~B.D.~ Bölüm 1

59 11 5
                                        

Multi: Pera Sancak


  Bugün günlerden cuma ve biricik babamın hediye etmiş olduğu antika saatim yine tutukluk yapmış ve geç uyanmama sebep olmuştu, uyandığım gibi yataktan kalkmam bir oldu, odamda bulunan banyoma geçerek ılık bir duş aldıktan sonra kurulandım ve sarındığım bornozumla odama yönelip, makyaj masamın önüne oturup, hafif bir makyaj yapıp saçlarımı sıkı bir atkuyruğu yaparak bıraktım ve dolabıma yönelerek ılık bahar mevsimine uygun elbisemi giydim ve seri bir şekilde merdivenlerden inip mutfağımda bir şeyler atıştırdım, ardından mutfaktan çıkarak portmantoya yönelip çantamı aldım ve topuklu ayakkabılarımı giydim.

Çok şükür ki evim pastaneme çok uzak değildi, evimin dış kapsını açarak çıktım ve kapatıp kiltleyerek katımda bulunan asansöre binererk zemin kata bastım, asansör zemin kata ulaşır ulaşmaz kapısını açtım ve koşar adım apartman kapısından çıktım.

Pastanemi açmak için koşar adım hareket ediyordum, her adımda topuklularımın caddeyi döven tok sesi ve yaşadığım semt olan Tophanenin nargile kokulu sokakları her zamanki gibi çok hoşuma gidiyordu; benim çocukluğum Tophanenin nargile kokulu sokakları, dedikoducu teyzeleri ve kabadayılarının gür naraları eşliğinde yaşayarak geçmişti ve bundan oldukça da memnundum. biricik babam ve ağabeylerim sağolsun çocukluğum çok güzel geçmişti, tek eksiğim rahmetli annemin sıcak koynunda mis kokusunu hissetmeden büyümem olmasıydı.

Babam ve ağabeylerim bu eksikliği hissettirmemek için ellerinden geldiğince etrafımda pervane olur bir dediğimi iki etmezlerdi. Babam beni her kucağına aldığında çiçeğimin emaneti, gözümün nuru Pera'm diye severdi. Adımı rahmetli annem beni doğurmasının ardından son nefesini vermeden evvel koymuş, annem çocukluğunun, genç kızlığının ve aşkının yeşerdiği Beyoğlu'nun eski adı olan " Pera'yı" koymak istemiş. İsmimi daima sevdim sadece annemden yadigar olması sebebiyle değil, burada doğup büyümem ve adımımı attığım her sokakta geçmesinden dolayıda seviyorum.

Bu semtte bu sokaklarda yaşanmış olan ailemin sevdası gibi, bir sevda daha önce duymamıştım, babam sevdalarını masal diye anlatırdı bana, nasıl tanıştıklarını ve zorlu birlikteliklerini, babamın kabadayı oluşu, annemin rum olması işlerini bayağı bir zorlaştırmış fakat sevdaları galip gelmiş ve evlenmişler, annem mahallemizde rum güzeli Delbin " Çiçek " diye bilinir ve tanınırmış, babamın bu güzele kapılması kolay olmuş ilk görüşte aşk işte, gelin görün ki artık bu zaman da ne ilk görüşte aşk nede böyle büyük bir sevda kaldı. Bu düşünceler içinde dalıp gittiğimi fark edince adımlarımı hızlandırdım, sonuçta hafta sonuna yetişmesi gereken iki düğün pastam var.

Nefes nefese kapısına ulaştığım pastanemin açık olduğunu görünce endişelendim, acaba hırsız mı girmiş? heyecan ve korku ile sesiz adımlarla içeri girmeye başladım fakat topuklularımın neden olduğu ses ile hızla eğilip ayakkabılarımı ayaklarımdan çıkarıp kenara koydum, çabuk hareket etmem gerektiğinden acele davranıp Kenan ağabeyimin, böyle durumlar karşısında kendimi koruma amaçlı vermiş olduğu küçük silahımı sakladığım tezgah altından çıkardım.
Elime almış olduğum silahla hareket etmeye başlamışken mutfak bölümünden gelen tıkırtılar nedeniyle oraya doğru yöneldim, elimi attığım kapı kolunu indirdim ve sert bir şekilde açtığım kapı hızla duvara çarptı ve çıkan kuvvetli ses içerideki her kimse onun çığlık atmasına sebep oldu, sesin geldiği yöne döndüğümde bu kişinin yardımcım ve en yakın dostum Dolunay olduğunu gördüm.

"Ahh Pera aklımı aldın, ne diye kapıyı böyle açıyorsun? Ve o elindeki silah niye ortaya çıktı söyler misin."

" Seni hırsız sandım Dolunay, ne yapayım korunma amaçlı bulundurduğumu biliyorsun, sen onu bunu bırakta bir hafta daha gelmiceğini sanıyordum, ne oldu da erken geldin? " Derken bir yandan heyecanımı yatıştırmaya çalışıyordum, Dolunay sebebini açıklarken bende silahımı güvenli bir şekilde yerine yerleştirip, odamda bulunan kişisel dolabıma yöneldim ve içinde bulunan spor ayakkabılarımı giydim.

