorum. Ders bitince hemen eve gittik. Eve gittiğiniz gibi hemen bir sigara yaktık ve uzun düşüncelere dalmak üzere gökyüzünü kesmeye başladık. Bulutlar ben onlara bakıyor. "Kanka sen galiba salak olabilirsin. Bulutları nasıl keseceksin?" "Ediz kanka sen harbi harbi malsın." Dedim ve sigaradan bir duman daha çektim. Ediz, sigaranın izmaritini dışarıya attı ve bir adamın kafasına geldi. Ben kahkahalarla hunharca gülüyordum. Resmen gülmekten altıma kaçıracaktım. Ediz ise "Oğlum kahretsin lan bu nasıl köpeğe geldi bu izmarit?" Diye söylenirken ben hala daha gülüyordum. Birden ben telefonum çaldı. Arayan yıllar önce bağıra çağıra kavga edip küstüğüm annemdi. Telefonu hiç açasım gelmedi. Çünkü beni eve çağıracak ve bana psikolojik işkence çektirecekti. Sonra Ediz geldi. "Güzelim niye açmıyorsun?" Dedi ve telefonumu aldı. "Oha Feride teyze! Açsana lan." dedi. Hiç açasım gelmedi. O an ellerim kırılsa da açmasaydım o telefonu ...
Berbat haberi aldığımdan sonra 1 saat sonra gözlerimi hastahane de açtım. Babam ölmüş. Ediz ise başımda ağlıyordu. Onu ilk defa ağlarken gördüm. Birden benim gözümden yaş aktı. Sonra Ediz "Güzelim daha iyi misin? İstediğin bir şey var mı? Bak beni deli etme, bir şey söyle bebeğim. Ne olur ne olur konuş" diyordu. Ben duyuyordum ama tepki veremiyordum. Sanki obezite biri oturmuş, durmadan kıpırdanıyordu vücudumun üzerinde. "Lan Doğa! Beni delirtiyorsun. Neden konuşmuyorsun? Gözlerin cin gibi mübarek!" Diye başımın etini yiyordu. Allah'a şükürler olsun ki doktor bey geldi. "Biraz dinlenmesi gerekiyor." "Biraz dinlenmesi mi gerekiyor ?" dedi. Bu onu ne kadar sinirlense de hiç bir şey değiştiremezdi. Birden odaya ağlamaktan gözleri balon gibi olan annem geldi. Ediz'i aldı ve dışarıya çıktılar. Ufacık bir böcek olmak istedim ama Ediz'in 'böcek öldürme' takıntısı geldi o an aklıma. Tırstım ve kıpırdadım yerimden. Annem içeri girdi. "Doğa, kızım, nasılsın? Tam 5 yıl oldu seni görmeyeli. Nerelerdeydin koskoca 5 yıl? Neden aramadın beni? Ne halde olduğumuzu hiç merak etmedin mi? Sen benim tek kızımsın .. Neden bana bu eziyeti çektiriyorsun ha minik kuşum?" Kuşum ha ... Küçükken bana "Minik kuşum" derdi ve ben buna dayanamaz, hemen koşardım minik ayaklarımla ona doğru. Annem daha konuşmaya devam ediyordu ama ben o eski günleri düşünmekten umursamıyordum onu. "Doğa kızım neden cevap vermiyorsun?" Dedi o ağlamaklı sesiyle. Cevap veremeyeceğimi bilmiyordu. İçimde fırtınalar kopuyordu ama dışımdan belli etmiyordum. Ediz'e birkaç dakika sonra eli poşetlerle dolu geldi. "Feride teyze haberin yok galiba Doğa yaşadığı şok yüzünden konuşamıyor. Fazla yorma onu ne olur." demişti. Ah ... Benim biricik aslanlar gibi babam ... Artık kimse beni anlamayacak. Yattığım yer sanki dahada içine çekti beni.
YOU ARE READING
ÇİLEK REÇELİ
RandomDoğa ve Ediz çok yakın 2 arkadaştır. Ama bu arkadaşlık elbet bir gün bitecek. Onlar sonsuzluğa inanmıyorlar. Öleceklerse birlikte ölecekler. Bu heyecanlı yolculuğa var mısınız?🙋🏻
