10 Yıl Sonra

63 5 4
                                        

"Hey Lena! Buraya gel bu malikâne değişik odalarla dolu!" Küçük kız Rosa saçlarını Savura Savura koşuşturuyordu. "Haydi Lena acele et!!" Pek neşeli olmayan, daha çok dışarıda özgür bir şekilde dolaşmayı seven, kısaca Rosanın tam tersi olan ikizi Lena isteksizce arkasından yürüyordu. "Esas sen yavaşla, hem dışarıda oynamak varken neden evin içine tıkılıp duruyoruz?" Etrafına bakındı. "Hey Rosa neredesin?" Rosa ortalıktan kaybolmuştu. "İyi bende dışarı çıkayım bari" Lena topunu alıp dışarı çıktı. "Yaşasınn annem ve babam iyiki böyle bir karar aldılar. İyiki bu eve taşındık. Eski evimizde güzeldi elbet ama babamın büyüdüğü evde oturmak ve özellikle gizli yerleri keşfetmek çok güzel!" Rosa mutluluktan havalara uçuyordu. Şehir merkezindeki evleri hiç bukadar büyük değildi ve değişik odaları yoktu. Burada çok eğlenecekti...

"Lenaaaa buraya gel!" Marinette Agreste elindeki büyük kutuyla beraber bahçeye daldı. "Lena gel ve eşyalarını al! Hem bir dakika Rosa Nerede?" "Evin içinde keşif yapıyor" diye söze başladı Lena, elindeki topu sektirirken "Yeni eve taşındığımız için çok mutlu" Peki ama onu görürsen gelip eşyalarını almasını söyle dedi marinette nakliye kamyonunun önüne giderken. "Banane Rosadan gelip kendi alsın"  Lena topu kafasına koyup bu sefer kafasında sektirmeye başladı...

"Acaba bu oda neresi?" Rosa yavaşça kapıyı açtı. Bu oda geniş ve bir okadar süslüydü. Perdeler kapalı olduğundan içerisi çok karanlıktı. "İşte" dedi Rosa perdeleri açarken "böyle daha iyi" odada gezinmeye başladı. Daha sonra birşey buldu. Yatağın yanındaki komidinde tozlu bir çerçeve ve tozdan gözükmeyen bir fotoğraf vardı. Yavaşça tozu üfledi. Gitmeyince eliyle sildi. Fotoğrafta Babası Adrian Agreste, doğmadan önce yurt dışına gittiğinden görmediği dedesi ve hiç tanıyamadığı büyükannesi vardı. "Demek büyük annem böyle biriymiş. Babam tıpkı ona benziyor." Etrafına bakındı. Bu Tozlu ve boş odada başka hiçbişey yoktu. Rosaya göre birsey yoksa eğlence de yoktu. "Sanırım artık gitmeliyim" Rosa tam kapıya yönelirken yere düştü. Bir şeye takılmıştı. Yeniden ayağa kalktı. Bir parkenin çıkmış olduğunu gördü. Onu yerinden çıkardı. Ve sonra tuhaf bir kutu gördü. Siyahtı ve üstünde kırmızı işaretler vardı. "Bu da ne böyle?" Rosa kutuyu eline aldı. Yavaşça kapağını açtı. Çok güzel pembe bir arma vardı. "Ne kadar da güzel. Acaba bana güzel olur mu?" Yavaşça yakasına taktı. Sonra çok tuhaf bir şey oldu. Her yerden pembe ışıklar çıkmaya başladı. Ve sonra onu gördü. NOOROO... kelebek kwamisi karşısında duruyordu.