"Doğru gelmeyecektim fakat ailemin baskılarından usandığım için son bir haftamı kafamı dinleyerek geçirmek istedim ve ilk uçağa atladığım gibi geldim, ne o pek memnun olmamış gibisin." Dedi.
Dolunay tatil için ailesinin yaşadığı şehir olan Mersin'e gitmişti onu bir hafta daha beklemiyordum ve tam zamanında yanımdaydı.

" Yo tam tersi çok memnunum çünkü hızır gibi yetiştin bebeğim, hafta sonuna hazır olması gereken iki düğün pastamız var ve sen olmadığından dolayı tek başıma zor yetiştirirdim, yani zamanlaman harika." Deyip gülümsedim ve yanına gidip sıkıca sarıldım.
Kolları sıvayıp pastalarımız için gerekli tüm malzemeleri hazırladıktan sonra işe koyulduk, verilen ilk siparişimize göre pastamızın içi frambuaz dolgulu, dışı beyaz şeker hamuru ile kaplı ve rengarenk çiçekler ile süslü olacaktı, el birliği ile iki saatte anca bitirebilmiştik, ikinci pastamıza geçeceğimiz esnada mutfak kapısı açıldı ve içeri şirin pastanemizin sempatik ve yakışıklı garsonu Ediz girdi.
Ediz Üniversite harcı için bir yıl evvel bizimle çalışmaya başlamıştı, onun sayesinde butik pastanemizin bir çok bayan müdavimi olmuştu.

" Benim bir tanecik güzel patroniçelerim,
maalesef elimizde hiç tarçınlı çıtır kurabiyelerimiz kalmamış ve içerideki bir çok müşteri ondan istiyor." Dedi.

" Pekala Ediz sen içeri geçip müşterilerimizle ilgilen ve yarım saat içinde sıcak kurabiyelerinin ellerinde olacağını söyle." Dedim.

Bende hızlı bir şekilde buz dolabına yönelip dün akşamdan hazırlamış olduğum tarçınlı çıtır kurabiye hamurunu çıkarıp tezgah üzerinde şekil verip iki tepsiye dizerek fırına sürdüm, kurabiyelerim kısa sürede piştiğinden bir kaç tepsi daha hazırlayıp sırası ile pişirdim, çıkan ilk tepsilerin ılımasıyla küçük pembe kurdele ile süslediğimiz yuvarlak sepetlere güzel bir şekilde dizip satışa hazırladım ve ardında Ediz'e seslenerek siparişleri teslim ettim.
Ben bunlarla uğraşırken tezgahın diğer tarafında Dolunayda ikinci düğün pastamız ile ilgileniyordu bu pastamızda, gelinimizin isteği üzerine çukalata dolgulu olup, süslemesinde eşi ile tanışmalarına vesile olan Venedik şehrini ve yaşamış oldukları anıları sembolize eden şekillerin bulunmasını istemişti. Bizde gelinimizin anlatmış olduğu anılarına dayanarak işe koyulmuştuk, tabi bu iş bizi bayağı oyalayacaktı.

Pastamız üç katlıydı ve sırası ile şeker hamuru sayesinde şekillerimize başlamıştık, pastamızın ilk katı renkli şekerlemeler ile kaplanmıştı, ikinci katı İtalya'yı anlatan sembollerden pizza dilimleri, şarap kadehleri ve gitmiş oldukları operayı simgeleyen biletlerimiz bulunmaktaydı, üçüncü ve son katımıza ise gondol üzerinde bir birine sarılı gelin ve damadımız ile gondolcumuz vardı, sonunda pastamızı bitirmiş ve ortaya resmen bir anı dünyası çıkmıştı. Bu yaptığımız pasta beni ve Dolunayı çok memnun etmişti.

İşlerimizi tamamlamanın huzuruyla mutfaktan çıkmıştık ve pastanemizin içinde bulunan dinlenme odama geçtik, ikimizinde rahatlamaya ihtiyacı vardı. Oturmam ile çalan telefonum sayesinde kalkmam bir olmuştu, hızla doğrulup telefon melodimin sesini geldiği tarafa doğru gittim, sabah ki heyecan ve korku sayesinde tezgah altına bıraktığım çantam ve ayakkabılarımı fark ettim, neyse ki pastanede rahat hareket etmek için spor ayakkabılarımı kullanıyordum yoksa bütün işi çıplak ayak yapar ve ancak iş bitiminde fark ederdim. Telefonumu çantamdan çıkarıp arayana dikkat etmeden açtım, karşıdan gelen ses " Adras'ın " bizim deyimimizle Aras ağabeyim olduğunu anladım.

"Alo Pera'm nasılsın güzelim, akşam ki aile yemeğine geliyorsun değil mi? Bizleri senden ve o güzel sesinden mahrum etme." Diye söylendi.

" Çok iyiyim ağabeylerin en yakışıklısı, sen nasılsın? Ben yemeği tamamen unutmuşum ya iyi ki aradın, şimdi çıkar bir saate orda olurum." Deyip telefonu kapattım. Mutfağa geçerek Dolunay'a seslendim ve ayakkabılarımı değiştirdim, koluma da çantamı taktım mı tamam.

"Dolunay, balım ben çıkıyorum burası sizlere emanet." Dedim ve cevabını beklemeden kapıdan çıktım.


Bölüm Sonu.

BEYOĞLU DİLBERİ (Ara Verildi)Histórias para pegar e não largar. Descubra agora