Kahramanımız kaldırımın kenarına oturmuş elindeki hobi listesine bakmaktaydı. Kendisi olmak bütün vaktini aldığından başka hiçbir şey yapmadığı için annesi ona bu listeyi hazırlamıştı. Üniversiteyi bitirdiği günden beri ailesi onun bir kariyer planlaması yapmasını beklemişti fakat o bütün gününü hiçbir şey yapmadan oturarak geçiriyordu. Bütün kahramanların üstün olduğu yetenekleri vardır. Kimileri çok cesur, kimileri çok güçlüdür. Hatta bazılarının uçmak ya da görünmez olmak gibi süper yetenekleri vardır. Bizim kahramanımızın ise hiçbir yeteneğe sahip olmama yeteneği vardı. Bir ay boyunca yemek ve tuvalet ihtiyaçlarını gidermek hariç bir koltuğun üzerinde oturarak yaşayabilirdi. Hatta bizim kahramanımızın bir ismi dahi yoktu. O yüzden kahramanımızın ismi Kahramanımız olarak geçecektir.
Hobi Listesi
Kitap Okumak
Resim Kursu
Gitar Kursu
Heykel Kursu
Ahşap Boyama Kursu
Fotoğrafçılık
Koleksiyon
...
ve benzeri uzayıp giden bir liste. Kahramanımız listeye her baktığında daha çok canı sıkılıp canı daha fazla bir şey yapmak istemiyordu. Yine de bunlardan birini şimdi seçmezse akşamki mide bulandırıcı aile toplantısı nasihatlerinden birine maruz kalacağından emindi ve kader olaya kendi üslubuyla müdahale etti. Ayağa kalktı ve yerdeki taşa sıkı bir tekme attı. Taş hızla bozuk asfalt yolda sekerek ilerledi. Karşılıklı arabaların arasında ustaca geçip karşı kaldırıma çıktı ve durdu. Kahramanımız da taşın peşinde karşı kaldırımına geçti. Taş bir süre daha hareketsiz durup yokuşun etkisiyle aşağı doğru yuvarlanmaya başladı. Önce ağır ağır giden taş kahramanımız izledikçe hızlanmaya başladı. Taş mozaikli kaldırımda sağa sola yalpalayarak mağazanın önünden geçip köşedeki büfenin dışarı koyduğu dondurma dolabına çarparak yön değiştirdi ve Atıf Çıkmazı'na girerek köhne bir kitapçının önünde durdu. Kahramanımız " Kim buraya bir kitapçı açar ki" diye düşündü. Duvarları neredeyse boyasız ve tabiri caizse kıç kadar olan kitapçı sinek avlıyordu. Dört sıra raf ve tezgâhtar kızın başında durduğu eski bir tezgahtan başka hiçbir şey olmayan kitapçıya girdi.
İlk gözüne çarpan tezgâhtar kızın güzel, soluk yüzü oldu. Kızcağız şaşkın, boş gözlerle kahramanımızın yüzüne bakıyordu. Bir müşteri gelmeyeli uzun zaman olduğu kızın afallamış yüz ifadesinden anlaşıyordu ama kahramanımızın aklı kızın güzel yüzünde kalmıştı. İnce yapılı, açık tenli kızın siyah uzun saçları aklını başından almıştı. İnce kaşları, iri siyah gözleri, küçük bir burun ve yuvarlak dudakları olan güzel kızı bir süre gözüyle süzdükten sonra istemsiz bir soru çıktı ağzından.
" Burada kitap var mı?"
Tezgâhtar kızın hafifçe gülümseyerek etrafına baktı.
"Tabii ki, burası bir kitapçı. Siz ne tür bir kitap arıyorsunuz?"
" Bilmiyorum. Roman olabilir."
Güzel tezgâhtar eliyle rafları göstererek
" Bir bakın size yardımcı olurum " dedi.
Burası bir kitapçıdan çok ergenin odasını andırıyordu. Her yer dağınıktı. Kitaplar raflara rastgele dizilmişti. Romanlar ve ders kitapları yan yana duruyordu. KPSS kitapçıkları yerlerde ve taburelerde üst üste duruyordu. Kahramanımızın gözüyle ince bir kitap ararken, bir gözü hâlâ kızın üzerindeydi. Rasgele bir kitabı rafların arasından çekerek ismini okudu. Yeşil kapaklı kitabın üstünde "Yeşil Kitap" yazıyordu.
"Şaka mı bu?" diyerek sesli düşündü. Kitabın ilk sayfasını açtı. "Şaka değil" yazıyordu.
Bir an kafasında delice bir fikir peyda oldu. "Yeşil kitap bana cevap mı verdi" diye düşündü. Bir anda beliren düşüncenin kendi kendine söyleyince kulağa delice geldiğini fark ederek güldü ve kendine geldi.
