Ölümcül Aşk

67 0 0
                                        

         Uçağın alçaktan geçmesi ile çıkardığı gürültü ile uyandım. Güneş daha yeni gün yüzüne çıkıyordu. Doktorlar durmadan koşuyorlardı. Bembeyaz üniformaları kıpkırmızı olmuştu. Saate baktım ilaçlarımı içmeme daha yarım saat vardı. "Ne zaman bitecek bu çile." diye içimden geçirdim. Ülke savaşa girmişti. Her yerde bombalar patlıyor, çatışma sesleri geliyor, hastanelere durmadan yeni yaralılar getiriliyordu. Artık hastanelerde yer kalmadığı için insanlar koridorlarda yatmaya çalışıyordu. İlk yaralı sivillerden olduğum için ben paylaşımlı bir odada kalıyordum. Oda iki kişilikti ve yanımdaki yaşlı amcanın durumu çok vahimdi.

         Ailemi gözlerimin önünde attıkları bomba ile kaybetmiştim. Aralarından bir tek ben kurtulmuştum. Durmadan gözlerimin önüne o sahne geliyordu. O günden beri hiçbir şey bana zevk vermiyordu. Artık yaşamak istemiyordum ama ölmeye de çok korkuyordum. Dünya benim için bitmişti. Kendimi ölmüş kabul ediyordum artık. Bu dünya için tutanacak, çabalayacak birşeyim kalmamıştı. Dua bile edemiyordum artık. Bütün gün boyunca sadece camdan dışarı bakıyordum. Yemek verirlerse yemek yiyordum. Saate bakıp ilaçlarımı içiyordum. Yine camdan dışarı bakarken, bugün nereyi patlatacaklar acaba diye düşünmeye başlıyordum ki; yanımda kalan amcaya taktıkları makinadan "dııııııt" diye ses gelmeye başladı. Filmlerde izlediğim kadarıyla o ses duyulmaya başlayınca yatan kişi ölüyordu. "DOKTOOOOR!" diye bağırmaya başladım. Kimse beni ya duymuyordu ya da ilgilenmiyordu. 5 dakika boyunca bağırdım. En sonunda genç bir hanımefendi odaya girdi. Durumu hemen anladı ve yaşlı amcayı götürmek için yardım çağırmaya başladı. 2 tane ortanca yaşlarda iki eskiden beyaz ama şimdi kıpkırmızı olan üniformalı adam gelip amcayı götürdüler. Arkasından ne olur ne olmaz 3 ihlas 1 fatiha okudum. Hiçbir zaman kendine gelememişti saten. İçimden "Allah rahmet eylesin" dedim ve camdan dışarı bakmaya devam ettim.

        Aniden kapı açıldı. Yeni bir hasta gelmişti. Benim yaşlarımda olduğunu tahmin ettim. Doktorlar serumu takıp gittiler. Rengi solmuştu. Üstünde sadece hastanenin verdiği hasta kıyafeti vardı. Bana döndü ve "merhaba." Dedi. Ona karşılık verdim. Sonunda biriyle muhabbet edebileceğim birini bulmuştum. Geçirdiğim bu zor günlerde az da olsa bir iki muhabbet edebilecektim. İsimlerimizi öğrendik. Ailemi nasıl kaybettiğimi, gözümün önünde bir an da nasıl uçup gittiklerini anlattım. O da bana hastalığından bahsetti. Hastalığını anlattığı zaman şok olmuştum. Ölümcül bir hastalığı vardı ama hastalığını bana o kadar rahat söyledi ki herhalde bilmiyordu. Bu savaşta kullanılan biyolojik bir silahtı. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Bunu doktorlara söylemeliydim. Ya bana da bulaşırsa. Yataktan kalktım. Ayaklarımın ağrısı hala geçmedi. Kapıya kadar yaklaştım kapıyı açtım ve doktoru aramaya başladım. Koridorlarda insanlar yatıyordu ve yürümek çok zordu. Sonunda doktoru buldum ve ona bağırdım.

-Neden odama bulaşıcı ve ölümcül bir hastalığı olan kişiyi koydunuz.

-Bak evlat dinle. 1 haftadır adam akıllı uyuyamıyorum saten. Buradaki birçok hasta o ölümcül hastalığa yakalandı, onu koridorda yatırıp diğer insanlara bulaştıramazdık. Kusura bakma ama elimden daha fazlası gelemez.

         Küfrede küfrede odama geri döndüm. İçeri girdim yeni gelen hastaya baktım. Bana gülümsüyordu. Gülümsemesi çok tuhafıma gitti. Hatta hoşuma bile gitti. Ona döndüm ve dedim ki

-Bak sana birşey söylemeliyim. Hastalığın ölümcül. Ben sağlık bölümleri okuyordum ve bu hastalığı iyi bilirim hastalığın bulaşıcı ve ölümcül. Bilmeni isterim.

-Biliyorum saten.

-Peki o zaman neden bu kadar rahatsın.

Ölümcül AşkWhere stories live. Discover now