jin ile hayal et

285 16 8
                                        

kendi memleketimizden çok uzak olan Güney Koreye gidiyorduk çünkü arkadaşımız olan Ayşenurun Kore'ye gitme gibi bir hayali vardı bizde bu istediğini kabul ettik çünkü ailelerimizin baskılarından uzaklaşmak istiyorduk o yüzden Kore'ye gitmek için 2 gün sonraya bilet aldık ve o gün gelip çatmıştı ailelerimizle vedalaştık her ne kadar benim ailem gitmeme izin vermese de artık o yolun yolcusuydum. Kapıya gelen taksiye binip havaalanına doğru yola koyulmuştuk yolda giderken hepimiz hala gideceğimize inanmıyor bir birbirimize garip garip bakıyorduk çünkü bu olanlar tamamen bir hayaldi ve hayalimiz gerçekleşiyordu her ne kadar benim hayalimde Kore ye gitmek olmasa da ailemden uzaklaşmak için bende kabul etmiştim.... Havaalanına gelmiştik artık uzaklaşmak için sadace dakikalar kalmıştı son görüşümdü bu insanları, bu sıcak havayı...Uçağa gitmemiz için anonslar gelmeye başlamıştı ben ışte o zaman anlamıştım tamamen gideceğimi ve içimi garip bir duygu kaplamıştı iyi mi yapıyordum bilemiyordum?? Çok farklı bir kültür, çok farklı bir medeniyet şehrinde yaşayacaktım artık ve oraya ait hiçbir şey bilmiyordum...Pasaport kontrolünden geçtikten sonra uçağa doğru gidiyorduk üçümüzde özgür olmanın verdiği rahatlıkla kahkaha atarak gidiyorduk çok rahatlamış hissediyorduk kendimizi. Uçağa geldiğimizde yerlerimize oturduk ve kalkış için bekliyorduk ben Ayşenur ve Tuğba'nın arkasında oturuyordum onlar ise benim önümde ilk defa tek başıma uçağa binmenin verdiği korkuyla birde tek oturuyordum henüz yanımdaki kişi gelmemişti içimden inşallah bir kadındır diye geçiriyordum tam o sırada el bagajını yerleştirmeye çalışan bir vücut gördüm ve o an hayal kırıklığına uğradım çünkü ben bir kadın bekliyordum birden uçakta bir uğultu çıktı ve herkes benim olduğum kısma bakıyordu ben ise hala ne olduğunu anlamadan etrafima bakıp duruyordum birden Ayşenur'un gözleriyle göz göze geldim ve o da çok tuhaf bir şekilde bana bakıyordu ben ise hala anlamamıştım... Bagajını yerleştirdikten sonra yanıma oturdu ve bir an göz göze geldik ve  bana istemsiz bir şekilde heyecan basmıştı ne olmuştu bana anlamamıştım halbuki ben çekik gözlü Asya erkeklerinden pek hoşlanmazdım birden Ayşenur bana doğru döndü ve
- Esraaa  dedi.
+Efendim
-Sen yanındakinin kim olduğunu biliyor musun?? dedi kısık bir ses tonuyla
+Hayır bilmiyorum kim Brad Bitt mi diye alaya aldım hunharca gülerken....
-Aptal o Koreli bir ünlü şuan herkes seni parçalayacak gibi bakıyor bir bak  çevrene istersen dedi.
Ben o an hemen bir daha baktım çocuğa bu sefer daha çok heyecanlanmıştım ve gerçekten Ayşenur'un dediği gibi herkes bana ve yanımdaki çocuğa ve onun arkadaşlarına bakıyordu. Bense konuşmak istiyordum ama ne diyecektim ya Türkçe bilmiyorsa?  ki zaten bilmez aptal diye iç sesimin yüzüme yapıştırdığı sert tokatla kendime geldim... Peki ya İngilizce???? ve iç sesim tekrar araya girdi senin İngilizcen çok az dedi ve yine bir hayal kırıklığı ile iç sesimi susturdum ve uyumayı tercih ettim. Aradan 1 2 saat geçtikten sonra kibar hostesin seslenişi ile uyandım
