Bölüm 1.

90 26 56
                                        



''Bulut'um hadi kalk, bak randevuna geç kalacaksın.''

Gece sanki birbirine japon yapıştırıcısıyla yapıştırılmış gözlerimi zorlukla açtım. Bir an için kendimi hafızasını kaybedip gözlerini açtığında ilk önce sevdiği erkeği gören kız gibi hissetsem de sevgi falan yoktu ortada. Karşımda sadece kızını yataktan kaldırmak için uğraşan bir anne vardı.

''Hadi güzelim, hadi aşkım. Adam orada ağaç olacak ama!''

''Ne randevusu ya?'' dedim avuç içimle gözlerimi ovuştururken.

''Sana uygun gördüğümüz bir adamla randevu. Bu gidişle evde kalacaksın!''

Ah, yine mi?! Gitmek falan istemiyordum. Sadece biraz daha yatmak istiyordum. Bu annemin ve babamın bana uygun gördüğü sekizinci erkekti. Soyları tükenmiş sandığım erkekler sanki bir anda mitoz bölünme geçirmişlerdi ve ben artık bıkmıştım. İlk bakışmamızın ardından tüm erkekler ''Bulut erkek ismi değil mi ya?'' demek zorunda mıydı? Geri zekalılar.

''Tamam git, geliyorum.'' dedim yataktan kalkmadan. Annem kapıyı kapatıp çıktıktan sonra yorganı tekrardan apış arama alıp uyumaya hazırlanıyordum ki Whatsapp'tan gelen mesaj sesiyle gözlerimi pörtleterek açtım. Dünden beri bu mesajı bekliyordum. I'm fine kitabındaki gibi WhatsApp'tan bir numara sallayıp 'Selam.' yazmıştım. Belki aşk falan doğar diye. Bir hışımla komidinimin üzerinden telefonu alıp şifreyi girdim ve gördüğüm manzarayla birlikte felç kaldım. Gözlerimi o kadar çok büyütmüştüm ki, sanki birazdan yuvalarından çıkacaklardı. Evet, buna inanması belki güç ama selam yazdığım kişi Suriyeli çıkmıştı.

''Peki.'' dedim umutsuzca. İstesem tutturamazdım. Buradan da ne çıkarabilirdik? Kamu spotu; evlenmek için fazla güzelsin Bulut. ''Ay, teşekkür ederim geri zekalı.'' derken elimi altın günlerinde çocukları övülen teyzeler gibi hissetmiştim. ''Ayol Ayşe, bizim çocuk işte.'' cevabını alamayacağımı bildiğim için kalktım yataktan. Dolabımdan havlumu aldıktan sonra kendimi banyoya sürükledim. Sanki günlerdir kitap okumak için uyumuyormuşum gibi bir halim vardı. Evet, kitap okumayı sevmiyordum. En son 4. Sınıfta hocaların herkese zorla aldırdığı okuma kitaplarını okumuştum. Benim için sadece zaman kaybı olan şeyler bazı insanların yaşama sebepleri oluyordu. İşte bu yüzden ya, insanların hayatlarını sorgulamıyordum. Saçlarımdan şıplayan sulara aldırış etmeden ilk önce vücudumu kuruladım. Elime geçen turuncu gömleği aldıktan sonra altına siyah bir şort giydim. Aslında biraz önemsemem gerekirdi ama sonucu herkes biliyordu. Yine evde kalacaktım. Saçlarımı basit bir kurulayıp, stilettolarımı giyip- Gardırop Savaşları'nı izlemeden önce topuklu ayakkabı der geçerdim- aşağıya indim. ''Ben çıkıyorum.'' dedim çay içerken gazetesini okuyan babama doğru. Annem sandalyesinden kalkıp yanıma koşar adımlarla gelmiş, bir elime çanta tutuşturururken bir taraftan da konuşuyordu.

''Yine çok güzel olmuşsun, Bulut'um. Bugün eğer biri sana yine o ölümcül soruyu sorarsa, bu sefer kendine sahip çıkıp suyu karşı cinsine dökmezsen sevinirim yavrum. İnsanlar sana anormal gözlerle bakabilir.''

''Çocuğuna mitoz bölünme geçirmiş erkekleri ayarlayan bir anne için bunu söylememek zor olmasa gerek(!).'' dedim gülerek. Annemde sırıttı. Ama bu sırıtışın söylediklerime gülme anlamında olmadığını biliyordum. 'Eve gelince görüşeceğiz.' bakışıydı bu.

''Ben ufaktan kaçayım artık.'' Babama elimle öpücük savurup kendimi bahçeye attım. Arabama bindiğimde, tüm günün sıkıcılığına başlamaya hazırdım.

                                                                                                   ***


''Selam, ben Burak.''