"Merhaba ben Nooroo.. Kelebek kwamisiyim. Senin adın ne?" Rosa hala şoktan çıkamamıştı. "a-a-a-a" dili dönmüyordu. "adım Rosa. Rosa Agreste" hala şaşkın bir şekilde Noorooya bakıyordu. Annesi ve babası ona Tikki, Plag ve kaplumbağa kwamisi dışında başka bir kwami olduğunu söylememişti. Ve daha da önemlisi onun burada ne işi vardı? "Annem senin burda olduğunu biliyor mu? Yada babam? Sonuçta burası babamın evi. Yoksa sen Plag 2 misin? Ama sen pembesin? Yoksa Tikkinin kardeşi falan mısın? Ama o annemindi. Yoksa şef mi seni buraya koydu? Sonuç olarak: Senin burada ne işin var???" Rosa parlak yeşil gözlerini şaşkın bir ifadeyle açmış, Noorooyu süzüyordu. "Beni hemen Uğur böceği ve kara kediye götürmelisin Rosa. Sen herhalde biliyorsundur onların Nerede olduğunu." "Uğurböceği mi Kara kedi mi? Şaka yapıyorsun herhalde onlar artık görevlerinde değiller. Hem elbette biliyorum onların nerde olduğunu çünkü -" bir an durdu. Acaba uğur böceği ve kara kedinin anne ve babası olduğunu söylemelimiydi? Yada Noorooyu bulduğunu onlara demelimiydi? "Çünkü ne?" Diye düşüncelerini kesti Nooroo. Uzun bir sessizlik oldu ve sonra Rosa yanıt verdi. "Evet dediğim gibi onlar görevlerinde değiller, şu kötü adamı yendikten sonra gerçek kimliklerini açıkladılar. Şuan tüm Paris onların gerçekte kim olduğunu biliyor." "Sana bir şey sorabilir miyim küçük kız. Sen kaç yaşındasın?" "Ben 6 yaşındayım ama bunları biliyorum çünkü zaten bunu tüm Paris biliyor ve onlar bizim kahramanlarımız." "Pekiiiii uğur böceği ve kara kedi görevlerinden ayrılalı yani normal bir şekilde yaşayalı kaç yıl oldu?" Yani bi 10 yıl olmuştur herhalde" Nuruu üzülmüş ve çaresiz görünüyordu. "Yani onları bulamazmıyım?" Rosa Noorooya doğruyu söylemediği için üzülmeye başladı. Aslında çok da yalan söylememişti. Annesi ve babası o kötü adamı yendikten sonra gerçek kimliklerini açıklamışlardı. Sonra zaten tüm Paris kurtulunca ve bunu öğrenince normal bir yaşam sürmeye başlamışlardı. Bikaç yıl sonra da Lena ve Rosa doğmuştu. Onun söylediği tek yalan uğur böceği ve kara kediyi tanımadığını söylemesiydi. Hem nooroo neden annesi ve babasını görmek istiyorduki? Derken Rosa nın aklına bir fikir geldi. "istersen, yani istersen seni ustaya  götürebilirim. Yani o annem ve ba- aah yani uğur böceği ve kara kediden daha çok şey bilir." Nooroonun birden gözleri parladı.
"Yoksa sen, usta fu'yu mu diyorsun?" Rosa evet anlamında başını salladı. "Eğer beni ona götürebilirsen, çok çok çok mutlu olurum" tam o sırada kapı açıldı. Rosa telaşla noorooyu eline alıp arkasına sakladı. "Rosa neredesin? Her yerde seni aradım" gelen Lenaydı. "Hem sen yerde ne yapıyorsun? Arkanda ne var?" Lena merakla ona doğru yaklaştı. "Hiç, hiç hiçbişey" Rosa telaşla ayağa kalktı. "İyi tamam hadi şu pis odadan çık, eşyalarını odamıza taşı. Salondaki kolilerle karışmadan kendi kutunu odaya taşımalısın bence" sonra çıkıp gitti. "Tamam" dedi Rosa. "Seni Usta Fu ya götüreceğim. Ama kimse senin bende olduğunu bilmemeli." Nooroo tamam anlamında başını salladı. Sonra yavaşça odadan çıktılar.

Mucize: Yeni Baştan Stories to obsess over. Discover now