- Bir şey yer misiniz diye sordu?
(Would you eat something?)
hemen irkildim ve acaba ne sipariş edecek diye meraklı gözlerle ona baktım?  tek merak ettiğim ne yiyeceği değildi sesiydi de acaba nasıl bir sesi vardı diye de merak ediyordum...
+Soslu Makarna dedi (Pasta with sauce)
ve ben o an bittim elim ayağım bir birine dolandı çünkü çok değişik oldum o an sesini duymuştum ve sıra bana gelmişti peki ben ne yiyecektim kurt gibi de açtım şimdi yanımda da o vardı hunharca yiyip çocuğu tiksindirmek istemiyordum ve sıra bana gelmişti
- Ne yemek isterdiniz? 
+Ben bir salata alıyım lütfen yanına da portakal suyuuuuuiiiuu...
Allah'ım bu ne mallıktır sırf kibar görüne bilmek için rezil olmuştum salata ve portakal suyu ne mana ??? hayır ne manaaa??? biri beni tokatlasın...Ben garip garip kendimle mücadele ederken bir kez daha göz göze geldik ve bu sefer hafif tebessüm etti "mal ya" der gibi...Yemek geldikten sonra hemen yedim sağıma hiç bakmadan çünkü bakarsam ben bu mallıkla portakal suyunu burnuma  götürürdüm ve rezil olurdum o yüzden o tarafa hiç bakmadan iğrenç menumden yemeğe başladım zorlaya zorlaya yeme işlemim bittikten sonra ohhh bee diyerek arkama yaslandım ve yine yüzüm kızardı çünkü bana doğru baktı napıyo bu kezban der gibi o an bir göbeğimi kaşımamıştım o kadar saçmalamıştım çocuğun yanında o ise hala bir tabak makarnayı bitirememişti bile o bende olsa var ya diye bir an iç sesim konuşmaya başladı hemen onu susturup gözlerimi kapattım bence ben uyumalıydım yoksa bu mallıklarım hala devam edecekti ben az daha uyumazsam çocuğun elinden alır tabağı ben yerim
- verr şunu aptal bir saattir elinde bak o öyle yenmez böyle yenir diye.....
ve uyumuştum ortalama uyuduktan sonra şahane bir kaptan sesiyle yine uykumdan uyanmış bulundum çünkü Kore yolculuğumuzun sonuna gelmiş bulunmaktaydık kemerlerinizi bağlarınız anonsuyla kemerimi bağlamaya çalışıyordum hiçte beceremezdim bu görevi hemen ilk çocuğa baktım acaba nasıl yapıyor diye 2 dk bile sürmemişti o derece de cool bağlamıştı ben ise sanki ahıra inek bağlarmışcasına kendimle mücadele edip duruyordum buda onun farkına varıp gülümsedikten sonra son derece bir coollukla bana yardım etti ve kemerimi bağlamıştım ve artık inmiştik yavaş yavaş iniyorduk artık o iğrenç yolculuktan bavullarımızı beklemeye koyulmultuk  ortalama 1 saat beklentiler bizi bu da ayrı bir ayrıntı olsun :)) neyse bavulları aldıktan sonra biz kalacağımız otele doğru yol aldık ve biz hala şoktaydık 3 ümüzde masum köylüler gibi etrafı ve insanları keşfetmeye çalışıyorduk hepsi birbirine benziyordu başım dönmüştü her yer balık kokuyordu ve bu durum midemi bulandırmıştı neyse taksi gelmiş ve biz otele doğru yola koyulmuştuk otele vardık ve hemen kendimizi odalarımıza attık üçümüzünde odası farklı farklıydı ben odama geçtim bir duş aldıktan sonra uyudum çünkü akşam Kore de ilk gecemizi kutlayacaktık....

Biasını hayal etStories to obsess over. Discover now