''Bulut.'' dedim uzattığı elini sıkmadan. Sandalyemi çekmesine izin vermeden-ki çekecek mi bilmiyordum- hemen oturdum. O da oturdu. Yaklaşık 3 dakika boyunca birbirimize bakmayla geçen süre sanki bir asır sürmüştü. Hani böyle son final bölümünde arada çıkan reklam vardır ya, diğer kanallara çevirirsin sonra tekrar çevirir bakarsın hala devam ediyor. Geçmek bilmez o süre.

''Ee.. Nasılsın?'' diye sordu. Başka sorulacak soru yoktu çünkü. 'Hobilerin ne?' diye dalamayacağına göre.

''İyiyim.'' dedim uzatmak istemezcesine. Onun halini hatırını da sormadım. 'İyiyim.' diyecekti, diyalog orada yine son bulacaktı. Bu yüzden takmadım.

''Hep iyi ol.'' dedi. Nedensizce başımı kaldırıp gözlerine baktım. İçten söylemişti bunu. Ya da bana öyle gelmişti. Ama önemli olan söylemesiydi. Değer verdiğiniz insanlardan duymadığınız cümleleri bir başkasından duyduğunuz zaman bir farklı oluyormuş demek ki.

''Sen de.'' Gülümsedim, gülümsedi. Ortaya çıkan gamzeleri güzeldi. Varla yok arasında gidip geliyordu. Biraz daha fazla gamzesi olsaydı dedim kendi kendime, mutlaka içine parmak sokardım! Bir de o güzel gamzelerinin artısıyla beraber gözlük takanlar yok mu, tam ölünmelik. Bizim ailede gamzesi olan yoktu. Belki de bu yüzden, gamzeleri seviyorum. Hani insanlar nankörlermiş ya, elinde olmayanları severlermiş. Hıh, o yüzden işte. Neyse ki Arda'mın gamzeleri var. Gamze yokluğunu onunla gideriyorum. Buradan çıkınca da mesaj atayım bari.

''Aslında biliyor musun? Amacım seninle evlenmek falan değil.''

''O zaman burada ne bekliyoruz? Herkes evlerine dağılsın.'' dedim sanki büyük bir grubun arasındaymış gibi.

''Anlatmamı bekle, miniğim. Anlatmaya ihtiyacım var.'' Miniğim mi? Höh. Çüş. Yuh. Sensin miniğim, geri zekalı. Gözlerimi devirdim, o da hiçbir şey dememiş gibi anlatmasına devam etti.

''Senden en az 5 yaş büyüğüm. Ya da dışın fazla cılız. Neyse. Dedem istedi burada olmamı. Onu fazla üzmek istemiyorum, bu yüzden buradayım. 'Ben ölmeden önce evlen.' falan diyor işte, bilirsin.''

''Benden ne istiyorsun?'' dedim ellerimi masada birleştirerek. ''Sahte sevgili rolünü üstlenmemi falan mı? Daha sonra da kötü çocuğu oynarsın, olur biter. Hıh? Belki sonra aşık falan oluruz. Kusura bakma da, kendimi ergenlerin okuduğu bir kitabın karakteri yapmak istemiyorum. Kendine başka birini bul.''

''Kendime sahte sevgili rolü üstlenecek birini arasaydım, daha güzel birini seçerdim merak etme.'' dedi göz kırparak. Sinirlerim bozuldu. Masadan kalkarken bir taraftan da söyleniyordum.

''Birincisi 20 yaşındayım ve senin en az 25 yaşında olman gibi bir olasılık göremiyorum.'' En az'ın altını fazlasıyla çizmiş, daha fazla vurgulamıştım. ''İkincisi, senin o sevgili rolünü üstleteceğin kişilerden daha güzelim. Gözlerinde miyop sıkıntısı falan mı var? Hastane masraflarını öderim, Barış.''

Masadan kalkmış, kapıyla aramda 5 adımdan daha az bir mesafe kalmıştı. Masanın zaten kapıyla arasında 10 adım olması, ayrı bir mesele. Elimi kapıya koyduğumda arkamdan bağırdı. Rezil olmak istemiyorum, kapa çeneni!

''Barış değil miniğim, Burak.'' Kesinlikle gülüyordu. Aklımda isim tutamama gibi bir sorun vardı. Hiç sıkıntıya vermeden kendimi dışarı attım. Artistlik olmuştu, sanki bilerek yapmışım gibi. Ellerimi birbirine dolayıp gerinecektim ki, diğer elimde cüzdan olduğunu gördüm. Of, bir de masaya para mı bırakmıştım şimdi ben? Çıldıracağım..

*YARDIMLARINIZI ESİRGEMEYİNİZ!*-* İYİ OKUMALAR.*

Vous avez atteint le dernier des chapitres publiés.

⏰ Dernière mise à jour : May 03, 2017 ⏰

Ajoutez cette histoire à votre Bibliothèque pour être informé des nouveaux chapitres !

Soyadam'ın HikayesiOù les histoires vivent. Découvrez maintenant