Gözlerimi açtığımda tüm kemiklerim sanki un ufak olmuş gibi sızlıyordu. Acı o kadar ağırdı ki gözüme ilk çarpan şey karşı vitrindeki tekila oluyor. Eski moda oymalı yataklara benzeyen yataktan kalkarken gecenin sessizliğinde tiz bir gıcırtı yükseliyor. Ve ayaklarım yere bastığında vıcık vıcık oluyor kafamı yere eğdiğimde parkelerin mor boyayla kaplı olduğunu gördüm. Işığa ilerleyip açtığımda bu boyanın koridora doğru gittiğini gördüm. Sırtımda birden artan acıyla vitrinin kapağına uzanıp açıyorum ve yarım tekila şişesinin kapağını açıp sanki susuzluktan ölmüşüm gibi içmeye başladım. Birden boğazımda hareketlenen şeyle yere doğru öğürdüğümde yere ağzımdan çıkıp düşen akrebi görmem ile çığlık attım. Akrep bana doğru gelirken mavi boyayı takip ederek "Anne" diye bağırarak yukarı doğru koşmaya başladım. Boya üst kata doğru gidiyordu. Boyanın son bulduğu yer annemin odasıydı.
Tedirgin adımlarla odaya girdiğimde odada annem yerine camın önünde sherlock tarzında birinin olduğunu görünce elimle anında gece lambasını tutup "Kimsin?" diye bağırdı. Sherlock yavaş adımlarla bana doğru döndüğünde o tanıdık gülümsemesinden onu hemencecik tanıdım parktaki çocuktu bu.
"Sence burada ne arıyorum?"
Sorduğu soru karşısında afallerken alkol tesirini gösteriyordu ve başım hafiften dönüyordu. Yatağa ilerleyip oturdum ve "Ne arıyorsun?" diye sordum.
Işığı yaktı ve mavi boya kovasına ilerleyip yan sepetteki siyah güllerden birini eline alıp mavi boya dolu kovaya batırıp çıkardıktan sonra hemen karşısındaki vantilatöre ilerledi. Vantilatörü çalıştırıp çiçeği tutarken bir yandan da bana o açıklamayı yapıyordu.
"Kararmış umutlarını maviye boyuyorum çünkü umutların karardıkça farkında olmadan ölüyorsun Plüton"
Başım birden çok ağrımaya başlamıştı ve ağzımdan "Peki ama neden bana yardım ediyorsun ki?" diye bir cümle döküldü.
Maviye boyadığı gülü usul adımlarla yanıma gelip elime verdi ve "Çünkü ölmek için çok erken" diye fısıldayıp kapıdan çıkıp gitti. Birden elimdeki gülün mavi boyası akmaya başladı üzerime damlıyordu ve damlayan boya derimi kezzap misali yakıyordu. Ona bağırmak için ağzımı açtığımda sesim çıkmıyordu ve göz yaşlarım deli gibi akarken bir damla elime damladığında elim tarif edilmez bir şekilde acıyordu. Birden her şey kararmaya başladı...
Yerimden sıçrayarak gözlerimi açtığımda derin nefesler aldım ve acıyan elimi diğer elimle kavradım çünkü fena halde acıyordu. Adamın beni yere itmesiyle yerdeki minik taşlar elime battığı için elim kanamış kabuk tutmuştu ama hala dokununca acıyordu sanırım rüyanın etkisiyle duvara falan vurmuştum.
Dünyanın en boktan rüyasıydı. Ve tam bir saçmalıktı iğrençti kusmuk gibiydi ve sanırım rüyamın kusmuğunda boğuluyordum. Ellerimle saçlarımı geri atıp sakinleşmeye çalışırken hala rüyamı düşündüm sanırım delirmek üzereydim en azından o kadar çok darp edildikten sonra sağlıklı olmamda beklenemezdi. Komodine uzanıp telefonumu aldığımda saatin altı buçuk olduğunu görünce ofladım ama birde babamdan gelen aramaları ve mesajları görünce sinirlerim tekrar tepeme çıktı. Attığı mesajları açmadan sildim ve tekrar uyumak yerine yataktan çıkıp yün ceketimi sırtıma alıp köpekli panduflarımı giyip ayaklarımı sürüye sürüye mutfağa doğru yürümeye başladım.
Mutfağa girdiğimde çekmeceleri kurcalayıp birkaç çikolata kek ve biraz cips bulup masaya koydum ve su ısıtıcısını çalıştırdım. Raftan aldığım siyahlı ve mavili kupayı masaya bırakıp dolaptan kahve ve süt tozunu çıkarıp kaşık kullanmayarak göz kararı koyup tuşu atan su ısıtıcısını elime aldım. Suyunu koyduğum kahvemi önüme çektim ve ayaklarımı sandalyeye kaldırıp dizlerime sarılıp kafamı da dizlerime koydum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
BOKA BULANMIŞ PLÜTON
MizahYaşamak çok garip bir olay. Sanki müebbet yemiş bir suçlusun da zorunlu cezanı çekiyormuş gibi yaşıyorsun. Yaşamayı beceremiyorsun, kalabalık yapmayayım öleyim diyorsun e onuda beceremiyorsun. Yaşamak cidden çok garip, düşünsene milyarlarca ötede bi...
