Oldukça geniş okul bahçesine bakarken yutkunmama engel olamadım. Okul fazla gösterişli ve korkututcuydu. Muhtemelen yanımda Dilay olmasa annemi arayıp beni almasını isterdim.
Klasik müdür konuşması için bahçede rastgele sıraya giren insanların arasına karıştık. Liseye yeni başlayanlar –bizim gibi- kendini belli ediyordu. Biraz ürkek ve fazla çekingen duruyorduk. Buna rağmen liseli olmak beni heyecanlandırıyordu. Kitaplarda yazan o güzel aşklar hep lise yıllarında yaşanıyordu ve benim bu hayattan tek beklentim gerçek aşkı bulmaktı. Gerçek aşkı bulmak ve ömrümün sonuna kadar saklamak.
“Sessiz olun!” diye mikrofona konuşan müdüre içimden ‘üf’ledim. Müdürlerin her sene başında –hatta dönem başında- yaptıkları konuşmalardan nefret ederdim. Ne yani sen başarılar dilemesen ben başarılı olamayacak mıyım? Saçma. Aklımda gezinen bu düşüncelere dalmışken Dilay’ın sesini duydum.
“Kanka ben bu okulu çok sevdim.” Ah, bu ses tonunu biliyordum. Kesinlikle yakışıklı birini görmüştü!
Gülerek “ Ne tarafta?” diye sordum. Bakışlarıyla işaret ettiği yöne baktığımda adete nutkum tutuldu diyebilirim. Sarışın ve biraz serseri tipli çocuğa dalıp gitmişken Dilay’ın “O benim Seda.” Demesiyle kendime geldim. Ne kadar şakacı bir ses tonuyla konuşsa da aynı kişiden hoşlanmamız beni üzmüştü. Hiçbir zaman arkadaşıma ihanet eden bir insan olmamıştım ve bir çocuk içinde asla etmezdim. Bakışlarımı konuşmasına devam eden müdüre çevirdiğimde ‘o’ da arkadaşlarıyla birlikte önümüze geçmişti.
Bu serseri çocuk başıma bela açacaktı.
