Dünya sapsarı bir hale bürünmüştü, batan güneşin sessizliğiyle beraber yaprakların fısıltısı vardı etrafta sadece. Sanki her şey susmuş ve gün batımını izliyor gibiydi, sonbahar her zamankinden daha sarıydı, henüz yazdan kalma yeşilin kokusu vardı etrafta, toprak kahverenginin huzur veren kokusunu yaymamıştı daha. Gred yeşili hep daha fazla sevmişti, onun için her zaman yaz olmalıydı sanki, yazdan hiç sıkılmazdı. Nehirin kenarında ıslanıp , çimlere uzanmayı, güneşle ısınıp geceleri açık gökyüzünde yıldızları izlemeyi hep daha çok sevmişti kışın karanlığından ve soğuğundan. Bu yüzden yazdan kalma son günlerin tadını hiç bir fırsatı kaçırmadan çıkarmak istiyordu.
Son günlerde sürekli yaptıkları gibi köyden uzaklaşıp, nehrin sınırının ardındaki ormanda geziniyorlardı. Bulunmamaları gereken bu yere gelmek onlara tuhaf bir huzur veriyordu, belkide az da olsa burada kendilerini özgür hissediyorlardı. Tabi ki köyden hiç kimse burada olduklarını bilmiyordu, nehri geçip ormana gelmek tehlikeli ve yasaktı. Onlara her zaman böyle anlatılmıştı, köydeki her çocuk böyle büyümüştü. Tabi ki söyledikleri yalan değildi, burası tehlikeli bir yerdi, Efendiler'in emirleri bu şekildeydi ve köydeki hiç kimse kuralların dışına çıkmak istemezdi, fakat Gred ve arkadaşları saçma bir cesaretle bu tehlikeyi göze alıp bir kaç saatliğine özgürlüğe kavuşmanın huzurunu yaşamak istiyorlardı. Ancak her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi bunun da sonu Hulynn'in husursuzluğuyla gelmeye başlıyordu.
"Artık dönmeliyiz" diyerek kendini hiç çekinmeden hatırlattı Hulynn. Saman sarısı saçları, mavi gözleri ve vücuduna göre dolgun yanakları olan bir kızdı. Onun için ekibin kaprislisi denebilirdi, Rod onu her zaman çekici bulmuştu yada başka şansı olmadığı için onu çekici buluyorda olabilirdi. Rod dört kişilik gruplarındaki Gred dışındaki tek erkekti. Gred'den daha iri yarı, keskin ve köşeli suratlı, dik bakışlı bir gençti. Genelde Hulynn'e yaranmak için onu desteklerdi fakat bu sefer cesur görünüp hava atmaya karar vermiş olacakki " Bence biraz daha kalabiliriz" diye karşı çıktı. Hulynn ona ters bir bakış atarken Gred hemen araya girip Rod'u destekledi, nede olsa erkekler birbirinin arkasında durmalılardı.
"Bence de biraz daha kalabiliriz"
Hulynn bozulmuş bir ifadeyle " Eğer yakalanırsak, Ruhsuzların bizi dinleyeceğini sanmıyorum, sanırım ilk yapacakları şey bizi zindana atmak olur, bu hoşunuza giderdi galiba. Zaten buraya gelmemiz yeterince saçmayken bu işi daha da tehlikeli hale getirmenin anlamı yok, değil mi?" dedi. Gred ve Rod'un birbirine baktığı sırada, grubun son üyesi Halian araya girdi. Her zaman ki gibi Gred onun sesini duyduğunda, göğsünde bir yumuşaklık hissetti, sanki bütün vücudu hafifliyor, onun izni olmadan hareket ediyordu, geri kalan her şeyi unutuyor gibiydi. Sesi yaz nehirleri gibi berraktı, gözleri kömür karası saçlarıyla yıldızlı bir gökyüzünü andırıyordu. Gülümserken kıvrılan dudakları Gred için bakmaya doyamadığı bir şölene dönüşüyordu. Her zamanki alaycılıkla süslenmiş ciddi tavrıyla " Sanırım ben Hulynn'e katılıyorum arkadaşlar, dönsek iyi olacak. Zaten saatlerdir buradayız" dedi oturduğu kayadan kalkarak. O bir şey istediğinde Gred için akan sular duruyordu fakat onunla biraz daha burada vakit geçirmek için her şeyi verebilirdi.
"Pekala" dedi Gred "Biraz daha kalalım ardından gideriz, sonuç olarak bunlar son günlerimiz, sonbahar geldiğinde işler daha da ağırlaşacak ve buraya gelmeye fırsatımız olmayacak"
Ekip kısa bir süre birbirine baktıktan sonra gönülsüzce bu teklifi kabul ettiler, tabi ki Rod mutlu olmuştu, o da Hulynn'le biraz daha vakit geçirebilecekti bu sayede. Rod ekibin çenebazıydı, genelde o konuşur diğerlerinide o konuştururdu. Gred çoğunlukla Halian'a bakmakla yetiniyordu hatta bazen bunu yaparken yakalandığı da oluyordu. Bu durumlarda sunduğu dalgınlık bahanesiyle ekipte dalga konusu olmuştu. Dörtlü çocukluktan beri arkadaştılar. Halian kendini bildi bileli hayatındaydı Gred'in, ona açılamadığı tam yirmi seneyle birlikte. Üzücü olan şey bunu sıkça belli ediyor olması fakat Halian'ın sanki hiç oralı olmamasıydı. Bundan sürekli kaçıyor gibiydi, onun için Gred eşi olmayan bir arkadaş ve sırdaştı. Hep böyle değil miydi zaten, birisi aşık olduğunda diğeri olmazdı bu yüzden buna aşk deniyordu galiba. Gece gündüz hayalini kurduğu, dibindeyken uzanamadığı bir aşktı. Bazen hayaller kurardı Gred, gerçek bir savaşçı olduğunu düşünürdü ve Ruhsuzlarla teker teker savaşıp onu kaçırarak özgürlüğüne kavuşturduğunu. Ardından dağlarda beraber yuva kurar orada yaşlanırlardı. Fakat Gred savaşçılıktan çok uzak olduğunu biliyordu, ona sunabileceği tek şey çiftçiliğiydi. Sıradan bir çiftçinin sıradan bir oğluydu. Aslında köyleri herkes için böyleydi, herkes sıradan birer köle gibiydi. Görevlerini yapıp haraçlarını verip yaşamaya devam ederlerdi. Tüm bunların arasında Gred'in yapabildiği tek şey Halian'la ilgili hayaller kurmaktı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kan Kılıcı
FantasyArkadaşlar Kan Kılıcı serinin ikinci kitabıdır,serinin ismini henüz kesinleştirmediğim için sadece kitap isimleri üzerinden yayınlayacağım, serinin ismini kesinleştirdiğim zamanda paylaşımlar o başlık altında olacaktır
