Gün ışığı pencereden içeriye usulca süzülüyordu. Yatakta kollarımı iki yana doğru esneterek doğruldum. Yatağımdan hızlıca çıkıp havalı diye düşündüğüm üniformamı giydim. Saçımı düzleştirmeye başladım. Aynaya baktığımda gözlerimde bir parıltı gördüm. Kısa bir anlık dahi olsa orada farklı bir şey görmüştüm. Düşüncelere öyle bir dalmışım ki düzleştiricinin arasına parmağımı sıkıştırdığımda kendime anca gelebildim. Hazırlandıktan sonra salona doğru yöneldim. Karşımda duran manzara nefes kesiciydi. Tam karşımda, koltukta yatan uzun boylu sarışın ve bir o kadar da yakışıklı bir görüntü vardı. Altın gibi parlayan kısa sarı saçları gün ışığında resmen ışıl ışıl parıldıyordu. Bir meleğe benziyordu. Onun pürüzsüz yüzünü incelemeye başladım. Derken saate baktım. Epey geç olmuştu. Uyandırmazsam işe geç kalacaktı. Ama onu hiç uyandırmak istemiyordum. Hele birde böyle masumca uyurken. Aklıma onu öperek uyandırmak gelmişti ama yapamazdım. Şaka yoluyla;
"Eric kalk! Geldik, kalk yerine yat!" Diye bağırdım. Eric hızlıca yattığı yerden kalktı. Şaşkın şaşkın etrafa bakınıyordu. Masmavi gözleri koca koca açılmış bana bakmaya başladı. Sonra nefesini bıraktı. Nefesini tuttuğunu o Zaman anlayabilmiştim. Ben olduğumu anlayınca yüzümü elleri arasına aldı;
"Ahh" dedi ve durdu. Sonra yüzüme bakıp gülümsedi;
"Sadece Alaskaymış." Dedi. Bende ona bakıp gülümsedim;
"Başka birini mi bekliyordunuz Lordum." Diye takıldım. Gülüp alnıma bir öpücük kondurdu kalbim duracaktı. Aman Tanrım! Beni Affet! Sırıttım. Oda bana bakıp sırıttı.
"Hey! Saatin kaç olduğundan haberin var mı senin? Hadi kalk hazırlan işe geç kalacaksın." Dedim ve mutfağa yönelmek üzere döndüm. O ise küfür ederek odasına koştu. İkimize de bir sandviç hazırladım. Tabi birde waffle! Waffle Eric'in en sevdiği şeydi. Onu yiyince kendinden geçiyordu.
" Ooo işte en sevdiğim kişi. Beni bi tek sen düşünüyorsun Alaska." Dedi ve yanağıma bir öpücük kondurdu ve masaya oturdu.
"Hadi hadi hızlıca ye işe gecikme bugün toplantın var" diyip gülümsedim. Oda gülümsedi.
"Emredersiniz Komutanım!" Dedi ve sırıtarak yemeye koyuldu. Bende hızlıca sandvicime gömüldüm. O sırada kapı çaldı. Kalkmak için hazırlanmıştım ki Eric;
"Komutanım siz zahmet etmeyin ben bakarım." Diyerek ayağa fırladı. İşte bu Adam benim hoşlandığım ama uzak durmam gereken biri. Uzaktan bir akrabam olsada aynı soyadı taşıyoruz. Ne talihsiz bir aşk hikayesi diyerek derin bir iç çektim. O sırada Rose Lugar yakın dostum koşar adımlarla yanıma geldi;
"Hadi Alaska gitmiyor muy.." Cümlesi yarıda kalmıştı çünkü Eric'e yaptığım waffle ı görmüştü. Hemen masaya oturdu;
"Vay, vay, vay nefis gözüküyor." Diyerek eline çatalı aldı. O sırada Eric Rose'un arkasında bitiverdi. Rose'un elinden çatalı alıp;
"O waffle benim için yapıldı tatlım" diyerek tabağı kendi önüne çekti ve yemeye devam etti.
"Alaska ? " diyip gözlerini benim üzerime diken Rose' a hiç bir cevap bulamadım;
" Hey bana öyle bakmayı keser misin?" Diyip ellerimi havaya kaldırdım. Kaldırmamla beraber indirmem bir oldu tabiki. Sonra aklıma bir şey geldi.
"Hey Mrs. Lugar geçenlerde sizin bu eve taşınacağınız haberini almıştım. Yalan haber miydi?" Dedim ve sırıttım. Çünkü bu defa onu ben köşeye sıkıştırmıştım. Eric bile yemeğini yerken güldü bu yüzden yemek nefes borusuna kaçtı. Öksürüklere boğuldu. Suyu uzattım ama hala gülüyordum.
Rose;
"Hım Alaska, biliyorsun olmas.." Diye kekelerken lafını kestim.
"Bu çıkışta senin oteline gidiyoruz. Bütün eşyalarını bizim eve taşıyoruz. Tek bir kelime dahi etme. Söz konusu bile değil." Yemeğim çoktan bitmişti.
Rose'un annesi çok uzakta yaşıyordu. Babasının kim olduğu belli değildi desem yeridir. Rose esmer tenli, uzun kahverengi saçlı, ela gözlü çok güzel bir görünüme sahipti. Annesine hiç benzemiyordu. Huyları benziyor mu Tanrı bilir. Acaba annesi Rose gibi psikopat Mıdır?
"Görüşürüz Eric" diye seslendim. Çantamı aldım. Rose arkamda kendi kendine konuşarak bana yetişmeye çalışıyordu. Her seferinde " he-he " diyerek söylediklerine geçirdim.
Birden" Kaç valizin var" diye her ne anlatıyorsa onu kestim attım. Aklından saymaya başladı. Arabaya yöneldim. Arabaya baktığımda arabamın boyasının siyahtan griye döndüğünü farkettim.
"Çıkışta arabayı boyatmaya götürsek mi ?" Dedim. Tatlı tatlı gülümseyip bana döndü.
"Ben kendi arabamla gelirim. Alaska söz verdiğim gibi geleceğim. Sen arabanı boyat. Ben seni ordan alırım." Dedi. Gerek yoktu çünkü part time işim vardı.
"Gerek yok Rose yürüyerek dönebilirim. Hem bir kaç işim var unuttun mu? Çocuklara uğrayacağım." Dedim. Zengin bir ailenin çocuklarına bakıyordum. Bende fakir değilim tabi ama kendime zengin lakabını yakıştırmıyorum. Rose arabasına geçince bende kendi arabama geçtim.
YOU ARE READING
İlk Çağrı
Science FictionAlaska Askeri bir okulda okuyan başarılı ve bir o kadar da güzel bir kızdır. Yakın arkadaşı Rose ile beraber aynı okulda okuma kararı almıştır. Herşeyden bir haber olan Alaska karşısına çıkan Melek Raziel ile gitmeyi kabul eder ama gittiği yerde sır...
