Anlıyormuş Meğerse

78 5 2
                                        


   ‘Baba n'olur gitme.' diye yalvardığım, küçüklüğümü yaşadığım o evin önünden geçiyorduk. Çocukluğumun evi yok olmuştu resmen... Çingeneler oturuyordu. EyvAllah çingenelere birşey demem de; Siz benim o güzelim evi nasıl olurda o ‘çingene’ sarısına boyarsınız? Aslında birşey diyemiyor da insan, annemi hatırlarım bunları her düşünmem de. Sahi sabah erkenden kalkıp, o koskoca kiraz, üzüm ağacının olduğu bahçeyi sulayıp ta toprakları anlaşılmayacak kadar süpürürdü. Yahu sen evli kadınsın eyvAllah da sabah erken kalkıp kendine eziyet edercesine iş yapmak ta neyin nesi? Hoş tabii şu da var ki o günlerde sabahları bahçe sulayıp biricik kızına kahvaltı hazırlayan kadın; her sabah erkenden kalkıp ta elin işine gidiyor(!)

  Ben de o muhteşem kadının biricik kızı. Hani şu babası tarafından pek takılmayan tiplerden. Babamı severim. Ara sıra istediğimi yapar, arar, para verir tam hayaller de ki babadır kendisi...
  Lakin sayın babam o muhteşem kadını aldatacak kadar kör de. Bu canımı yakıyor evet.  Tam tamına 11 yıl oldu. Tabii o ilk okul çağımı da unutmamak gerek(!) Etrafımda ki çocuklar ağlarlardı. ‘Anne gitme!' gibisinden sebeplere tabii. Benim yaş da 7, onları izliyorum anlamamış bir şekilde. Harbi onları anlayamazdım. Yahu annen gidiyor da seni terk mi ediyor? Neyin kafası bu? Hele ki okul çıkışında anne ve babalarına sarılmaları yok mu? Abi içim içimi yiyordu. Birşey demezdim tabii! Ben tek başıma dönerdim eve ne annem almaya gelirdi beni ne babam(!). Harbi ondan da nefret ederdim. Artık fazla takmam ama o adam annemin  canını çok yaktı. Ben o kadını üç gün boyunca yemek yemeden öyle camı gözlerken izledim. Çocuk beynidir geçer unutur demeyin. Allah biliyor ki o beyinde senin beyninde geçen şeylerden daha hayırlısı geçiyordur. Neyse işte tek başıma gider tek başıma dönerdim eve. Sahi şimdi evden çıktığım da yok. Sabah annem işe gider, ben uyurum , saat 1 gibi kalkarım dolabı açıp boş boş baktıktan sonra kapar içeri geçer ya telefonu alırım elime ya kitabı. Benim ruhum değişti diyorum da inanmıyorlar ki!

  Şimdilerde nerede bir aile görsem böyle bir boşluk oturur içime. Memlekete gittik o gün tabii annem ve ben. Dayımlardayız neymiş ‘Elimden telefon düşmüyormuş’ ben bu koskoca İstanbul da sıkılırken gelip te konuşaydın da benimle öyle olmayaydım. Tabii insanlarla konuşunca iki tarafında elinde olmayacak o lanet telefon. Ama n'apalım be kardeşim yalnız kalırken de sen mi çekiyorsun o kadar sıkıntıyı? Hiç bunu soran yoktur tabii.

Kulaklıktan gelen Yıldız Tilbe ‘Vazgeçtim' şarkısı ve soğuk kahve. Sigara içmem! İçen insanları da oldum olası sevmedim. Annem içer ama, o na pek birşey demem. Salak mısın? Diye içinden geçirenler de vardır..
  Evet salağım, ruh hastasıyım, deliyim... Ne güzel işte hayatı yaşıyoruz böyle. Bir sözü dır Yıldız ablamızın “İnsanlardan nefret ediyorum ama tek başıma da canım sıkılıyor.” işte bu cümle aklımın köşesinde yazılıdır. İnsanlar değilde daha fazlası... Ne bileyim Uzaylılar mesela, çok kafa adamlardır bence.

Küçük, saçları iki yandan örülmüş, sarışın, mavi gözlü, hep gülen bir kız.
Büyümüş, elinde bir makas saçlarını kesen,  ela gözlü, hayattan bıkkın bir kız.
  Ben buyum. Geçirdiğim evrim niteliğinde hayaller ve hayatım. Aileyle otururken birden lavaboya giden, ağlayıp yüzünü yıkayan, geri gidip çayın kalanını içen kız.
  Yok yok aşk falan değil, baba darbesi bu(!).

Kısaca da özetlemek gerekirse de;

Babam annemi üzdü, annem affetti, ben etmedim...

