Multimedya: Seda Irmak Kara
***
Babam öleli yaklaşık iki ay olmuştu. İflas durumları babamın akıl sağlığını iyiden iyiye bozmuştu. Annem sürekli 'ölmesi iyi oldu, acılarından kurtuldu.' Diyerek avutuyor kendisini.
Benim pek alakam olmaz ailemle, yani daha doğrusu iki ay öncesine kadar bu böyleydi, ben cebime konan paraya bakardım. Gerisi umrumda olmazdı. Babam öldükten sonra, annemle ben bir başımıza beş parasız kaldık.
Bu duruma alışmam uzun zaman alacaktı. Ben hiç bir zaman ev kızı olmamışımdır, bazı geceler arkadaşlarımda kaldığım, haftalarca eve gitmediğim bile oluyordu.
İki ay önce babam kalp krizi geçirerek öldüğünde, ev, araba, yat-kat aklınıza gelebilecek herşeyimize el konulmuştu. Bize sadece iki ay mühlet vermişti mahkeme, evimizden çıkmamız için ve bugün anlaşmanın son günü. Bugün evimizden çıkıyoruz, yada kapı dışarı ediliyoruz her neyse işte.
Beni en çok sinir eden şey ise, annemin hiç bir şey yapmıyor oluşuydu. Her seferinde 'anne bişey söyle, susma!' Diyorum. Fakat bende biliyorum, yapacak hiç bir şey, söylenecek bir çift söz yoktu. İki aydır, okulumu da asıyordum. Bir arkadaşımla bile görüşecek durumda değildim.
Önceden bir Cafeye gitsek, yer, içer hesabı ben öderdim. Cömertlik değildi benimkisi, aç gözlülüktü, para konusunda sıkıntım olmadığını herkese göstermek istiyordum. Bunu rahat rahat söyleyebiliyorum, evet. Çünkü bu daha öncede yüzüme vuruldu. Hemde öyle bir vuruldu ki... ömrümün son demlerinde olsam, hafızamı kaybetmiş olsam yada Alzayhmer hastalığına yakalansam birtek onu unutmam.
Şimdi ise cebimde bir taksi parası bile yoktu. Bu yüzden bütün arkadaşlarımla bağlantımı kestim. Kimsenin beni bu halde görmesini istemiyorum. Başsağlı dışında, bir kaç dost görünümlü, şeytanlar bana ulaşmak istediler, oraya buraya çağırdılar, fakat kabul etmedim. Ne amaçla çağırdıklarını biliyordum çünkü, akılları sıra beni, paralarının altında ezeceklerdi. Lakin, ben onların oyununa gelecek kadar aklımı yitirmedim.
"Seda! Hadi kızım, gidiyoruz." Sanırım artık bu koca villa da işimiz bitti. Taşınacağımız evi daha önce hiç görmedim. Annem full eşyalı olduğundan bahsediyordu bir aralar, dinlemediğim için pek fazla bilgim yok taşınacağımız ev hakkında. Burası kadar olmasa da yarısı kadar büyüklüğü vardır umarım.
Aşağıya indiğimde annemin çoktan taksiye binmiş olduğunu gördüm. Amma meraklıymış buradan ayrılmaya! Bende fazla gecikmeden eşyalarımın içinde bulunduğu oldukça büyük olan valizi şoföre bagaja koyması için uzattım, ardından arka koltuğa annemin yanına oturdum. Şoför de arabayı çalıştırdıktan sonra yolculuğumuza başladık. Annem elinde adres yazılı kağıdı taksiciye uzatarak gideceğimiz yere doğru yolumuza devam ettik.
Yeni evimizle ilgili kafamda hiç bir şey canlanmıyordu, anneme sormak istesem de bir kaç şey, gerek duymuyordum açıkçası, çokta önemli değildi yada... üşeniyorum sanırım.
Yollar bitmek bilmedi neredeyse bir saattir yoldaydık, annemin kendi evimizden bu kadar uzaklaşmak istemesinin sebebi neydi? Anlamıyorum.
"Geldik, efendim."
Şoför'ün sesiyle yummuş olduğum gözlerimi hafif araladım ve etrafı inceledim. Dar bir sokaktı burası, evler yüksek, bir o kadar da eski, yıkık döküktü. Sokaklar top oynayan çocuklarla, apartman girişleri ise çekirdek çıtlayan orta yaşlılarla doluydu.
"Neden buraya geldik?" Diye sordum anneme.
"Şu gördüğün bina varya.." sol tarafımda, üç katlı, dış duvarları yıkılmış, yıkılmakla kalmamış boyası bile belli olmayan apatmanı göstererek, "işte, orası bizim yeni yuvamız." Dedi.
