~1~

27 7 0
                                        

Herkesin vardır bir umudu, bir savaşı, bir kaybedişi, bir acısı, bir yalnızlığı, bir hüznü, bir yıkılışı... Çünkü herkesin bir gideni vardır... İçinden bir türlü uğurlayamadığı...(Anonim)

O güzel ilişkimizin burada biteceğini düşünmemiştim hiç. Sahi, bir ilişkinin bitmesi saliselere mi bağlıydı? Oysa ki bu çok adaletsizdi. Hayatımızı en güzel şekilde yaşadığımız zamanları saliseler bir anda yok edebiliyor muydu? Ben miydim haksız, yoksa saliseler mi? Bu soru benden size...Gene bir pazar akşamıydı. Canımdan çok sevdiğim o çocukla konuşuyordum her zamanki gibi:
"Asya."
"Efendim Aras?"
"Ben ayrılmak istiyorum."
Benim için tam bir yıkılış anıydı bu. Dedim ya, canımdan çok seviyordum ben onu. Neden diye sorduğumda bana şartların öyle olduğunu ailem izin vermediği için onlara karşı gelemeyeceğini ancak hâlâ beni sevdiğini ve seveceğini söylemişti. Kendi de üzülüyordu aslında. O belli etmiyor olsa da kafası hep bir dalgındı. Biz onunla hep iletişim halindeydik. Hep bana yazardı. Bir gün olsun eksik etmezdi mesaj atmayı. "Nasılsın, iyi misin?" diye hep halimi, hatırımı sorardı. Bol bol konuşurduk. Hep beni sevdiğini söylerdi. Gel gitleri olurdu. Bir bakmışım aşkım yazmış, bir bakmışım sanki arkadaşımmış gibi davranıyor. Biz onunla ayrıldığımız halde bana aşkım yazmaya devam ediyordu. Beni aklından atamazdı ki. Ne olursa olsun beni seveceğini de söylemişti ayrılırken. Bunun yanı sıra benim triplerimden bunaldığını da söylemişti evet. Bende bu lafın üzerine kendimi değiştirmeye çalıştım. Ama yok yok, olmuyordu. Canımdan çok sevdiğimin  dediği gibi: "Tripçi Asya"ydım ben. Ne olursa olsun kurtulamazdım ki triplerimden. Kendim bile sıkılmıştım artık. Bir an önce kendimde değişim yaratmam, hatta değişimler yaratmam gerektiğini biliyordum ama bunun beni çok zorlayacağı kesindi. Bu durumun farkındaydım ben elbet. Üstüne üstlük ben stresten kilo almaya başladım, evet evet o sivilceler çıkmaya başlamıştı. Lanet olası şeyler. Ne zaman strese girsem yüzümü istila ediyorlar. Bende strese girmek istemedim. Aras'ı aklımdan atmaya çalıştım. Ama yok, yapamıyordum. Çocuk, hafızama öyle kazınmıştı ki... Çıkmıyordu. Kimse çıkartamıyordu. Benim öz bir kardeşim yoktu. Tek çocuktum ben. Sadece kardeşim bildiğim ve aynı sınıfta olduğum iki kız vardı. Simay ve Pelin. Onlar bile yapamıyordu bunu. Aklımdan çıkartamıyorlardı. Beni biraz olsun güldürmek, eğlendirmek, mutlu etmek için soytarıya döndüler. Ben kızlarla gülüp eğlenmek yerine onun fotoğraflarına bakmaktan, onunla eskimiş olan mesajlarımızı okumaktan alamıyordum ki kendimi. Hepsini geçtim, ben zaten bunları yapmayı bıraksam Aras bana her gün olduğu gibi mesaj atıyordu. Aklımdan çıkmaması normal değil miydi sizce de? Bence gayet normaldi. Kendi kendime keçileri kaçırmış gibi konuşuyordum evde:
"Ah Aras ah... Yıktın beni be deli çocuk. Yaktın beni be deli çocuk. Kalbimin deli çocuğu...Seni seviyorum işte deli çocuk. Her zaman olduğu gibi, her zaman olacağı gibi... Seni seviyorum."derken telefonum çaldı. Arayan Simay'dı. Nasıl olduğumu sordu."İyiyim." dedim. Ama iyi miydim ki? Yapabiliyor muydum Aras olmadan? Devam edebiliyor muydum hayatıma? Hayır hayır. İyi değildim ben. Sadece öyle gözüküyordum dışarıdan. İçimde ne fırtınalar koptuğunu kimse bilmiyordu. Herkes mutlu sanıyordu beni. Bizimkiler dışında. Yani sınıf arkadaşlarımdan kendime en yakın gördüğüm ve her sırrımı bilen Mert, Kerem, Eren, Yiğit, Uğurcan, Yiğitcan, Simay ve Pelin dışında herkes. Ama mutlu değildim ki ben. Kimse de mutlu edemezdi beni... Aras'ımın dönmesi için her gün dua etmeye başladım. Tek çarem buydu artık. Ne yazık ki Aras geri dönmeyecekti. Bunu biliyordum. Ama hayatın zalimliğinin üstüne gidiyordum. Umuyordum ki Aras'ım, kalbimin deli çocuğu bana geri dönecekti...

Benim Hâlâ Umudum VarStories to obsess over. Discover now