Öyle böyle değil be. Gecenin üçü gibi aradım birgün babamı. Saydırıyorum tabii 'senden nefret ediyorum vs.' neyse sonra birden tamam kızım demez mi? İçim orada parçalandı. Yahu sizin babanız varken, şiir yazacağınız  bir adam varken ne bu sevgili şeysi?
Ben o gün bu gündür babama yazarım şiir. O bilmez doğrusu. Babası sağ olan varsa , babası yanında olan varsa bu yazdığım kitabı okumayı bıraksın da babasına sarılsın!
 
   Biz babası olmayan kızlar sevgili yapar mışız ? Vallahi yalan. Neyse tuhaf bir insanımdır ben. İnsanları sevmem mesela , gezmeyi sevmem, içinde insan bulunan varlıkları sevmem, insanlara özgü şeyleri vs. sevmem.

O koltuktan kalkıp defterimin yanına gittim. Günlük tutmayı pek sevmem ama şiir defteri tutarım ben. Birbirinden güzel şiirlerin vardır. Şair olmadığım gerçeği birde!

  Güzel kız değilim. Dikkati üzerine çeken tiplerden de değilim. Değişime falan da pek gerek duymam. Neysem o'yum. Güzel dinlerim. Beni kırmazsan sevebilirim. Ama kalp de kolay kıramam. Eh tabi arada müslüm baba da dinlerim. O adamı da çok severim. Zaten dinlediğim çoğu türkü/şarkı annem ve babamın şarkıları.

  Küçükken hep öyle kalacağım sanırdım. Annem öyle, babam öyle, mahalledeki arkadaşlarım öyle...
Bir gün top oynuyorduk mahallede. Yaş desen 4-5 neyse biz oynarken Azize(doğru hatırlıyorsam tabii) diye bir kadın vardı. Kadın 70 li yaşlarda, camından kedi çıkarken gördüm. Tabii merak yok mu o merak bende ki? Çocuk kankalarımı topladım o camdan içeri baktık. Yakalandık tabii orası ayrı birşeydi. Kadının evi topraktandı. Haftada bir annem ve ya mahalleden kadınlar onun evine gider kimisi onu yıkardı, kimisi evini temizlerdi. Günlerden birgün yine. O kadından haber yok. Evinin önündeki çiçekler solmuş evden kötü koku geliyordu. O kadnın çiçekleri solmazdı ki! Neyse aradan uç gün geçmiş bizim mahalle sakinleri durur mu? Girmişler bu kadının evine. Ve Allah' tam istenebilecek  o sahne!
Kadın ölmüş,  kediler de üzerine kum atmış gibi birşey. Bende bu kediler neden sürekli evden çıkıp da giriyorlar diyordum. Neyse o kadın öldü işte, çiçekleri öldü, evi hala duruyor.

Bu kadının ölümünden bir yıl falan geçmiştir. Babam ben gidiyorum dedi n'oldu be adam sana ne diye gidiyorsun ki? Tabii sorarsak kızacak bende küçüklükten gelme saflık sağolsun gidip te gelecek sanıyorum. Ah be baba! Bilseydim eğer o gün kızı kaçırmaya gideceğini bırakır mıydım be ben seni?

  Uzun mu uzundur hayat hikayem. Ve oldukça da hafif.  Bu olanlar oldu bitti ve ben yaşıyorum. Hala ayaktaysan ve hala yaşıyorsan bu Dünya insanlarına katlanmak zorundasındır. Ve emin  olun ki ben de o küçük kızken saçlarını kendi kesen kız olmak istemedim.

   Bazen ki şöyle düşün; iki gözün var, ve  ikisi de önde. Geleceğine bak geçmişi görme diye. Şimdi bende yazardım size şiir. Ama olmuyor. Her üzülen insan, her aldatılan kadın, her seven erkek şair olmuyor!

Herkes , her acı çeken şair olsa şu Dünya 'nın  yüzde onuna şiir yazılacaktı. Sonra o yüzde onluk kısmı da üzülüp şair olacak. Kim kime ne yazacak o zaman?

Zaten oldum olası sevemedim şu nispet yapanları.

Uyuyamıyor insan. Birde o var tabii. Annem, öğretmenlerim hep erken yat, erken kalk demiştir. Ya uyuyamıyorsak? Kafasını koyduğu gibi uyuyan insanları da pek sevmem. Onlar sabah erkenden kalkıp ta size söylenen kişilerdir bunu asla unutmayın!

Hele ki ağlıyorsun ya...
Geliyorlar yanına ‘neyin var?' diyorlar. E sende anlatıyorsun ‘boşver’ diyorlar. Gel de sinir olma. Madem boş verelim, o zaman üzüldüğümüze değecek mi? Üzüleceksin ama sonunda onun yerine daha iyi şeyler yaşayacağına dair kendine söz vereceksin? Yok sa vay senin hâline!

  Beklemeyi sevmem. Hep bekleyen taraf olmuşumdur. Bazen güzel olur. Bilirsin beklediğine değecek. Olur işte.
          
                 “Sen sevilmenin kıymetini              bildin de biz mi seni sevmedik?”

Sessizliğinden Öpülesi AdamStories to obsess over. Discover now