Bölüm 1

64 2 0
                                        

Şehirdeki isyandan sonra kayığa doğru koşan kalabalığa katıldım. Bir kayığa bindik. Henüz 6 yaşındaydım. Büyük bir fırtına çıktı ve kayığı 'Kaplumbağa Adasına' çektiler. Ne geldiğim kayıkta ne de bu büyük adada tanıdığım birisi bile yoktu. Kıyıya varmamızla kayıktakilerin beni orada bırakıp korkakça etrafa kaçışlarını izledim. Kimse kalmayınca kayıktan inip yürümeye başladım.

 Uzaktan hüzünlü bir şarkının sesi geliyordu: ''Kalbim düştü artık aşka/Gözüm yok parıldayan altınlarda/Beni avutacak kimsem yok/Cesur denizcimden başka...'' Şarkıya hiddetle karşı çıktım ''O fakir bir denizci değil zengin yakışıklı prens olmalı sizi bilmiş kertenkeleler!'' Annem her zaman bana sonunda yakışıklı prens ve güzel çilekeş prensesleri anlatırdı ve en sonunda hep mutlulardı. Şarkıyı söyleyenleri uyarmaya gidiyordum.Onlar yanlış biliyorlardı böyle güzel şarkılar prenslere yazılırdı. ''Toplanın güzel kızlar/Her kim olursan ol gel/Cesur denizciye aşıksan/Öfkeli denizi geç de gel.'' Kapıyı hızla açtım. Şarkıyı söyleyen birkaç kişi dışında herkes uyuyordu. Önlerinde babamın bazen eve getirdiklerine benzer şişeler vardı. Uyuyanların önünde neredeyse 15 taneydi.(Bildiğim en yüksek sayı 15 -6 yaşındayım kardeş.-) Herkes çok pis ve yorgun gözüküyordu. Üzerimdeki zümrüt yeşili güzel elbisemin eteklerinden sular damlıyordu ve artık ağır geliyordu. Tezgahın önünde kırık olmayan tek boş sandalyeye oturdum. Tezgahın arka tarafındaki kadına seslendim. ''Hey! Bayan şarkıda bahsedilen cesur herifin bir prens olması gerekmez mi ?'' Kocaman siyah gözleri olan kadının yırtık olmayan tek kıyafeti başındakı saçlarını tutan tokaydı. ''Sen nereden çıktın ufaklık?'' diye sordu ve çürük dişlerinin arasında parlayan altın dişini göstermek istercesine gülümsedi. Beyaz dişlerimi gururla açarak sırıttım''Deboucher'de kaybolup bir kayıkla bu adaya geldim.'' dedim. ''Pekala ailene ne oldu biliyormusun?'' Omuzlarımı silkip ''Belki de şehirde kalmış ve onlar da asılmıştır.'' dedim. Bir an cennete gidecekleri için onları göremeyeceğimi düşününce üzüldüm ve dudaklarım büzüldü. Kadın tezgaha yaslanıp benim hüzünlü yüzümü görünce hem çevik hem de zarif bir hamleyle tezgahınüstüne hemen önüme oturdu. ''Falına bakmamı istermisin bu seni neşelendirebilir.'' dedi. ''Fal da ne demek?'' ''Geleceği görüp sana söyleyebilirim.'' ''yüzü kızgın bir hal almaya başladı. ''Yoksa sen bir büyücümüsün? Annem her zaman onlardan uzak durmamı söylerdi.'' dedim. Elini tezgaha sertçe vurup korkunç bir kahkaha attı. ''Ama annen burada değil bücür! Yanında değerli bir şeyler var mı bakalım?'' Eteğimin alt tarafındaki gizli cepte bir madalyon ve küçük bir demir buldum. Demiri ona uzattım. Önce büyük kara gözleri daha da büyüdü. Sonrasında ise hemen göğsüne sıkıştırdı. Elimi tutup avucumun içine baktı ''Adın ne bücür?'' ''Elizabeth, senin ki?'' ''Gerçek adımı hatırlamıyorum, bana Sarmaşık derler.'' Bana doğru eğildi ve sır veriyor gibi fısıldayarak ''Zenginlik'' dedi heyecanla. Hızla devam etti konuşmaya ''Ama aileni unut onları bir daha göremeyeceksin. Sonra elbisemin kolunu bileklerimden dirseklerime kadar açıp bir süre duraksadı. Elini kolumda gezdirip korkuyla yüzüme baktı ''Sanırım bir süre burada, yanımda durman, senin için daha iyi olacak çocuk.'' dedi

Gemideki KadınStories to obsess over. Discover now