2.Bölüm Onun Adı Rei

3.1K 166 21
                                        


♧Bir şeytanın kanını içen insan kanını içtiği şeytana ilgi duymaya başlar. Ona istemsizce güvenir. Ruh hayatını kurtardığı için onu tapılası biri olarak görür.

Okul Çıkışı-

Zil çalınca toparlanmaya başladım. “Şimdi Yumi’yle evlerinize gideceksiniz değil mi?” demesiyle toparlanmayı bırakıp ona doğru döndüm. “Şaşırmış görünüyorsun.. Evini bilmediğimi mi sanıyordun? Hani o 3 katlı Okyanusa 7 sokak ötede olan ev.. Senin değil mi?” sinsi bir gülümseme takındı. Yutkundum. Sonra önüme dönerek eşyalarımı hızla toplamaya başladım.

“Evimin 100 metre bile yakınına gelirsen…. Seni polise şikayet ederim.” Diye tısladım. Güldü. Hem de uzun bir süre.. “Cidden polislerin bana engel olabileceğini mi sanıyorsun? Biliyor musun saçımın teline bile dokunamazlar.”

Kaşlarımı çattım ve yeniden ona doğru döndüm. “O zaman ben dokunurum” diye tısladım. “Elbette o gün de gelecek” diyerek gülmeye devam etti.  Sinirden ne yapacağımı bilemiyordum ki o ara Yumi sınıfa daldı. “Gitmiyor muyuz?” dedi gülümseyerek. Ardından onu görünce eğildi. “Galiba sohbet ediyordunuz. Ama üzgünüm onu senden çalıyorum” dedi göz kırparak. Eşyalarımın hepsini toparladıktan sonra gerekli olanları çantama koydum. Ardından çantamı kapatarak omzuma attım. Normalden biraz daha ağırdı. Herhalde sinirden birkaç parça eşya daha koymuş olmalıydım. Bu çocuk hayat düzenimin içine ediyordu..

Sıramdan kalkıp ona ürkütücü bakışlarımdan birini daha savurdum. Bunu hak ediyordu. Gizli hayranlardan nefret ederdim ve o da tam anlamıyla gizli hayranım gibiydi. Ama yine de nedense tam olarak ondan nefret etmiyordum. Sanki nefretten çok seviyor gibiydim. Bu hiç hoş değildi.O ise sadece her zaman yaptığı gibi güldü.

Daha fazla onunla durabileceğimi sanmıyordum. Yumi’nin elini tuttuğum gibi okuldan çıktım. Arada sırada tökezliyor olsak da hızlı adımlarla yürümeye devam ettim. Bir yandan Yumi’nin elinden tutarak onu çekiştirirken bir yandan da dengemi sağlamakla uğraşıyordum. Tabi aynı şey Yumi için de geçerliydi. “Ne acelemiz var?” diye sordu. Onun arkamızdan geliyor olabileceği düşüncesiyle arkama bile bakmadan biraz daha hızlandım. Arkamı döndüğümde onu görebileceğimden korkuyordum çünkü.. “Çabucak eve varmak istiyorum.” dedim evimizin olduğu sokağa dönerken. Belki de başka bir yere taşınmalıydım. Ne de olsa üvey babam beni yaşadıkları evden göndermeye dünden hevesliydi. Gitmeyi teklif etsem beni paraya boğacağından adım gibi emindim. Ama bir korkak gibi gitmek de istemiyordum.

Kapıyı anahtarla açtım ve Yumi’yi de içeri soktum. “Akira! Ne olduğunu anlat.”  Diye söyleniyordu. Söylenmesi de normaldi .Yaklaşık 10 dakikadır arkamızdan köpek kovalıyor gibi hızlı hızlı gelmiştik. “Sana bir şey soracağım Yumi..” dedikten sonra gözlerine baktım. “tamam sor.” Oldukça merak ediyordu. Daha fazla bekletmek istemedim. Yutkundum ve çantamı yere attıktan sonra “O çocuk senin gördüğün beni izleyen ölü mü?” diye sordum.

Kaşlarını yukarı kaldırdı. Yüzünde anlamsız bir ifade vardı. “Ne? Seni biri mi izliyormuş?” dedi. Şaşırmıştım. Bildiğin ağzım beş karış açık kalmıştı. “Akira ağzına sinek girecek. Ne dediğini anlamıyorum. Seni izleyen bir ölü falan görmedim”  dedi.  “Beni izleyen birini görmedin mi?” diye sordum şaşkınlıkla ona bakmaya devam ederken ben mi gördüğünü falan hayal etmiştim. Anlayamıyordum. Hiçbir şeyi anlayamıyordum. Resmen kafam basmıyor olmuştu bu günlerde.

Bu kadarı fazla geliyordu. Birkaç gün önce bıçaklanmıştım, vurulmuştum ve ölmek üzereydim. Sonra kendime geldiğimde bana sadece kafamı lavaboya çarptığımı söyledi. Onun hastanede beni izlediğini gördüm ve sonra onu okulda gördüm ve bana ‘Yaralarının’ dedi. Hiçbir şey anlayamıyordum. Delirecektim, delirmek üzereydim.

Devil in My ArmsWhere stories live. Discover now