Gözünü tekrar güzel tezgâhtara dikti. Bir bebek kadar masum güzel yüzünde soğuk bir hava vardı. Etrafındaki bütün pozitif enerjiyi yok ediyordu. Bu yönüyle kendine yakın bularak onunla birkaç kelime konuşma şansının olacağını düşündü ve yanına yaklaştı. Elindeki kitabı uzatarak;
"Bu kitabı istiyorum. İsmi çok tuhaf değil mi? Yeşil Kitap."
Tezgâhtar kız hiç değişmeyen soğuk yüz ifadesiyle
"Evet, şaka gibi" dedi ve elindeki barkot tabancasıyla birkaç defa okutarak fiyatına bakmaya çalıştı. "Sanırım bunun fiyatını girmemişiz. Siz beş lira verin yeter" diyerek kahramanımıza kitabı uzattı. Bir süre Tezgâhtar kızın yüzüne baktı, bir şeyler söylemesi gerekiyordu mesela "Akşam kaçta çıkıyorsunuz" ya da "çok güzelsiniz" gibi ama yapamadı. Belki uzun zamandır soru soran değil de cevap veren olduğu içindi belki de bunun daha basit bir sebebi vardı. Babasının sürekli dediği gibi ümitsiz vaka olmasıydı. İkinci şıkkı düşünmek bile istemedi ve parayı ödeyip giderken dönüp kıza bakmaktan kendini alıkoyamadı.
Cebinde ki android cep telefonu tek tuşla sosyal medyaya girecek özelliğe sahipti. On dokuz liraya internet, SMS ve konuşma süresi vardı fakat hiçbirini kullanamıyordu. Çünkü ne arkadaşı, ne de sevgilisi vardı. Yine de bu acınası durumundan tuhaf bir şekilde rahatsız olmuyordu.
Evin salonuna girdiğinden amerikan mutfağının penceresinde görünen annesine elindeki kitabı gösterdi.
" Bir kitap aldım" dedi o tanıdık bıkkın tavrıyla. Annesi ise bu ses tonuna her zaman ki tehditkâr tavrı ile cevap verdi.
"İyi, umarım okursun da"
Kahramanımız annesinin "patron benim" tavırlarından hiç hoşlanmıyordu. Yönlendirmeci ailesinin tavrını bir bilim kurgu filmi ile özleştirmişti. Evde herkesin bir avatarı vardı. Hayatın içindeki basmakalıp rol modellerinden birini takınıyorlardı. Annesi mükemmel ev hanım avatarı, babası fedakâr baba ve başarılı iş adamı avatarını takınıyordu. Beş yaşındaki kız kardeşi bile ideal evlat avatarını takınabiliyordu. Ailesi eşrafına mükemmel aileyi oynarken tek oyunbozanın kendisi olduğu hissettiriyorlardı.
Kahramanımız üst kattaki odasına çıkıp Yeşil Kitabı çalışma masasını üzerine fırlattı. Odasını duvarları korku filmini andıran posterlerle kaplıydı. Pentagramlar, Lucifer tasvirleri ve şeytanı görünümlü Rock yıldızlarının posteriyle tamamen siyaha boyamıştı odasını. Penceresini açmadığından içeri iğrenç bir küf ve çorap kokusuyla kaplıydı. Galiba kahramanımız da asi gençlik avatarını başarıyla takıyordu.
Bazen kendini değiştirip ailesine uyum sağlamsı gerektiğini düşünüyordu. Belki ailesini olduğu gibi kabullenmek onu daha mutlu edebilirdi. Çevresindeki insanlar tarafından görünmez olmaktansa biraz sosyal biri olmak daha iyi olabilirdi. Öncelikle bir kız arkadaş fena olmazdı. Yirmi beş yaşını geçmişti ve yetişkin bir erkekti. Sevip, sevişmek onu daha mutlu edebilirdi. Hatta birkaç arkadaşı olması da hiç fena olmazdı. Devamlı oturduğu koltuğa bıraktığı kıçının patates baskısını andıran çöküntüsünden daha eğlenceli olabilirdi. Kitapçıdaki tezgâhtar kıza bir iki güzel şey söylemeyi çok isterdi. Ama ona ne söyleyecekti. Kendi depresif karakterini yaratmak için harcadığı süre, onu sosyal açıdan taban yaptırmıştı. Bir günde tükettiği kelimelerle tam bir cümle bile kurulamazdı. Kızla konuşacak hiçbir ortak nokta bulamazdı.
Hayır, bir tane bulabilirdi. Orada, masanın üzerine rastgele fırlattığı kitap hakkında konuşabilirdi. Kahramanımız kitabı, tekerleği bulan ilkel insanlar gibi eline alıp sağını soluna baktı. Okumanın daha akıllıca olduğuna kanaat getirdiğinde Yeşil Kitabın hikâyesi başladı.
