Yine klasik temmuz ayının en sıcak günlerinden biri ben ise evde kısa spor şortum ve spor bir atlet ile oturuyorum hayır daha kaç kere diyeceğim klimayı yaptıralım diye?! Ah Büşra ah bu sıcakta kavruluyoruz senin yüzünden ben bunun hesabını sana sormazmıyım? "Ne konuşuyorsun kızım kendi kendine delirdin galiba?" " senin yüzünden büşra kaç defa dedim şu klimayı yaptıralım diye beynim kulağımdan akıyor!"
Biz konuşmaya dalmışken ocakta olan yemeği unutmuştuk ve hafif kokular geliyordu"Büşraaa yemeğe baksana""Oldu canım az yede bir Uşak tut istersen?!" "Of Büşra of hayır asıl suç bende ki seninle aynı eve çıktım" "Demek öyle pişmansın yani benimle aynı eve çıktığından öyle olsun Yağmur öyle olsun..."
Artık cidden daralmıştım, bıkmıştım ve bir de buna sıcak hava eklenince iyice sinirlendim. Hemen oturduğum yerden kalkarak Telefonumu aldım ve dışarı çıktım. Nereye gideceğimi ne yapacağımı bilmiyordum belki biraz ağır konuşmuştuk birbirimize karşı ama hani insanın sabrının bir sınırı vardır da o taşınca patlar ya işte aynen öyle olmuştu.
〰 〰 〰 〰
Sahilde yürürken deniz kenarında olan küçük şirin bir kafeye gelmiştim. Kafe mavi tonlarının hakim olduğu bir yerdi. Küçük masalar ve sanki piknik havası katsın diye koydukları pembe masa örtüleri vardı. Masaların üzerinde şirin figürleri ile küçük renkli mantar şeklinde baharatlıklar vardı ve bu zaten renkli olan kafeye biraz daha renk katarak daha da güzelleştiriyordu.
Gözüme kestirdigim masaya oturdum ve bir garsonun yanıma gelmesini bekledim fazla geçmeden yanıma yaşlı tonton bir amca sipariş almak üzere yanıma geldi.
"Hoşgeldin kızım ne alırdın"
"Hoşbulduk ben bir ice-tea ve çikolatalı pasta istiyorum" dedim ve tebessüm ettim. Yaşlı amca gülümsedi ve siparişleri getirmek için gitti.
Aradan çok fazla bir süre geçmeden yaşlı amca elinde pasta ve ice-tea ile geldi masaya koyduktan sonra
"Afiyet olsun" diyerek yeni gelen çiftin siparişini almaya gitti kız çok şirindi benimde bir sevgilim vardı fakat iki gün önce şehir dışına çıkmak zorunda kalmıştı ne olduğunu sorduğumda ise 'ailevi meseleler' diyip geçiştirmişti.Bende anlatmak istemiyor diye üstelememiştim.
Gelen pastamı yerken gözüm yine bir masa öndeki çifte takıldı kızın yüzü bana doğru dönüktü fakat sevgilisi olarak düşündüğüm ki büyük ihtimalle sevgilisi olduğu çocuğun arkası dönüktü fakat çocuk inanılmaz bir şekilde sevgilime benziyordu.
Ben önümdeki çifti incelerken çocuk yan dönerek garsona seslendi çocuğa daha dikkatli bakarken bunun Can olduğunu anladım ve ayağı fırlamam bir oldu.Bana şehir dışındayım derken nasıl olurda buralarda başka kızlar ile eğlenebiliyordu?! Hemen ayağı kalktım ve Can'ın karşısına dikildim.
"Sen,sen ne kadar aşağılık ne kadar pislik birisin yazıklar olsun sana bana şehir dışındayım deyipte burada eğlenmeye nasıl vicdanın el veriyor anlamıyorum."demem üzerine can'ı bir telaş ve korku sarmıştı bile
"Yağmur bak hiçbir şey sandığın gibi değil." demesiyle yüzüne tokadı geçirmem ve
"Sakın ama sakına bir daha karşıma çıkma Can yoksa olacaklardan ben sorumlu değilim!" dememle kafeden dışarı çıktım ve hem ağlayarak hemde koşarak nereye gittiğimi bilmeden ilerlemeye başladım.
koştum ta ki nefesim kesilene kadar.Öylesine koşmuştumki nereye geldiğimi bile bilmiyordum evet belkide iki yıldır Ankaradaydım fakat bu benim heryeri bileceğim anlamına gelmiyordu.Geldiğim yer dağın başında ıssız bir yerdi yanı deyım yerindeyse 'kuş uçmaz kervan geçmez' bir yerdi. Etrafa hızlıca göz gezdirdiğimde bir taraf ormanlık alanken diğer bir taraf uçurumdu ama şu filmlerde gördüğünüz romantik yerlerin aksine daha bir ürkütücüydü.
