Bölüm 1

26 2 0
                                        


Ocakta pişen yumurtalar yağın da etkisiyle can çekişir gibi bağırıyordu. İzmir'in sabah ayazındaki derin sessizlik bunu destekliyordu. Güneş kendisini saklayarak sokakları aydınlatıyordu. Penceredeki hafif aralıktan odaya sızan soğuk hava; tüm gün odada içilen 216'nın kokusunu bastırmaya çalışsa bile bu zifiri koku gitmiyordu odadan.

Kendine geldiğinde üzerindeki battaniyenin yarısı açılmış, bir kolu yastığın altındaydı. Üşüdüğü için sıçrayarak yatağından kalkıp pencereyi kapattı. Sonra sağ elinin uyuştuğunu farkedip sol eli ile sağ eline masaj yapmaya başladı. Yavaşça mutfağa doğru yürüdü. Babası kahvaltı hazırlıyordu. Raftan bir bardak alıp damacanadan su doldurdu.

Hafta içini her gün 4 veya 5 saatlik uykuyla geçirdiği için sadece cuma günleri uyuduğunda tam uykusunu alabiliyordu. Bunun rahatlığını hissetti ve mutluluğunu belirten bir mimik yaptı kendince. Bardağı tezgaha koyup odasına gitti.

Sigara paketinden bir 216 çıkarıp uyuşukluğu gitmiş olan sağ eli ile çakmağı çaktı. Çektiği ilk dumandan sonra anlık bir göz kararmasını atlatıp nikotinin verdiği rahatlığı hissetti. Aslında kimine göre hayat enerjisini düşürürdü sigara. Ama onun psikolojisi sigaradan zevk almasından yanaydı. Sonra bilgisayarını açtı. Sevdiği müziklerden birini dinleyerek güne iyi başlamayı düşünüyordu.

Çalan müziğin verdiği renk ve sigaranın etkisi ile biraz uyanabilmişti. Saate baktığında 7:47 olduğunu gördü. Yaklaşık 12 saat uyumuştu. Uzun zamandan sonra ilk defa yaşadığı uykudan pişman olmadığını düşündü. 4 ya da 5 saat uyuduğu günler sabahları kızarmış ve acı içinde kavrulan gözler ve sanki hiç uyumamışcasına bir halsizlik ile uyanıp söverdi genelde.

Babası ile ettiği kahvaltıdan sonra iç çamaşırı ve kıyafet alıp banyoya yöneldi. O soğukta kim duş alacaktı şimdi. İzmir'in keskin sabah soğuğunda insanlar vücudunun bazı bölgelerinin çatlamasından endişe duyarken, o soğukta duş almak oldukça çılgın bir fikirdi.

Kıyafetlerini çıkardığında birden üşümeye başladı. Hızlıca şofbenden akan sıcak suyun altına girip rahatladı. Şimdilik her şey güzeldi. Peki o suyun altından çıkınca ?

Duş aldıktan sonra tamamen uyanabilmiş ve cumartesileri olan üniversite sınavı kursuna gitmek için daha 1 buçuk saatinin var olduğunu gördü. Oldukça rahattı ve bu rahatlığı bir sigara ile kutlamak istedi.

Sigarasını yaktıktan sonra aklına birden gelmişcesine elektro gitarına sarıldı. Onu kılıfından çıkarıp jak kablosunu taktı ve amfinin düğmesini açtı. Birkaç ses ayarından sonra bilgisayardan Pilli Bebek-Siyah beyaz şarkısını açıp, şarkının sololarını çalmaya başladı. Elektro gitara askılık da takınca, bu olay kendisini biraz sahnede gibi hayal etmesine olanak sağlıyordu.

'Nedensiz sorgusuz bir rüya, düşlerimde;'

'Nedensiz sorgusuz bir duvar benliğimdeeee... '

Beşli akor basan gitaristle karşı karşıya kalınca onunla uyum sağlayarak beraber kafalarını sallamaya başladılar. Gitarı sahnede seyircilere karşı şov yaparak çalmanın verdiği haz ile zevkten ağzı kontrolsüz biçimde hareket ediyordu.

Şarkı bittiğinde; koskoca sahne ve seyirciler bir anda zifir kokulu odaya dönüşüverdiler. Ama o bu zevki sürdürmek için tekrar sahneye döndü. Kendini kaptırdığı için saatin farkında değildi. Kursa geç kalmak üzere olduğunu farketti. Hatta baya geç kalmış olacaktı şuanki saate göre.

Alelacele üzerini değiştirip çantasını hazırladı. Kurs yeni başladığı için defter almamıştı henüz. Ayakkabısını ıslak bezle sildikten sonra salı pazarına girip önüne gelen ilk 96 yaprak defteri aldı. Ödedikten sonra durağa doğru yola koyuldu. Yoldayken sınıf arkadaşı Doğukan aradı;

"Alo"

"Günaydın kanka."

Kanka kelimesinden her ne kadar nefret etse de bunu kullanan insanların özgürlüğüne karışamayacağı için sinirine hakim oldu.

"Günaydın hacı."

"Nerdesin ?"

"Geç kaldım duraktayım."

"Haa iyi ben de geç kaldım. Buluşalım sınıfa beraber gireriz."

"Tamam hacı okulun oraya gelince ararım."

Sabırsız bekleyişten sonra otobüs nihayet geldi. Otobüse binip kartını bastı. Yavaş adımlarla yürüyüp insanların yüzlerini tek tek analiz ediyordu.

'Sinirli','Uyanamamış','Bu da sigara tiryakisi','Okuyan'...

Yüzünde bir anda şaşkın bir ifade belirdi ve;

'Ne okuyan mı! Eyvah kitabımı evde unuttum.'

Otobüste kitap okumak sürekli yaptığı bir aktiviteydi fakat bu sefer unutmuştu. Yine de okuma ihtiyacını gidermek için arka taraflarda bir boş koltuğa oturup telefonundan günlük dergisini açtı ve onu okumaya başladı.

"Sermayeleşen, Bozulan Sağlığımız ve Hapur Hupur Yuttuğumuz İlaçlar

Artık her şey devlet eliyle bizim de modernizim aşkımızla sermayeleşiyor. Sağlık, yani yaşam hakkımız da gitgide sermayeye teslim oluyor. Sermaye yeni hastalıklar çıkarıyor başka bir sermaye aracı da onu besleyip ilaçlar çıkarıyor. Bizler de hapur hupur bu ilaçları yutuyoruz.

Geçen gün bir danışanım -Kızım 12 yaşında pediatrik endokrinoloğa götürdüm, kızım adet görecekmiş yakın zamanda. Ama benim kızım daha çok küçük. Bunu ilaçlar veya bitkilerle geciktirebilir miyiz ?- diye sordu. İnsanlar o kadar kendilerine müdahale ediyorlar ki doğal bir süreç olan adeti dahi geciktirip durdurmayı hedefliyor. Sistem bizi öyle bir hale getirmiş ki doğal olması gereken tüm süreçlere sentetikle müdahale etme ihtiyacı doğurtuyor."

Aydınlatan KaranlıkStories to obsess over. Discover now